NAMAZ İLE HAKKA YÜRÜMEK (MİRAÇ)

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

MUHAMMED SIDDIK HAŞİMİ HAZRETLERİ BİR SOHBETLERİNDE NAMAZ İLE ALAKALI ŞUNLARI BUYURMUŞLARDI;

Dünya sıkıntılarının insanı çepeçevre sarıp boğduğu, nefesimizin boğazımıza düğümlendiği zamanlarda, bir an dahi olsa Rabbi bir atmosferde nefes almaktır Namaz. Cennet bahçelerinin rengarenk açmış çiçeklerini ve Besmelenin B harfinden kaynayıp coşan kevseri, yine Besmeledeki Mim harflerinden kaynayıp coşan süt,bal ve kaymak ırmaklarını seyredip, meleklerin “Selam üzerinize olsun” nidalarını işiterek, dallarının Cennette dokunmadığı köşk kalmayan Tuğba ağcının azameti ve zikri karşısında şaşkınlık ve manevi sarhoşluk ile Rabbimizi bütün noksan sıfatlardan tenzih etmek ve sanatkarlığını takdir etmektir namaz.

Cehennemin dağlar gibi kıvılcımlar saçıp, kulakları sağır edecek homurtular çıkartarak Hakkı inkar etmiş ehli küfrü görünce “Daha yok mu?” dediğini işitmek. ve ikiyüzlülükleri sonucu ebedi lanet ve zillet damgası yiyen münafıkların Zebaniler tarafından Haviye Cehenneminde büyük bir azap içerisinde yuvarlandıklarını görmektir namaz.

Namaz, Ademoğlu’nun Cenab-ı Mevla’ya yapmakla mükellef olduğu kulluk vazifesinin zirvesinde olan bir ibadet ve aynı zamanda, kişiyi Rabbi karşısında manen olgunlaştıran, Yaratıcısı ile arasında manevi köprüler kurmasına vesile olan bir araçtır.

Peygamber efendimizin ifadesine göre ise namaz; “Müminin Rabbine miraçdır”. Yani kulun Rabbi ile buluşması ve hasret gidermesidir. Hatta kul namaz ile Yaratıcısına öyle bir yaklaşır ki Kuran-ı Kerim’in ifadesi ile aralarındaki mesafe Kab-ı Kavseyn mesafesi kadar olur yani “iki yay aralığı kadar, yahut daha az. Necm Suresi 9 Ayet”.

Ayetten de anlaşılacağı üzere; Namaz, hafife alınacak basitlikte ve sadelikte bir ibadet değildir. Her sözünün arkasında bizatihi Allah olan (O heva ve hevesinden konuşmaz, konuştuğunda vahiy ile konuşur Necm Suresi 3,4. Ayetler) ve Nübüvetten öncede kendisinden yalan sadır olmamış dosdoğru bir peygamberin ağzından “Namaz müminin Miracıdır” sözü çıkmışsa. Bu söze kesin kez inanmak imanın gereğidir. Kişi kıldığı namazda miracı yaşayamıyorsa o söz söyleyenin yanlışı değil, namazı hakkıyla ifa edemeyen bizlerin yanlışıdır.

Kul, namazı sadece üzerine yüklenmiş bir ağırlık veya yapıp kurtulması gereken bir ödev mertebesinde değerlendirirse. Tabiî ki kıldığı namaz ile Rabbine yükselemez. Namazı evveli ve ahiri ile bir bütün içerisinde değerlendirmeli. Namaz öncesinde manen onun havasına girmelidir. Namaz anında ise dünyaya dair her şeyi bir kenara bırakarak yalnızca Rabbi ile baş başa kalmalıdır.

Namazın evveli derken, Taharetlenmeden tutunda, istibra, istincaya varıncaya kadar en ince detaylarda bile hassas davranmalı. Üzerimizdeki ve içimizdeki maddi kirlerden arınmış bir ten elbisesi ile, Huzuru İlahiye çıkmalıyız. Ardından Efendimizin Sünneti Seniyesine uygun bir abdest ile bedenimizi nurlandırmalı ve durulanmış bir beden ile Rabbimize yaklaşmaya hazır bir hale gelmeliyiz.

