Dünyaya Ölmeye Geliyoruz!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hayat, çok hızlı akıp giden taşkın sel suları gibi gençliğimizi alıp götürmektedir. Geriye dönüp baktığımızda sanki çocukluğumuz, 3 gün önce yaşanmış gibi hafızalarımızda dip diri durmaktadır. Yaptığımız yaramazlıklar, gezdiğimiz yerler, arkadaşlarımızla hoş muhabbet oyunlarımız vs vs…

Yaşanmışlık namına, her ne varsa canlılığını dimağlarımızda hala muhafaza etmektedir. Gözlerimizi kapatıp düşünmemiz, onların tekrardan canlanmasına vesile olacaktır.

İyisi, kötüsü, sevinci ve hüznüyle geçip gitmekte olan bu zaman seline, bu güne kadar kimse dur diyememiştir! Bu meydana gelen herkes, vakti zamanı geldiğinde muhakkak ki, an bile beklemeksizin ayrılmıştır. Peygamberler, Evliyalar, Krallar, köleler… herkes ama herkes rütbesine, makamına bakılmaksızın o yolculuğa çıkmıştır.

Hatta Davut Aleyhisselam, abdestini alıp namaz kılacağı makamına çıkarken Azrail Aleyhisselam ile karşılaşmış. Vaktinin dolduğunu anlayarak; Azrail Aleyhisselamdan, namazını kılması için Müsaade etmesini istemiş. Fakat beklediği cevabı alamayarak ve oracıkta ruhunu Rahman’a teslim etmiştir. Bir peygamber olmasına rağmen o bile vaadesini bir saniye bile öteye taşıyamamışken ya bizler…!

Anne rahminden başlayıp, dünya arzında devam eden ve kabir kapısında sona erecek bu yolculuk muhakkak ki her faninin başına gelecektir. Gözlerimizin önünde her an gerçekleşen tanıdık, tanımadık bir çok insanı ahiretin bekleme salonu hükmünde olan kabir berzahına terhis eden bu ahiret yolculuğu seninde başına gelecek ey yolcu! Farkında olmak için sadece duyarsız olmamak lazım.

Gözlerini aç ve bak etrafına! Baş ucundaki mezarlıklarda yatan insanlar daha birkaç gün önce seninle birlikte gezmekte, seninle aynı havayı teneffüs etmekteydi. Kim bilir? Belki seninle aynı hayalleri kuruyor, aynı geleceği tasavvur ediyorlardı. Ama olmadı. Hiç beklemedikleri bir anda, yarım kalmış, binlerce hayal ile 1 m²’lik bir toprak parçasına yar oldular. O koskoca dünya hayalleri, evler, arabalar, mesleki kariyerler, tatiller… hepsi ama hepsi o 1 m² içerisine sıkıştırıldı. O tatlı hülyalar ise, bir başka bahara ertelendi.

Hz Ali Kerremallahu Veche, ölüm ile alakalı şu sözleri söylemiştir. “ İnsanın, bu dünyaya gelişinin maksutu ölmektir.” bu sözleri söylerken çok ulvi bir hakikate dikkat çekmiştir. Yaşamaktan kasıt yalnızca yeyip, içip, eğlenerek gezip tozmak olmaması gerekmekte. Çünkü o zevkleri yaşamadan ölen 3 aylık bebek veya 3 yaşındaki çocuk veya 16 yaşındaki delikanlılar bulunmakta. Demek ki, bu dünyaya geliş maksadımız farklı! Eğer maksadımız, o zevkleri yaşamak olsaydı herkesin standart bir yaşamı olması gerekmekteydi.

Bu dünyada baki kalcağı hırsıyla yaşan ey nefsim! Çevrene bir bak. Her an bir yüzü ahirete bakan bir yaşamın içerisinde yaşamaktasın. Kayıtlı bir ömre sahipsin, belki şu an aldığın nefes son nefesin olma hükmünde. Uyan yattığın derin uykundan ve bir kez daha bak. Gençlik zevklerini acılaştıran hastalıklara. Sana lisanı halleri ile ne diyorlar bir dinle! “Ey Allah’ın aciz kulları. Fakirlik ve zayıflıkta misiliniz yok. Bu acziyet içerisinde, öyle bir güce istinat edin ki, hem size şafi olarak sağlığınızı ihsan etsin, hemde o hastalığı size tahsis edilmiş bir burak kılarak zatına ulaştırsın. Ve benim vesilem ile gerekli dersi alın! Siz bu basit dünya için yaratılmadınız, özünüze dönün ve yatmakta olduğunuz gaflet uykusundan uyanın” demekte.

Alemlerin yaratıcısı olan yüce Rabbimize itimatı olan her mümin ufkunu genişletmek mecburiyetindedir. Her an ona ulaşabileceği hissiyatı ile gönlünü uyanık tutmalıdır. Azrail Alayhisselam geldiğinde, Hiçbir korku duymaksızın hazırlıklarını tamamlamış bir misafir edasıyla davate icabet edebilmelidir.

Şimdi herkesi kendi vicdanları ile muhase etmeye davet ediyorum. Bu limandan kalkan iki gemi bulunmakta biri Peygamber Efendimizin önderliğinde, Hakkın gemisi. Diğeri Şeytan’ın önderliğinde batılın gemisi. Gönlümüze dönüp baktığımızda işlediğimiz ameller ile hangisinin içerisindeyiz. Acaba şeytanın gemisine binmiş Peygamber Efendilerimize “sizleri çok seviyorum” diyerek el sallayan bir yolcu muyuz?

Prof. dr. Zeki Kuşoğlu’nun bir sözü ile yazımı noktalıyorum;

Mensubiyet, mesuliyet ister. Bedel ister.”

Yazan: İnş. Müh. Talha Yasin

One thought on “Dünyaya Ölmeye Geliyoruz!

  1. “Ölmeden önce yapmanız gereken şeyle”adı altında dünya hayatına yönelik yüzlerce altı astarı olmayan önerileri hiç üşenmeden, bir an bile tereddüt etmeden gerçekleştirme çabasındansa; yalnızca tek bir gerçeklik kâfidir… Ayette de yazdığı gibi en şerefli uzvunuz olan YÜZÜNÜZÜ Allah’a dönmeniz yeterli. Dolayısı ile yüzünüzü Allah’a dönmenizi sağlayan Allah Azim-ü-şan,O’nu hoşnut etmeniz gerekenleri zaten yaptıracaktır…

    Bütün yollar kabre çıkıyor. Şeksiz şüphesiz biliyoruz ki, bizim de sonumuz ihtiyarlık ve ölümdür… Yeter ki Gidiş Rahman ve Rahim’ e olsun…

Nuru ŞEMS ——EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin Işığını Kaybetme

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s