Abdulkadir Geylani Hz. İlahi Armağan Kitabından 62. Meclis -12

Kalk el ele verelim, bu harap ülkeden Rabb’imize varalım. Malını evladını ona bırak. Allah için inzivaya çek kalbini. İyi işlere gel. Yakında Hakk’a gideceksin. Yaptığın işleri soracak ne diyeceksin? Seni tevhid için zatını birlemek için yarattı, dünyayı tamir için yaratmadı. Âhiret için de yaratmadı.

Dünya seni doyurmaz, susuzluğunu gideremez. O aldatıcıdır, hilecedir. Başına gelen dert, nefsini görüp ona önem verdiğin için oluyor. Ve başına gelen felaket, nefsini, yaramaz huylarını tatmin için dünyaya yüz çevirmenden ve ona akıl danışmandan oluyor.

İman sahibinin bütün işleri Hak tarafından yapılır. O Hakk’ın işlerine karışıp uygunsuz işleri düşünmez.

Nefsini bir yana atar, iç âlemini ondan temizlersen, kalbinle kelama başlarsın. Sonra sır da söz karışır. Daha sonra Mevla Teâlâ sizi idaresine alır. Bu hâli bulduktan sonra ülkelerin ve kölelerin efendisi olursun.

Şu nefis var ya, onu, ne şekilde olursa olsun azlet, kötü yoldan al, iyiliğe harca.

Bir yaşlı zatı gördüğün zaman ona saygı duy. İçinden şöyle söyle: “Benden yaşlıdır, daha fazla ibadet etmiştir.”

Birçok yolunu sapanlara yol göstermiş ve birçok gençlere iyi yolu öğretmiş olduğunu nefsine anlat. Böylece nefsine bir pay çıkarmaktan kurtulur ve dünyalık şeyleri kalbinden atmayı başarırsın.

Bu hâli bulunca kalp gözünü âhiretten çekersin. Âhirete de göz atmayısın, seni Hakk’ın yakınlık kapışma, sultanlık kapısına, azamet, kibriyâ ve celâl kapısına kadar götürür. Ve Hakk’a kavuşmayı arzularsın, âhirete dair şeyler gözünde küçülür.

İman bakımından kemâle erdiğinde dünyaya bakar, onu Allah’ın yaratmış oldukları arasında en sevimsizi bilirsin. Böylece o da kalbinden çıkar. Sana göre ayıpları tam anlaşıldıktan sonra gözünde boşanmış bir kadın gibi olur. Bu hâllerle nefis ve dünyadan uzaklaşırken önüne öbür âlem gelir. O her ne kadar süslü gözükse de ezelden ayıpları açığa çıkar. Onun da sonradan yaratılmış olduğunu anlar ve bırakırsın.

Sen kendine bir başka âlem ara; Hak Teâlâ’nın zatını. Yahudi ve Nasranî, Müslüman olunca seninle beraber cennete giderler. Aynı yerleri paylaşırsınız. Hiç kimsenin elinden alamayacağı bir âlem ara. Allah’ın zatî yakınlığını! O’na vusulü, O’nunla ülfet ve ünsiyet hâlini.

Şu gördüğün heves düşkünleri ile uğraşma. Onlar dünyayı tanımadıkları için ona yakın oldular.

Ey cemaatimiz, kendinizi Hakk’ın öfkesinden koruyunuz. Allah, bazı peygamberlerine şöyle vahyetti: “Kendini koru; yokladığım zaman aldanmış olarak bulmayayım.”

Yakûb Nebî (a.s) ilk zamanlarda oğlu Yusuf (a.s) için ağladı. Sonra bundan geçti, kendisi için ağlar oldu. Onun varlığına peygamberlik damgası vurulmuştu. Temiz hâlinin gitmesinden çekindi. Onda güzellik ve cemal vardı.

Yaratılmışların çoğu manevî yönden üç bölümün içindedir: Sağır, dilsiz ve âmâ. Sizin yalnız başınızda kulaklarınız var. Onu çalıştırır, kalp kulağınızı çalıştırmazsınız.

Ey ateş kütükleri ve ey avam, manen çökmüşler; siz, sadece bir heves içindesiniz.

“Ayıkınız, işlerin sonu, hep Allah’a varır.” (eş-Şuarâ, 42/53)

Ayık olunuz, ben sizin için bir çobanım, doğru yola sevk ederim, sizin bekçinizim.

