TEVEKKÜL VE ÇALIŞMA -1-

 

 

KARINCA MI , AĞUSTOS BÖCEĞİ Mİ  YOKSA ‘E’ ŞIKKI MI ?

 Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar bir karınca varmış. Zavallı karınca , yakıcı, kavurucu güneşin altında , kendinden epeyce büyük yiyeceği sırtlanmış, götürüyor.Belli ki maişet derdinde ama sadece bugünün derdinde değilmiş meğer. ‘Yel eserken harmanını savurmak ‘lazım deyip , kışa da yatırım yapmada , gelecek zor günleri sıkıntısız geçirebilme kaygısındaymış.

 Masalın devamında ; bir de ağustos böceği varmış ki aman efendim. Eğlence, çalgı peşinde, bugününü yaşayan , yarınını dert etmeyen bir muhteremmiş. Nerede gece orada sabah. ‘Ye, iç, gez , oyna , bu dünyaya bir daha mı geleceksin , yaşamana bak.‘ da onun felsefesiymiş.

 Bundan sonrasını anlatmaya gerek yok herhalde. Zira kendimizi bildik bileli hatta bilmeyeliden beri, bu masalı bildik biz. Asıl iş ; çıkarılacak dersin ne denli doğru olduğu.

 Evet karınca senesinin yarısını , ömrünün yarısını kara kara düşünüp , zor günleri hatırlayıp, harıl harıl çalışarak , ömrünün diğer yarısında rahat yaşayabilmeye adamış. Ve boyundan büyük işlere kalkışıp , durup dinlenme bilmeden habire çalışmış. Öyle bir emaneti yüklenmiş ki adeta “kaldıramayacağımızdan fazlasını bize yükleme Allah’ım” duasından bihabermiş.

 Peki ya ağustos böceği o da fazlaca mı tevekkül sahibi? Yarınını değil neredeyse yaşadığı gününün gailesini çekmiyor. ‘Nasıl olsa, kuşların bile rızkını veren Allah , benimkini mi veremeyecek ?’ diyor acaba. Fikri malum değil ama zikri gayet rahat görünüyor.  

 Hani bazılarımızda vardır ya , yorganımızın büyüklüğünü görmeden , bilmeden ayağımızı uzattıkça uzatırız.Belki açıkta kalır ayağımız , belki de saklı.Ama olsun ‘Allah büyük , elbet bir kapı açacaktır.’deriz ve atılımlarımıza devam ederiz.

 Bu tevekkülün dorukları mıdır, acaba? Ne yorum yapmalıyız bu duruma?  Bu doruklara çıkıpta mı yorum yapıyoruz yoksa eteklerden ,üstteki olayları görmeye çalışıpta mı yorumluyoruz?

 Bu ayak – yorgan meselesi biraz iş bilmemezlik cahillik mi? Veya tevekkül sahibi bir kulun Allah’la arasındaki  özel bir sevgiye – güvene dayanan bir makamın gereği mi? Ya da yorum yapmak ne kadar doğruca?

 Bazılarımız da vardır , her şeyiyle düzen sahibidir. Planlıdır. Harcaması ve biriktirmesi ölçülüdür. Hayrını da verir, şerrini de düşünür. Bilmem ki ; bu da en büyük nimet olarak insana bahşedilen aklın tezahürü müdür?

 Bir de sadaka konumuz var . Hep duyduğumuz, atalarımızın bir sözü şöyledir ;’hayırda caminin içi dururken ,  önce dışı olmaz.’ Acaba diyorum , Rabbimiz’in eli caminin içinde mi açılı yoksa dışında mı? Daha doğru bir ifadeyle; Rabbimiz’in rızası  caminin içinde mi saklı dışında mı? Her önümüze gelene de bir şeyler verirsek, ne kadar engelleriz bu ağustos böceği durumlarını. O zaman hiç karınca olupta , balık tutmayı isterler mi? Seçmeli miyiz hayır vereceğimiz kişileri?

