Vira Bismillah

Her yeni bir gün; Rabbimizin biz insanlara bahşettiği, yeni bir başlangıcın habercisidir… Hepimizin manen, ruhen ve kalben yeni bir inşa dönemine ihtiyacı vardır… Yeni bir başlangıç yapmak için vira bismillah deyip yola koyulmak gerekir… Bu yollar ki; Rasul-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yoludur; “Yıldızlarım” dediği ashabının yoludur. Aktabın, şühedanın, sıddıkların, alimlerin yoludur… Fiziki hastalıklarımız karşısında, o hastalığın türüne göre; sahasında uzman doktorlara gideriz, verdikleri, reçetelerde ki ilaçları, ölçülerine göre titizlikle kullanırız… Kararmış kalbimiz, kirlenmiş ruhumuz ve dumura uğramış duygularımızı, yeniden inşa edebilmek, manevi kirlerden, paslardan arındırmak, Rabbimizin yarattığı fıtrat üzere sağlıklı bir ruh yapısına kavuşturmak için de gönül doktorlarına (bir hocaya, bir alime, bir şeyhe, bir mürşide veya bir veliye) müracaat etmeliyiz… Aksi taktirde ruhsuz bir beden cesetten ibarettir… Öyle manevi hastalıklar vardır ki, ahtapot gibi insanın dört bir yanından sarmalar ve vampir gibi kanını emer… İşlenen her bir günah da, türüne göre, ruhun çeşitli organlarını, bazı hisleri, duyguları, kalbi, vicdanı hasta eder, yaralar, dumura uğratır…

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(İki günü aynı olan, (her gün ilerlemeyen, yeni bir şey öğrenmeyen) ziyan etti.)(İki günü eşit olan aldanmış; bugünü dününden kötü olan ise lanetlenmiştir.)Şu halde, zarar etmemek, her gün ilerlemek için kirlenen ruhumuzu, kararmaya yüz tutmuş kalbimizi, manevi kirlerden arındırmak, dezenfekte edip imanımızı parlatmak, kuvvetlendirmek gerekir… Kuran’ın bir ayetinde “… Allah arınanları sever” (Tevbe Suresi, 108) “Allah tövbe edenleri ve temizlenip arınanları sever.”(Bakara, 2/222). sözleriyle açıklanmaktadır…

Hz. Mevlâna “Dünle gitti düne ait ne varsa cancağızım / Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” dediğinde, yeni başlangıçlara ve bizleri bir yolculuğa çıkmaya davet ediyordu. . Maddi hayat her gün yeniden kuruluyor. Moleküller yok oluyor, tekrar varlık buluyor. Güneş batıyor, sonra tekrar doğuyor. Toprak ölüyor, sonra tekrar diriliyor. Bir insan ölürken, onlarcası hayata gözlerini açıyor. Evrendeki muazzam dinamizm, Cenab-ı Hakk’ın rahmet nefesinin varlığa her an üflendiğini gösteriyor… Her yeni bir gün bizlere yeni fırsatlar bahşedildiğinin habercisidir. Kendimizi  yenilememiz  için bizlere verilen işaretlerin farkına varıp, bizlere rahmet kapılarını açan fırsatları değerlendirmeliyiz.. ‘Gündelik hayat’ denen rutinin ruhumuzda bıraktığı tortulardan arınmak için Rabbimizin sürekli açık tuttuğu rahmet kapısından, içeri dalarak ruhumuzu tazelemeliyiz… Günde beş defa diz çöküp, secdeye varmanın hikmetleri saymakla bitmez, “Namaz, kalbe gıda, ruha şifa, bedene sıhhat, vicdana ölçü, akla istikamet, iradeye kuvvet ve duygulara intizam verir. “Namaz, hayatı disiplin altına alır, günahtan korur, manevi kirleri temizler. Ruh, onunla nefes alır, huzur bulur, sükûna erer… Dua zihinsel ve duygusal bir yoğunlaşma halidir. Ruhun şifasıdır. İnsan içinden gelerek ve isteyerek duaya yönelip, ellerini semaya kaldırdığında evrene pozitif bir enerji yayar… Bedene gelen her türlü sıkıntı ve rahatsızlık, ruha ve kalbe şifadır. Kalp şifa buldu mu, kurtulmuş demektir; çünkü kalbin tedavisi zordur… İnsanın stressiz, tasasız bir hayat yaşaması için her gün yeni bir başlangıç yapması gerekiyor… Hayatı boğucu bir sıradanlık içinde yaşamak, ruhumuzda tortular biriktirmek demektir. ‘Bırakın da tasasız kedersiz yaşayalım!’ derken, iç dünyalarımız kirleniyor, duygularımız hislerimiz köreliyor kalbimiz katılaşıyor, merhamet ve şefkat duygularımız yok oluyor… Fakat bunun farkına varmakta geç kalıyoruz. İçimizdeki karartı dışımıza vuruyor. Elimize, dilimize, yüzümüze yansıyor… Geriye kendisiyle kavgalı, kasvetli, ruhu daralmış, kalbi katılaşmış bir beşer kalıyor… Rahman; bizim başka şeylere yönelip, tatmin olmamızın mümkün olamayacağını söyleyerek, bize kalp terbiyesini öğretiyor Kalp terbiyesinin yolu da Rahmanı bilinçli bir şekilde zikretmekten geçiyor Çünkü bir insanın kalbi terbiye olmuş ise artık insanın tüm vücudu ve hayatı terbiye olmuş demektir… Kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur” (Rad- 13)