Sizin için bir varlık bilseydim, bu makama çıkamazdım. Ne faydanızı görürüm, ne de zararınızı. Bu hâli bulmak için her şeyi tevhid kılıcı ile kestim. Bu makamda sizden gelen övmeyi, kötülemeyi, saygı göstermenizi ve yüz çevirmenizi eşit bildim, bu hâli öyle buldum.

Sizden çoğu, beni hayli kötüledi, sonra döndü, iyi olduğumu söyledi. Her ikisi de Allah’tan. O kuldan değil.

Size bu şekilde alâka duymam, yakın olmam, Allah içindir. Sizden bir şey alıyorsam o da Allah için. Eğer imkân olsa, ölen her birinizle kabre girer, sorgu sual meleklerine, onun yerine cevap verirdim. Bunu size şefkat duyduğum için yapmak istiyorum.

Allah bir kulunu severse, onun kalbini zatına âşık kılar ve şevk verir.

Bayezid-i Bistamî Hazretleri, hayatında yedi defa bir garip hâle kapıldı. Kendisinden, insana hayret veren hâller zuhur ederdi.

Onlar yüksek zatlardır. Kalplerine Hakk’ın yakınlık kapıları açılır. Onlar beş vakit namaz dışında halka karışmazlar. İnsanlarla birleştikleri nokta, beşer kisvesidir. Onların sureti insan şeklindedir. Kalpleri kadere bağlıdır. İç âlemleri de, şaha.

Senin ettiğin tâat, yüzündendir. Asıl elbisen, ileride yüze çıkacak hâlin ve iç âlemindedir. Küfrün de iç âleminde saklıdır. Kalbin, nifak, kendini beğenmek, halk için kötü düşünce ile doldu. Seni ancak kılıç temizler, bir de tevbekâr olmak.

İslâm dini bize susmayı âmirdir. Her hâli gizli tutmak ve sır sahibi olmak dinimizin emridir. Bu olmasaydı, senin yakalanmanı işaret ederdim. Yakandan tutar, şu meclisten dışarı atardım.

Sözlerimiz, dışını yapmaya yarar. Kalplerimiz, iç âlemlerinizi düzeltir.

Her kim beni itham eder, yalancı çıkarırsa, Allah onu yalancı olarak tanıtır. Ve o yalancının, elinden malını alır, çocuklarını alır. Doğduğu, büyüdüğü ülkeden de dışarı atar. Ancak, tevbe edip kötü huylarından döndüğü takdirde bağışlar.

Hiçbir namaz yoktur ki, onu insanlara imam olan zatın ardında kılmak istemeyeyim. Ondan sonra, gelecek vakte kadar da ayrılmak istemem. Her zaman ve her vakit böyle istiyorum.

Allah’ım, gücümüzün yetmediğini bize yükleme.

* * *

Daima ferahları arayıp onlarla gitme. Mahzunları ara, onlarla ol. Gülenle gülme, fakat ağlayanla ağla. Yüce himmet sahipleri ile yola devam et. Kısmetlerinizi Hakk’ın kapısında yiyiniz. O’nun yakınlık eşiğinde kısmetinizi alınız.

Sana bir akıl gerek, ama sende yok. Ne kadar mümkün olursa, o kadar dünyadan kendini çek. Yavrularının geçim derdi sana kalırsa, onlar için dünyalık al, ver, yesinler, kendin için alma.

Peygamber (s.a.v) Efendimiz, verilen sadakaları alırdı. Ama onu yemez, fakirlere, mücahitlere, düşkünlere verirdi. Sonra hanımlarının dairesine gelir:“Bize bir şey geldi mi?” diye sorardı. “Yok.” denince şöyle derdi: “O hâlde oruç tutuyorum.”

Bununla nefsine hâkim olduğunu ve bu hâkimiyeti de oruçla anlatırdı. Allah’ın velî kulları da böyledir. Onlar bütün hâllerini işaretle anlatır. Bir velîyiuyku sıcaklığı basar, uyumak isterse, bunu çeşitli yollardan anlatmak isterdi. Basamağın sonundaki oda kapısı açıksa, bundan uyumak istediği anlaşılır. Evinin dış kapısı açıksa bundan da sahralara çıkmak istediği ve evden uzaklaşıp yabanlarda dolaşmayı arzuladığı anlaşılırdı.