 Hani bir de misafirlik mevzuu var. Gerçi bu konuda millet olarak , tarihe adını yazdırmış bir milletiz. Fazla söze hacet yok lakin ufak bir ayrıntıya da değinelim bakalım. Cömertlik , misafirperverlik, neticesinde de mutlu olma halini her misafirde yaşayabiliyor muyuz ? Çok sevdiğimiz bir zatı muhteremi ağırlarken duyduğumuz hazzı ve sarfettiğimiz maddi- manevi enerjiyi ; pek hoşlanmadığımız bir ‘tanrı misafiri’ni(!) de ağırlarken alabiliyor muyuz? Yahut bu hazzı kimde ne kadar yaşamalıyız  ya da yaşamamalıyız? Bir ölçüsü var mı , misafiri ağırlama işinin?

 Nasıl bir labirenttir bu? Sonunda Rıza- i İlahi’ye kavuşmak ümidiyle çıkılan bu yolculukta ; gidilen yol doğru zannedilirken çıkmaz sokakta mıyız yoksa? Ufacık gibi görünen her halde aslında vesveseye ve günaha açılan bir kapı da var. Amaç doğru kapıyı bulmakta. Acaba bu düşünce de şeytanın bir oyunu mu? Vesvese denizinde boğulmak mı yoksa?

 En iyisi bu yolu tamamlamış Hak dostlarının kapısını çalıpta, ipin ucunu bize de atmalarını temenni edelim. Allah’tan bizi en doğru şekilde , en az hatalarla kendisine ulaştırmasını niyaz edelim.

 Vesselam…

 Mimar Seyide Rana Kübra

3 thoughts on “TEVEKKÜL VE ÇALIŞMA -1-

  1. Peygamber SAv’den Deylemî’nin İmran RA’den rivayet ettiği bir hadis-i şerifle sohbetime başlamak istiyorum. Önce hadis-i şerifin mübarek metnini okuyalım:

    RE. 415/3 (Men tevekkele alellàhi kefâhullàhu meûnetehû ve razekahû min haysü lâ yahtesib ve meninkataa iled-dünyâ vekelehullàhu ileyhâ.) Sadaka rasûlüllàh fî mâ kàl ev kemâ kàl.

    Bu hadis-i şerif tevekkül etmek Allah’a dayanmak Allah’ı vekil etmek Allah’a güvenmek işini işlerini yaparken işlerini Allah’a ısmarlamak mânâsına tevekkül üzerine bir hadis-i şerif.
    Biliyorsunuz Allah-u Teàlâ Hazretleri Kur’an-ı Kerim’de pek çok âyet-i kerimede kendisine tevekkül edilmesini emrediyor tavsiye ediyor. Binâen aleyh bizim öğrenmemiz gereken önemli işlerden birisi de Cenâb-ı Hakk’a tevekkül etmektir. Cenâb-ı Hakk’ın varlığını birliğini kudretini her şeyin sahibi hâkimi olduğunu bütün gücün kuvvetin onda olduğunu bilen tabii ki Cenâb-ı Hak’tan yardım ister. Tabii ki Cenâb-ı Hakk’a dayanır. Tabii ki Cenâb-ı Hakk’a işlerini ısmarlar havâle eder. Tabii ki ona güvenir onun kendisine yardım edeceğine inanır. Allah-u Teàlâ Hazretleri de yardım eder.
    Onun için tevekkül etmeyi çok dikkatli bir şekilde hayatımıza uygulamalıyız. Yalnız tevekkül edilecek konularda tevekkülü yanlış anlamamak lâzım. Elimizden gelen her türlü çalışmayı yapmalıyız. Yani görev olarak vazife olarak bizim yapmamız

    gereken her şeyi yapmalıyız. Tevekkülü tenbellik mânâsına anlamamalıyız. Tedbir almamak mânâsına anlamamalıyız. Boş durmayı gayret göstermemeyi çalışmamayı tevekkül diye isimlendirmemeliyiz.