Huşu ve hudu(Kalbde devamlı olan Allah korkusu) ile İlk tekbiri getirdiğimizde, Kabe’nin Ruhaniyeti karşımızda hissederek avuç içlerimizle onu selamlamalı. Elimizin tersi ile dünyanın bize teklif ettiği fani zevkleri geri çevirerek Rabbin iklimine doğru kanat çırpmalıyız. Ardından okuduğumuz SUBHANEKE duasıyla; Nefis ve Şeytanın, üzerimize serpmiş olduğu ölü toprağını, bütün güç ve iradeyi yalnızca zatında toplamış olan yüce makamdan, kaldırmasını talep edip. Dilimiz ile söylemesekte, halimizle o makama;

“Ya Rab, arşı taşıyan meleklerinin, bu dua hürmetine üzerindeki yüklerini nasıl hafiflettiysen. Bizimde üzerimizdeki yükleri öyle hafiflet. İbadetimizden feyiz almamızı kolaylaştır.” Diyerek o kutsiyet ötesi makamdan bizi katına kabul buyurmasını isteriz.

Subhaneke Duası; Kulun, bütün kitapların sırrını içinde barındıran Fatiha Suresine ve onda yaşanacak ruhaniyete bir nevi hazırlık aşamasıdır.

FATİHA Suresini okumaya başladığı zaman, On Sekiz Bin Alem Kıyama kalkarak Alemlerin Rabbini kendi lisanı ile hamd etmeye başlar. Bütün bu ibadetler ve hamdler Efendimiz Muhammed Mustafa’ya sav. Nurdan fanuslar içerisinde sunulur. Yüz yirmi dört Bin Enbiyanın arasındaki, sonunda Alemlerin Rabbine giden Sıratı Müstakim yolu üzerinde, Efendimiz önderliğinde, Cenab-ı Hakka doğru yürümeye başlanır.

Kul bu seyir içerisinde Cenabı Hakkın Tecelliyatlarını görmeye başlayınca aşk ile rükuya giderek Kudreti sonsuzun Azametinin yüceliğini ve yaratmış olduğu her şeyden münezzeh olduğunu zikreder. Ardından etraf Cenab-ı Hakkın dört bir cihetten duyulan o latif sesi ile “Rabbiniz etmiş olduğunuz hamdinizi işitti” deyince. Kul Heyecan ve mutlulukla başını kaldırır ve “Hamdimiz yalnız sanadır Ya Rab!” dedikten sonra onun yüceliği karşısında secdeye kapanır.

Yarattığı hiçbir varlıkla kıyas edilemeyecek bir yüceliğe ve saltanata sahip olan Yaratıcısına “ Seni her türlü noksaniyetten tenzih ederim. Yücelikte zatına denk olmayan Rabbim” dedikten sonra başını kaldırır ve “Sidre-i Münteha’yı” Peygamber Aleyhisselam rehberliğinde geçerek Rabbine vasıl olur.

Orada gözler sınırı ve hatti aşamaz. Kendine emir olunan kadarıyla görebilir. Sonra Peygamber Aleyhisselam elinde taşıdığı tüm ibadet ve hamdleri Rabbine taktim eder ve Cenab-ı Hak Peygamberine has şöyle dua eder; “Ey Nebim selamım ve rahmetim üzerine olsun” . Buna karşılık olarak Peygamberler sultanı yanında gelen Salih kulu işaret ederek “Selamın üzerimize ve böyle Salih kullarının da üzerine olsun Rabbim” deyince Arş-ı Ala’da bulunan bütün melekler “ şehadet ederiz ki Allahtan başka bir ilah yoktur ve yine şahitlik ederiz ki Hz Muhammed sav O’nun kulu ve Resuludur”

Kul Peygamberinden gördüğü bu ikramın arkasından Rabbine “Ey noksan sıfatlardan münezzeh olan Rabbim. Peygamberimizin atası olan İbrahim nebiyi ve ailesini nasıl bereketli kıldıysan ve onların üzerine Rahmetini nasıl sağnak sağnak yağdırdıysan. Benim efendime ve ailesine de aynı ihsanını gerçekleştir.” der.

Ayrılık vakti yaklaşmıştır. Kul Rabbinden son bir istekte daha bulur ve “ Ey Rabbimiz, Kahhar ismin ile yarattığın Cehennemini ve onun azabını gördük. Bizi, anne, babamızı ve müminleri onun azabından koru. Dünya hayatında ve Ahirete bize iyilikler ve güzellikler ihsan eyle. Çünkü sen ihsan edicilerin en güzelisin” diyerek miracını tamamlar ve dünya arzına geri döner.