Nübüvvet hâlinin bakiye izleri halk arasında vardır. Ama onun faydası ve öz manası, evliya kullarının kalbine taksim olmuştur. Nübüvvet hâlinin bakiyesi, taam ve şarap olarak Allah yolcularına kaldı.

Ey haram ve faiz yiyenler, yanımdan çıkıp gidiniz! Ben, sizin hakkınızda hüküm verip ceza kesemem. Ben tevhid ve ihlâs için terbiye ederim.

Sizin çokluğunuzu neyleyim? Sizin hiçbir yarar haliniz yok. Yaptığınız işler hayır da olsa, şer de olsa, yüzünüzden bağırmakta. En iyisi ses çıkarmamak, belki bu sayede o sesler diner, belki de hayra çevrilir. Gizli hâllerin iyiye döner, yüzündeki karanlık kaybolur.

Bir adam, bu beldeden hacca gitti. Dönüşte bana uğradı. Ona tevbe etmesini söyledim. “Hacdan döndüm; tevbeye ne lüzum var?” deyince şöyle ima ettim: “Anladım, lâkin…”

Sonra o zat zina etti. Fuhşa düştü. Bir sürü kötülükler etti. Gün geldi, o şahıs öldü. Namazını kıldırıyordum. Sanki tabuttan çıktı, eteğime yapıştı. Hâline acındırmak istedi.

Şöyle dedim: “İşte seni bu hâle düşmekten almak istedim. Fakat anlamadın.”

Yaptığınız iddialarda ne kadar yalan var ve yalan şahitliğe ne kadar heves ediyorsunuz.

Senin önünde bir büyüğün olmalı. Ona karşı bir manevî meyle sahip olmalısın. Varlığını ona teslim etmelisin. Böyle olursan o sana bir kitap verir. O sayede tâate karşı zayıf davranmazsın. Hayır işlerden geri durmazsın. Onun sana vereceği terbiyeyi her zaman yerine getirirsin. Ölüm anında ondan istimdat eder, verdiği dersi okursun. Kur’an okurken onun tarifi üzerine okur, faydalanırsın.

O gün, sizin için şefaat ricasında bulunacağım. Çünkü o gün gelecek ve herkes o günün hâlini paylaşacak.

Bu ne hâldir, küçüklükten beri tevhid hâlini geliştirmekteyim, ama şu görünen perişan hâlinizde onu yitirecek gibi oluyorum.

Sizden bana bir kapı açılsa, içinde bulunduğum hâl, örter. Sizi unuturum. Sizden ne sevgi, ne de keramet beklerim.

* * *

Bu arada cemaatten biri, “Allah” diye bağırdı. Geylânî Hazretleri ona şöyle buyurdu:

“Yakında bu hâlin sorulacak. Bu Allah deyişinin hesabını vereceksin. Bunu niçin dedin? Riya mı ettin, nifak mı yaptın? Bu sözünde ihlâs sahibi misin, yoksa şirk mi? Bugün büyük gücün harekete geçtiği gündür; isteyen otursun, istemeyen çıksın, gitsin.”

* * *

Sonra Geylânî Hazretleri anîden bağırdı. Yüksek bir ses çıkardı. Halk bu sesi duydu. Her duyan ayağa kalktı. Kalkan kürsünün etrafını sardı. Kimi tevbeediyor, kimi bağırıyor, kimi de ağlıyordu. Bu arada bir serçe kuşu uçarak geldi, hazretin başına kondu. Ve hafif sesle inlemeye başladı. Hazretin başında hayli durdu. Halk kürsü merdivenlerine çıkmıştı. O kuş yerinden tınmıyordu. Meclis halkından biri elini uzatınca uçtu.

Sonra Geylânî Hazretleri dua etti. Halk onunla beraber ağladı. Hep birlikte dua edildi, tevbe edildi. Daha sonra kürsüden indi. O hâlde Camiü’r-Ressâfe(Dicle kıyılarında bir mesire yeri olduğu tahmin ediliyor. Oradaki caminin Harun Reşid’in babası tarafından yaptırıldığı rivayetler arasındadır)’ye gittiler. Hayli halk katıldı. Çok ağlayan, bağıran, vecde gelip üstünü yırtan vardı.

Bir müddet sonra Hazret sakinleşti, vaazlarına devam etti:

Bu zaman âhir zaman oldu. Allah’ım, onun şerrinden Sana sığınırız. Bir şeyler yazıyor, levha hâlinde karşıma çıkıyor. Kaçmak istiyorum, ama kaza ve kadere uymak zarureti hâsıl oluyor.