    Onlar tenbellik onlar sorumsuzluk onlar vazife şuuruna sahip olmamak… Onlar Cenâb-ı Hakk’ın sevmediği bir şey. Tevekkül Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği bir şey. Bütün gücün kuvvetin Cenâb-ı Hak’ta olduğunu bilip ona dayanmak ona güvenmek işlerini öyle yapmak…

    Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki:

    (Men tevekkele alellàh) Kim Cenâb-ı Hakk’a dayanırsa güvenirse işlerini ona ısmarlarsa; çalışmalarında gayretlerinde Cenâb-ı Hakk’a dayanırsa onun kendisine yardım edeceğini dilerse; yardım ettiği takdirde de mutlaka başaracağına inanır bilir ve Cenâb-ı Hakk’a: “Yâ Rabbi ben sana tevekkül ettim sana dayandım!” derse; (kefâhullàhu meûnetehû) Allah-u Teàlâ Hazretleri onun o sıkıntılı zamanında kendisinden imdât istediği meded umduğu zamanda onun sıkıntısına kifâyet eder. Yâni yardımcı olur sıkıntısını giderir. Umduğu gibi onu korur ve istediği şeyi ona nasib eder.

    Çünkü mukadderat Cenâb-ı Hakk’ın takdiriyle oluyor. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah… Asıl iman bütün gücün kuvvetin Allah’ta olduğunu iyice idrak etmektir. Biz kullar olarak yâni mü’min kullar olarak bu duygunun ne kadar önemli bir duygu olduğunu bilmeliyiz.

    Bazı önemli duygular var. O duygularla insan iyi bir müslüman oluyor. Ve o duygularla Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini rızasını kazanıyor. O duygulardan bir tanesi nedir?.. Tevekkül duygusudur. Cenâb-ı Hakk’a dayanmak yardımı ondan istemek işini ona ısmarlamak dilerse onun yardım edeceğini bilmek duygusudur.

    Böyle bir düşünce ile samîmî bir bağlılık ile sıkıntılarında dertlerinde boyunu aşan meselelerde her meselesinde Cenâb-ı Hakk’a tevekkül ederse bir kul; Cenâb-ı Hak onun sıkıntısını giderir istediğini verir yardımını gönderir ve bu elle tutulur gözle görülür bir şekilde anlaşılır bir olay olarak hayret edilecek bir şekilde tahakkuk eder.

    (Ve razekahu min haysu lâ yahtesib) “Ve Cenâb-ı Hak onu ummadığı tahmin etmediği beklemediği yönden yerden vesilelerle rızıklandırır nimetine mazhar eder. Hem geçim için gerekli maaşı ve rızkı verir hem daha başka nimetleri ihsan eder.”

    Çünkü meselâ insan iman edince “Lâ ilâhe illallah. Allah-u Teàlâ Hazretleri var; şeriki naziri ortağı benzeri ve dengi yok!” deyince Allah’ın eşsiz şeriksiz nazirsiz tek mâbud olduğunu bilince bununla cenneti kazanıyor. Önemli duygulardan birisi bu.

    Subhânallah deyince; hiç bir noksanı olmadığını hiç bir işi eksikli kusurlu yapmadığını her türlü güzel en güzel sıfatlara en büyük kıymetli vasıflara sahip olduğunu her işinin güzel olduğunu anlamak; bu da insanı çok yüksek derecelere çıkartır.

    Elhamdü lillah demek kendisine gelen bütün nimetlerin rızıkların Allah tarafından gönderildiğini bilip ona teşekkür ona hamd onu medh ve senâ duyguları içinde bu nimetlerin ondan geldiğini bilerek minettarlık duygusu içinde söylenen bir söz bu. Bu da çok büyük şey kazandırıyor.

    Tevekkeltü alellah da; “Allah’a dayandım Allah’a tevekkül ettim evelallah…” diyoruz biz “Allah’ın izniyle bu işi yaparım başaracağım1” diyoruz. O zaman çok büyük bir neşe ile aşk ile şevk ile atılıyoruz. Hakîkaten de bu inancımızın çok kıymetli inanç olması dolayısıyla Cenâb-ı Hak insanı umduğuna nâil ediyor.

    Tabii insanın acele etmemesi lâzım! Yâni bir geminin kaptanı bile dümeni kıvırdığı zaman gemi birden oluduğu yerde çark etmez. Bir taraftan mesafe alarak yönünü yavaş yavaş değişerek öyle döner.