Namaz kulu Rabbine işte böyle yaklaştırır evladım. Namazı kılmayan insan neleri kaçırdığını kime isyan ettiğini bir bilse alnını secdeden kaldırmaz. Ama imtihan dünyası işte. Namazını kılmayan İnsanoğluna, “Arkadaş sen Allah’a büyüklük taslıyorsun, ona senin kurtuluşunu istemiyorum diyorsun” dersek. Bize “Olur mu hoca efendi? Haşa biz Allahtan korkarız!” der. size bir misal ile açıklayacağım. Namaz kılmayan bir kişi Allah’a nasıl aleni isyan ediyor beraber görelim.

Benim Ahmed isimli bir oğlum var. Ben Ahmed’e desem ki “oğlum Ahmed bana bir su getir.” Ahmed beni duysa getirmese. İkinci defa tekrarlasam Ahmed yine aldırış etmese. üç, dört ve beş Ahmed’den hala ses yok. Şimdi Ahmed bana ne demek istiyor evladım. “Baba kör müsün? Kalk suyunu kendin al” demeye getiriyor. Lisanı ile demiyor ama hali ile onu anlatıyor.

Şimdi gelelim namaza; Ezan-ı Şerif ile, Cenab-ı Hak kullarını günde Beş vakit haydi namaza, haydi kurtuluşa diye çağırıyor. Cenab-ı Hak, Kulun birinci aldırış etmemesini hüznü zana mukabil duymadı diye değerlendirse. İki, üç, dört, beş kulda hala reaksiyon yok. Kul işte tam bu anda Rabbine “Senin namazını da kurtuluşunu da istemiyorum” diyor. Dili ile söylemese, hali ile onu anlatıyor.

Şeytan iki vakit namazını kılmamış kula “Ben sana gelecek beladan Allah’a sığınırım. Ben bir defa secde etmedim Huzur-u İlahiden kovuldum” diyerek o kuldan uzaklaşır. Burada dikkat edilecek bir husus var! Şeytan Alemlerin Rabbine secde ve kulluk etmekten asla geri durmuyor. Sadece Adem Aleyhisselam’a secde etmiyor. Fakat Adem evlatları şeytanın oyununa gelerek bizatihi Cenab-ı Hakka secde etmiyorlar isyanları şeytanınkine denk veya daha büyük.

Abdesti ile beş vakit namaz, kulun sadece bir saatini alır. Her gün ömür sermayene yirmi dört saati yatıran Zatı Kerim, senden bunca nimetine karşılık verdiği ömür nimetinin 1/24 geri istiyor. Cenab-ı Hak bu safhada kuluna şunu diyor;

Ebedi ve sonsuz hayat benim elimde. Bunların yanında sana verdiğim hayat ise zerre mesafesinde. Vereceğin, bir ile bin arasında hiçbir fark yok. Yaptığın her şey kendi nefsin içindir. Kahredici azabımdan nefsini kurtarmak istiyorsan kul olduğunu göster ve bende senin üzerinde ebedi nimetlerimi tamamlayım.

Sözlerimi bir Ayet-i Kerime meali ile bitirmek istiyorum;

Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.

Nur Suresi 37. Ayet

Yazan: Talha Yasin

3 thoughts on “NAMAZ İLE HAKKA YÜRÜMEK (MİRAÇ)

  1. Önce; Tuğba ağacı azameti ve zikri,sonra namazda hissedilmesi gereken huşu ve hudu tanımı beni çok etkiledi.Bu ana dek kıldığım namaz da şu andan sonra eda edeceklerim de daha da bir anlam kazandı benim için..Yazının bütünü çok önemlidir benim için.Çok teşekkür ederim.Allaha emanet olunuz….

  2. Gönül kaleminden dökülen bu yazı , müslüman olupta namaza çağrıldığım için ne kadar hamdetmem gerektiğini hatırlattı. Sağolun,harika olmuş.Rahmetli Üstat Necip Fazıl ne güzel söylemiş:”Secdelerdeymiş aşk; Bulmak alnıma düştü …”

  3. çok güzel bir yazı olmuş ,namaz, alemlerin rabbi olan allahımız ile sohbettir ona ihtiyaçlarımızı arz etmektir.en basit bir vazifede olan müdürün huzuruna cıkmak çok zordur sekreterinden randevu almak zorundasın, ,onun huzuruna cıkmak çok kolaydır.onu an o seninle beraberdir.vesselam

Nuru ŞEMS ——EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin Işığını Kaybetme

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s