Dikkatli ol, dünya dinini aparamasın. Yüzündeki hayâ suyunu sakla. Bütün gayretin bir yerde toplansın, o da Allah kapısı olsun. Hakk’ı bul, O’nun kapısına var ve halka istiğna duy. Sebep sebebi halk edene hitap eder. Zahir bâtınla konuşur.

Her şeyini Allah’ın kapısından al. O’ndan gelen en iyi ve en bol olan şeydir. Oradan alınan şeyde yorgunluk yoktur. Oradan alman bir sebeptir. O sebep, alan şahsın elinden tutar ve der ki: “Haydi biz Yaratan’a gidelim; yardımcımıza gidelim; aslımıza dönelim. Kaza ve kaderin yoluna girelim; o yoldan, Hakk’ın ilim kapısına varıp oturalım. Fazilet vadisinin başına çıkalım. Akıp giden nehri takip edelim; kaynağını bulalım.”

Nehrin akıntısını izleyip gittiler, asıl kaynağını buldular. O suyu, tam fazilet denizinden akar buldular. Orada oturdular. Bir de kulübe yaptılar. Orada bir yeterlik duygusu ve inayet eli onlara uzandı. Hidayet geldi. Marifet geldi. İlimler geldi.

Bizim için çeşitli kapılar var. İstediğimiz kapıdan gireriz. Bize karışmak istersen edepli olmaya bak.

İbrahim Havas Hazretleri, başından geçen bir vakıayı şöyle anlattı: “Bir çölde birkaç gün kaldım. Orada kimseyi görmedim. Biraz yürümek istedim, bir yere vardım, beni bir korku tuttu. Oracıkta aniden bir genç adam gördüm. Ayakta duruyordu. Hayret ettim. Sonra aramızda şu konuşma geçti:

– Nerelisin?

– O!

– Nereye gidiyorsun?

– O!

Bunun üzerine ona şöyle dedim:

– Eğer söylediğin gerçekse varlığını O’na feda et.

Bu sözüm üzerine bir bağırış bağırdı; sonra düştü. Yanına vardığımda ölmüştü. Ondan ayrıldım. Biraz taş vs. bulup dönecek, onu gömecektim. Geldim, yerinde bulamadım. O anda gizli bir nida işittim: ‘İbrahim, senin aradığın o zatı ölüm meleği de aradı, bulamadı. Cennet de ona talip oldu, bulamadı. Ateş de istedi, bulamadı.’ O sese gönlümü verdim:

– Nerede? diye sordum; şu nidayı duydum:

– Güçlü padişahın otağında; ırmaklar akan cennetlerde.”

* * *

Ey heves düşkünü, gafleti bırak!

Evlere kapılarından giriniz. Maddî varlıklarını tâat ve ibadete harcayıp Hakk’ın varlığında yok olan zatların kapısından giriniz.

Onlar Hakk’a varan yolcuların durak yeridir. Onlar yakınlık evinde otururlar ve şahın misafiri olurlar. Onlara, tabak tabak gıda verir, sonra bir başka âleme geçirir, rahata erdirir.

Onlara çeşitli libaslar giydirir. Ülkelerini gezdirir ve seyrettirir. Yerlerini, semâlarını temaşa ettirir. Sırlarını ve marifet hâllerinden hâsıl olan kazançlarını gösterir.

Sen bir duvar arkasındasın ki, o duvarın eni bir fersah. Elinde yalnız bir iğne var. Onu delmek senin için nasıl mümkün olur?

Fakat Allah yolcuları senin gibi değil. Onlar o duvara yakın olunca, önlerinde en az bin parça kapı açılır. İstedikleri yerden girerler.

Nimeti al, fakat verene kaç. O nimet seni bağlamasın, O’na gidince nimeti neylersin? Zaten nimetin ve nimete bağlanmanın orada lafı olmaz. Nimeti eline aldığın zaman bak, o nedir? Nimet mi, yoksa felâket mi? Yoksa bir rahmet mi? Onun dışında aldanma. Onu görüp vereni unutma. Sağa sola bakıp durma. Gözlerini nimet sahibinden ayırma. Dünya eli ile geleni hemen yeme, zehirli olabilir.

Sana dünyadan bir taam gelse, senin için iki vezir olan Kitap ve Sünnet’e danış. Hâlini onlara arz et. Onların fikrini al. Onlar iyiliğine fetva verirse hemen sarılma. Yine bekle. Hırsa kapılıp senin olmasını hemen arzu etme. Özüne sor. Müftüler fetva verse dahi, iç âlemine danışmadan bir iş yapma.