    Evet Cenâb-ı Hak dilerse bir şeyi yok etmeye var etmeye döndürmeye yüzen derece çevirmeğe halk etmeye icâd etmeye kàdirdir ama; işlerin oluşumunun da bir hikmetle bir çok hikmetlerle belirli bir zaman içinde oluşacağını bilip de acele etmemeyi de Cenâb-ı Hak bize emrediyor. Peygamber Efendimiz bize tavsiye buyuruyor.

    Bundan dolayı acele etmeden sonucu alacak noktaya kadar çalışmaya devam etmek lâzım! Buna ne diyoruz? Sabr u sebat diyoruz. Allah sabredenleri de çok seviyor. Bu da çok güzel bir ahlâk çok güzel bir davranış çok güzel bir duygu… Bunlara sahip olmalıyız.

    Yâni güzel bir amacı düşünmeliyiz düşündüğümüz için sevap alırız. Onu yapmak için girişmeliyiz işe… Giriştiğimiz zaman başarsak da başarmasak da mükâfâtı alırız. İşin oluşu meyvanın husûle gelmesi için hasıl olması için de sabretmeliyiz sebat etmeliyiz. Allah sabr u sebâtı da sever. Bir de Allah-u Teàlâ Hazretleri’ne dayanmalı güvenmeli tevekkül etmeliyiz. Allah tevekkül edenleri de çok sever.

    Onun için çok güzel duyguları oturun düşünün yatın düşünün yürüyün düşünün toplanın düşünün arkadaşlarınızla düşünün sevdiklerinizle düşünün gönüldaşlarınızla düşünün ve onun yapılmasına girişin ve Cenâb-ı Hakk’a tevekkül edin edelim! Yâni ben kenarda durup da sağa sola söz söylemeyi de uygun görmüyorum. İstisnâsız herkesin fiilen çalışması lâzım elinden gelen her türlü gayreti göstermesi lâzım!

    Bu işler yâni hedef alınan güzellikler güzel amaçlar ne kadar zor olsa da Allah’a tevekkül edince Allah’ın yardım edeceğini o sonucu bir zaman sonra ihsân edeceğini bilmemiz lâzım!..

    Kendi hayatınızda dikkat edin hafızanızı yoklayın hatıralarınızı karıştırın; neler istemişseniz zaman içinde Cenâb-ı Hakk’ın verdiğini göreceksiniz. Cenâb-ı Hak duaları kabul ediyor isteyene istediğini veriyor. Ben başta en belirgin şâhidlerden biriyim. Bir umulmayan noktadan çok yüksek nimetlere Cenâb-ı Hak nâil ediyor.

    Onun için tevekkül etmeye alışmalıyız. Bunun sonucunda da hem bize Allah’ın yardımı gelir hem sıkıntılar gider hem de Cenâb-ı Hakk’ın rızkı ve nimeti gelir. Hem de ummadığı yerlerden rızıklara nâil olur insan… Ne kadar güzel!

    Demek ki tevekkülü öğrenmeliyiz ve uygulamalıyız uygulamaya çalışmalıyız!

    Pekiyi bunun aksi nedir? Tevekkülün aksi yani Allah’a tevekkül etmemek ne demek?.. (Ve men inkataa iled-dünya) “Kim dünyaya bel bağlarsa yalnız dünyalığa dünyaya dayanırsa…” “Bu işin başı paradır para olursa olur parasız olmaz.” veyahut “Bu işin başı şudur şu âlettir şu vasıtadır şunlar şunlardır; onlar olmayınca olmaz!” vs. Yâni gayeleri bu dünyaya yönelik kısır ahirete yönelik değil Allah’ın rızasına kazanmaya yönelik değil; emelleri sadece dünyevî maddî geçici hevesler emeller mânâsına da gelir.

    Vasıtaları da hep dünyevî vasıtalar olarak düşünürse; yâni “Kardeşim yapacaksın çalışacaksın; çalışırsan başarırsın yapacaksan sen yaparsın…” filân. Öyle değil! İnsanın tâkatinin çok üstündeki sonuçları Cenâb-ı Hak veririyor. Yani insan çalışıyor ama çalıştığından çok çok büyüklerini fazlasını Cenâb-ı Hak veriyor.

