SIDDIKLARLA BERABER OLMAK VE ARKADAŞLIK

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Arkadaş bizim kültürümüzde çok önemli bir yer teşkil etmektedir. Hayatın mutlu anları onlar ile daha keyifli ve huzurlu geçerken, çileli ve sıkıntılı günleri, yine onlar ile az stresli ve çekilir hale gelmektedir. Bazı zaman olur ki, en yakının ile paylaşamayacağın sırlarını onların hafızalarına emanet edersin. Bazı zaman olur ki, onlar için maldan, candan hatta serden bile vazgeçersin.

Bir çırpıda söylediğimiz, hatta bayramlarda, seyranlarda amaçsızca sıkılan maganda kurşunları gibi fütursuzca kullandığımız bir kelime olan arkadaş. Kelime manası itibariyle; Görmediğimiz yerden gelecek tehlikelere karşı bizleri korumayı kendine dert etmiş kimse anlamına gelmektedir.

Eski Türklerde ise; Askerler savaşırken, arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kayaya veya taşa vererek ok atarlarmış. Atalarımız genelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş. Yıllar sonra bu sırta dayanan taşın ismi ARKA-TAŞ’dan ARKADAŞ şeklinde dilimize yerleşmiş ve bugün bile güvenebileceğimiz bizi arkadan vurmayacak olan samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isimdir. Konuşma dilimize, böyle manidar bir kelimeyi kazandırdıkları için Ceddimize ebedi rahmet olsun.

Gerek iş, gerekse sosyal hayatımızın büyük bir bölümünü arkadaşlarımız ile geçirmekteyiz. O’nun için onları seçerkende ince eleyip sık dokumamız gerekmektedir. Şeçtiğimiz kişi veya kişilerin arkadaş hukukuna riayet eden, eroğlu er olup olmadığını bilmeli. Bu yüksek payenin, her beşerin omuzları üzerine yüklenemiyeceğinin farkında olmalıyız.

Biz müslümanlara göre bu kavramın çerçevesini çizecek iki ana kaynak var;

Birincisi; Rabbimizin Hitab-ı İlahisi olan Kuran-ı Kerim. İkincisi; ise Fahri Kainat Efendimiz Aleyhisselatü vesselam Hazretlerinin Hadis-i Şerifleridir. Kişi, zaten hayatını bu iki gibi görünen teke göre düzenlemiyorsa! Her haliyle zararda olduğu gibi, bu konuda da hüsrana uğramış demektir.

Kuran-ı Kerime bakacak olursak yüce Yaratıcımız Tevbe Suresinin 119. Ayet-i Kerimesinde kullarına Arkadaş seçimi ile alakalı “….Sadıklar ile dostluk yapın” diyor. Cenab-ı Mevla, “Sadık” olun demiyor. “Sadık” olanlarla beraber olun diyor. Pekala kimdir bu “Sadıklar”?

Sadıklar; Rabbine vermiş olduğu kulluk sözün arkasında duran kimselerdir. Hayatının her anı bir ok gibi düm düz olan. Aklını, fikrini Rabbine ulaşma hedefine kilitlemiş. Özü, sözü bir olan kimselerdir onlar.

Zihniyet olarak bütün malını mülkünü Allah yolunda harcayan, geriye ne bıraktın diye sorulduğunda “Allah ve Resulunu bıraktım” diyecek kadar dünyaya zerre kadar itibar etmemiş adam gibi adamdır onlar. Efendisi “ben bu diyarı terk ediyorum sen son kalan emanetleri sahiplerine teslim et!” dediğinde onun sözünün üzerine ikinci bir söz söylenmez diyerek “peki efendim” deyip sevgililer sevgilisinin yatağına uzanıp üzerine çarşafı bürüyerek ölümü bekleyecek kadar bedeni yürek kesilmiş aslandır onlar. Uhud dağlarını “Muhammed öldü” nidalarının inlettiği bir anda. başından aşağı kaynar sular dökülen sahabenin atını şaha kaldırarak “o öldüyse, o halde biz neden yaşıyoruz!” diyecek kadar kendilerini davalarına adayan imandır onlar. Kocası bir yerde uzanmış, kardeşinin ve babasının cenazesinin üzerine uhud dağı gölgelik yaparken onların acısını bir kenara bırakarak “Allah Resülü nasıl ona bişey olmadı ya çok şükür” diyecek kadar aklı fikrini sevğililer sevgilisine teslim etmiş annelerdir onlar.

Adları Ali, Bekir, Ömer, Osman, Musab,Talha,Zübeyr, Hamza,Hatice, Aişe …. daha niceleri. İşte Cenab-ı Hakkın sadık dostlar dediği kimseler onlardır. Mallarından,canlarından, evlatlarından, eşlerinden, kocalarından kısaca kim Yaratıcaları ile arasındaki Sırat yolunda mani teşkil ediyorsa. Hepsini geriye bırakarak, yalnızca Rabbine güvenip bütün yüreği ile “Benim vekilim Allah’tır. Geriye kalan laf-ı güzaftır” diyerek yollarına devam edenlerdir yürek insanlarıdır onlar.

Onlara öldü diyenler! Gözlerini açıp etrafını seyretmeyen, akıllarını kendilerine tartışmasız mürşit bilen ve hayatı yalnızca baş gözünün seyrettirdiği ile sınırlı olduğunu düşünen insanlardır.