Peygamber Efendimiz (s a v)

“İnsan vücudunda bir et parçası vardır, o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozuk

Olduğun  da bütün vücut ifsat olur İyi bilin ki, işte o et parçası kalptir” (Buhari, Müslim, İbn Mace) buyurmuştur Maddi bedenimizin olduğu gibi, manevi bedenimizin de kalbi vardır Manevi kalbimiz kirlenir ve bozulursa tüm hayatımız kirlenir ve bozulur Eğer kalbimizi tüm marazlardan ve kirlerden arındırıp yeniden inşa edersek hayatımız doğru, güzel ve temiz olur…

Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ’in küçük çocuklarını öptüğünü gören Bedevîler ona mağrurane bir şekilde “Biz çocukları öpmeyiz!” derler. Efendimiz ‘in gözleri dolar ve şöyle der: “Allah sizin kalplerinizden merhameti söküp aldıysa ben ne yapayım…”

İşte bu merhametin kaybolmasıdır… Bir kuş öldüğünde yüreğimiz sızlıyor mu, bilmiyoruz. Ya bir insan öldüğünde?… Merhamet, Allah’ın “Rahman”  ve “Rahîm” sıfatlarının tecellisi olan ilâhî bir duygudur. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in ümmetine öğrettiği merhamet, sadece yakınları ve inanları değil, bütün insanlığı ve hatta bütün mevcudatı kucaklamaktadır. Bir hadiste bu husus şöyle ifade edilmiştir:

 “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez. ” (Müslim, Fedâil, 66

Manen, ruhen ve kalben her gün yeniden kendimizi inşa edebilmemiz için Rabbimizin bizlere bahşettiği fırsatları değerlendirememek neleri kaybettiriyor farkında değiliz… Çünkü; sahte dünyamızda mutlu olduğumuzu zannediyoruz… Bu farkında olmama hali yüzünden ne bedeller ödüyoruz! İşte bu yüzden her gün yeni bir başlangıca ihtiyacımız var. Çorak toprağın Nisan yağmurlarıyla buluşması gibi her gün yeniden dirilmeye ihtiyacımız var. Beşer makamından, insan makamına yükselmek için her gün yeni bir başlangıca ihtiyacımız var… Kirlenmiş ruhumuzu, kararmış kalbimizi temizlemek için her sabah silkinmeye ihtiyacımız var… Bizim bir sohbete ihtiyacımız var. Derin, uzun soluklu bir sohbete… Bazen konuştuğumuz, bazen sustuğumuz; bazen kelimelerin, bazen sadece kalplerimizin konuştuğu bir sohbete… Suçlu kelimesini yaya bırakacak kadar suçluluğun zirvesinde olup, masumluğun mücadelesini vermektense; masum kelimesini yaya bırakacak kadar masumluğun zirvesinde olup, suçluyum muhasebesini yapabilmenin idrakine eren, büyük yürekli küçük insanlara ve mütebessim gönül erlerine ihtiyacımız var… Bizim bedenen, ruhen, kalben sağlıklı dava şuuru olan bir gençliğe ihtiyacımız var;  Üstat Necip Fazılın, tarifini yaptığı bir gençliğe…

Haydi, o zaman; vira bismillah deyip ruhumuzu, kalbimizi, bedenimizi yeniden inşa etmek için “YA ALLAH!” deyip mana âlemine doğru yol alalım…

Okur Yazısı

One thought on “Vira Bismillah

  1. yazınızı kaleme alırken kullanmış olduğunuz samimi üsluptan dolayı sizi tebrik eder. doğan güneşle başlayan günü, Yüce Yarataıcıya bir adım daha yaklaşmaya fırsat bilme düşüncenizin, tüm yüreklerde karşılık bulmasını temenni ederim. feyziniz ve ikramınız bol olsun.

Nuru ŞEMS ——EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin Işığını Kaybetme

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s