    Burada emellerini amaçlarını sırf dünyaya hasretmek mânâsı da var. Yâni Allah’ın rızasını düşünmeyip dünya menfaatini düşünmek gibi. Hem de âlet ve vasıtaları hep maddî âlet ve vasıta olarak düşünmek mânevî yardımları Cenâb-ı Hakk’ın lütfunu ihsânını hiç nazara katmamak da var.

    Böyle düşüncelerle kim kendisini dünyaya hasrederse dünyalığa bağlarsa sırf o zihniyete sahip olursa o kafada olursa; (vekelehullàhu ileyhâ) “Sen böyle mi düşünüyorsun?!” der Cenâb-ı Hak da onu dünyaya döndürüverir. Salıverir kendi haline dünya ile başbaşa bırakır. Ama hiçbir şey eline geçmez. Çünkü sonuçları aldıran ihsân eden nimetleri veren sıkıntıları gideren başarılara ulaştıran Allah’tır.

    Allah-u Teàla Hazretleri bizi sevdiği işleri yapmaya muvaffak eylesin… Sevdiği işleri yapan sevdiği bir kuluna Cenâb-ı Hak yardım eder.

    –Misâlleri var mı?..

    Tabii başta Peygamber SAS Efendimiz ve diğer enbiyâullah misâldir. Çok az sayıda oldukları halde çok nâ-müsâid durumda görüldükleri halde Cenâb-ı Hak onları muvaffak etmiştir. Çünkü onlar Allah’a tevekkülü en güzel tarzda yapan kimselerdir.

    Peygamberler ve Peygamber-i Zîşan’ımız bizim en güzel örneklerimizdir. Peygamber Efendimiz de en büyük örneğimizdir. Her şeyimizi onun davranışlarına bakarak oradan ibret alarak yapmaya çalışmalıyız!

    Mûsâ AS ile Firavun’un macerasını hepimizin bildiği olayları düşünelim! Yâni Mûsâ AS’ın imkânları neydi Firavun’un gücü neydi?.. Kıyas bile kabul etmez. Gülerler yâni “Sen nasıl bu işe kalkışıyorsun?” derler. Ama Allah-u Teàlâ Hazretleri:

    (İzheb ente ve ehuke) “Sen ve kardeşin gidin Firavun’a!” diye emretti. Tabii onlar da peygamberlik vazifesini alınca canları tehlikede de olsa Allah’ın emrini tuttular. Ama Allah sonunda onları gàlib eyledi.

    Peygamber Efendimiz de çok zayıf olarak başladı. Müslümanlar ilk başta çok zayıf olarak başladılar. Çok mağdur edilmek istendiler. Çok zulme uğratıldılar. Ama sonunda başardılar. Diğer peygamberlerin hayatları da öyledir.

    Onun için anlattığım sıra ile güzel şeyleri düşünelim güzel amaçlar edinelim! O amaçları elde etme etmek için her türlü imkânı ortaya koyarak malımızla canımızla çalışalım gayret gösterelim ve Cenâb-ı Hakk’tan yardım nusret dileyelim Cenâb-ı Hakk’a tevekkül edelim!.. Zafer nusret muvaffakiyet başarı gelinceye kadar sabr ü sebat edelim!..

    Sabr ü sebat ve takvâ güzel başarının iki önemli şartıdır. Hem sabr ü sebatlı olacak sabırlı olacak hem de takvalı olacak müttakî kul olacak. Günah işleyip dururken Cenâb-ı Hak yardım etmez! Yardımı bile keser… Rızkı da keser yardımı da keser. Onun için Cenâb-ı Hakk’a tevekkül etmeyi öğrenelim!.. SELAM VE DUA İLE …. es seyyid ömer el haznevi

  2. çalışmak ibadettir.hem dünya için karınca olmalı,hemde ahiret için karınca olmalı.yoksa dünyadada ve ahirettede çat ayaz var.

  3. sayın Seyyide Rana Kübra yazınız çok güzel.gönülden nağmeler belliki. bende bi şey söylemek istedim. tarikat hakikat hakikatte DERS ÇALIŞMAYAN SINIFTA KALIR. Vesselam

Nuru ŞEMS ——EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin Işığını Kaybetme

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s