Her devirde onların nesilleri ulu çınarlar gibi bir daha yükselerek küfrün ateş saçan hararetine karşı inananları dallarının altında muhafaza etmiş ve hala muhafaza etmeye devam etmektedirler.

Değişime uğrayan sadece isimleri ve ten elbiseleridir. Değişmeyen ise; O ten elbisesinin içinde Rabbin kullarına hitap eden ve kıyamete kadar baki kalacak olan Nebev-i Ruhtur. Güneşin zahir manada aramızdan ayrıldığı ve cehalet karanlığının insanları bürüdüğü anlarda, Maneviyat Güneşinden aldıkları güç ile insanlara yol gösteren gök yüzündeki Kamer gibidirler.

Onlar efendimizin Hadis-i Şeriflerinde buyurduğu gibi Peygamber varisleridir. Yine bir diğer hadisi şerifte buyurduğu gibi “ Gönüllerini, Rablerinin evleri haline getirmiş” günde 360 defa Nazar-ı İlahiye mazhar olan ulvi şahsiyetlerdir.

İşte arkadaşın gerekliliği bu safhada belirleyici bir rol oynuyor. Arkadaş; insanı, Ya Cenab-ı Hakkın Sadık dostlarından bir dost olma yoluna götürür. Ya da, tam tersi Hakkın hidayet yolundan yüz çevirmiş. Hüsrana uğrayanların yoluna.

Çünkü efendimiz bir hadisi şeriflerinde arkadaşın önemi hakkında şöyle buyurmuşlardır;

“Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kişi kiminle dost olacağına dikkat etsin!”

Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

Muhterem dedem Muhammed Sıddık Haşimi Hazretleri bir sohbetlerinde iyi ve kötü arkadaşın durumunu şöyle örneklemiştir;

Evladım bizim memlekette kanalizasyonların olmadığı dönemde lağım çukurları vardı. O dolunca belediyen temizlik ekibi gelir. o çukurların içlerini boşaltırdı. O işi yapanları gücendirmek değil maksatımız, misal olsun diye söyliyeceğim; “Eğer kişinin arkadaşı, belediyede lağım temizliği işi yapan kişi olursa. Memlektin semt semt, sokak sokak lağımlarını koklar. Ama kişinin arkadaşı, gül bahçesinin bahçıvanı olursa, renk renk açmış güllerin güzel kokularını koklar ve üzerine gül kokusu siner. Kim üzerinde giydiği bembeyaz elbise ile, üzerine karalar bulaşmış birine sarılır, işte kötü arkadaşında misali böyledir. Kişinin anahtar hükmünde olan arkadaşı, Ya Cennet bahçelerinin kapısını, ya da Cehennem çukurlarının kapısını açacaktır.”

Misallerden de anlaşılacağı üzere arkadaş; kişinin ahiretini mamur edecek tılsımı beraberinde taşımaktadır. Hayatımızın büyük bir bölümünü beraber geçirdiğimiz dostlarımızı iyi seçmeli. Fani dünya zevklerini bize hakikatmiş gibi gösteren yalancı dostlara kanmamalıyız. Kısacık dünya hayatını ve menfaatini, baki hayata değişmemiş sadık dostlarla beraber olmayı kendimize bir görev bilmeli, Onları bulduğumuz zaman ise, eteklerine sımsıkı sarılarak onların yürüdüğü yoldan yürümeliyiz. Sözlerimi Efendiler efendisinin bir Hadisi Şerifi ile bitirmek istiyorum;

“Allah’a şirk koşanlar ile oturmayın, onlarla bir araya gelmeyin! Kim onlarla oturur ve onlarla seve seve birlikte olursa, onlardandır.”

talha yasin

5 thoughts on “SIDDIKLARLA BERABER OLMAK VE ARKADAŞLIK

  1. Yüreğe düşen kor ateş teşbihine ve ince hastalık tanımına yürekten katılıyorum.Duanın ve duaların tümüne gönlümün en küçük hücresine kadar titreyerek “amiin” diyorum..Nuru Şems’e emek verenler adı altında herkes için dua ediyor, yazıları mükemmel bulduğumu da belirtmek istiyorum…Allah razı olsun…Bu yazıya ilintili olarak da Allah herkese bir mürşid nasibetsin inşallah diyorum.Saygılar…

  2. Kardeşim ellerinize gönlünüze dilinize kalbinize sağlık olsun, harkulade, mükemmel bir yazı. Sitenizi arkadaşlara tavsiye ettim. Takiptesiniz…

  3. gerçekten büyük bir zevkle ve hiç bitmesin diyerek okudum. Bu sözlerin yürekten ve gönülden satırlara aktığı çok aşikar bir şekilde gözüküyor. Yürekten teşekkür ediyorum, emeğinize ve gönlünüze sağlık…Saygılarımla…

  4. Dost insanı gittiği yere götürür. Bu nedenle dostu iyi seçmek lazım. Eğer dostun şeytansa, cehenneme. Eğer dostun Rahman sa Cemalullah’a götürür. Vesselam…

  5. İnsanın sıddık arkadaşlarından ayrı kalması,onlara hasretlik yaşaması,yüreğe düşen kor ateş gibidir.Bu ateş, ince hastalığa yakalanmışçasına onu üzer ve yakar. Rabbim derinden yaşanan bu arkadaşlığı herkese yaşatsın ama asla ayrı bırakmasın.

Nuru ŞEMS ——EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin Işığını Kaybetme

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s