Nefsinle cihad eder, onun kötü arzularına baş kaldırırsan kalple beraber iyiliğine yönelir. İkisi tek şey olur. O zaman sana: “Ey mutmainne nefis!” hitabı gelir. O mutmainne nefis, haberini kalpten alır. Kalp sırra bağlanır, o da Hakk’a. Aralarında daimî bir haberleşme olur.

Şüpheli işlere yakın olma. Bu hâlin hakkını öde, sonra al, ye. Takvayı ve onunla hakikatini bul, sonra ye, iç, aldırma.

Allah’ım, biz Zât’ını arzulayan hacılarız. Senin gönüllü yolcuların, arayanların ve sevenleriniz. Sana karşı irfan tahsil eden talebeleriz. Bizden ehlimizi, evladımızı ve mülkümüzü al, ama manamızı alıp rezil etme.

* * *

Allah’ın Zât’ından gayri şeylerle iştigal, oyuncaktır. Nefse uymak isyan, halkla düşüp kalkmak ise Hakk’ın kapısından ırak olmaktır.

Öyle velî kullar vardır ki, melekler onlara secde eder. Ve o melekler ellerini o evliya zümresinin sırtına kor, kuvvet verirler.

Evliya zümresinin hepsi melekleri göremez. Onların içinden ancak birkaçı görebilir.

* * *

Şam’da zatın biri mescitte oturuyordu. Açtı. Kalbinden: “N’olurdu, İsm-i Âzam duasını bilseydim?” dedi. O anda iki şahıs göründü. Yanına gelip oturdular. Biri diğerine sordu:

“İsm-i Âzam’ı bilmek ister misin?”

“İsterim.”

“O hâlde ‘Allah’ de.”

“Ben bunu içimden her zaman söylerim.”

“Hayır, öyle değil. O’nu söylemek istediğin zaman kalbinde O’ndan başkası olmayacak.”

Bundan sonra yanından ayrıldılar ve semâya doğru yükseldiler.

Zahirini halka ver. Kalbini âhirete daldır. İç âlemini dünyadan âhiretten geçir. Hak’la kıl. Bunu yapmaya kadir olursan ne âlâ; aksi hâlde selâmeti bulman kabil değil.

Issız yerlere ve sahralara kaç. Halktan saklı yerlere git ve oralarda iman kazanmaya çalış. Onu kazan, sonra halka karış.

Büyük zatlar kendilerinin gayri için aldıklarını alırlar. Alırlar, halka taksim ederler. Onlar, manen daima ayakta durur, halkın hizmetini görürler. Senden alır, yine sana sadaka verirler.

Gerçek olan bir mürid, her ihtiyacını bizzat ilâhî kudretten alır. Arif ise, halktan alır. Çünkü o şahın tahsildarıdır. Halktan bir şey almak ona bir eksiklik vermez. O, Hakk’ın vekilidir. O aldığını kendisi için almaz. Başkası için alır. O halktan alır, yine onlara verir. Kendi sofrası şahın katındadır. O kapıların ve perdelerin ötesinde alacağını alır. Şehvet arzuları ayakları altındadır. Halka ayağını basar, yücelere çıkar.

Onların şeklini hiçbir şey değiştirmez. Tıpkı Musa Peygamber’in asası gibidir. Her şeyi yer yutar, şeklinde bir değişiklik olmaz.

Elimde felaha ermedikten sonra felah bulamazsın. Öğrettiklerimi, senin bugün içinde bulunduğun makam için öğretmem. Maddî saltanatından ve gücünden çekinip sopamı üstünden çekmem.

Hangi iş seni benden alıyorsa, o sana şomluk getirir. Bu şomluğun yakında aile efradını da saracak. Dolayısıyla senin yüzünden sıkıntıya düşecekler. Sâlihkul, ehlini, ayalini Allah’a ısmarlar. Münafık ve fâcir kişi ise, parasına ve puluna ısmarlar. Ayalini, malını, mülkünü ölümünde bırakır. Dolayısıyla bu hâlde bırakılan kimselerin sonu fakirlik olur.

Sen cahilsin. Hak Teâlâ seni dergâhından tart etmiş. Kalbine, Beni İsrail gibi dünya danası sevgisini yerleştirdi.

Allah’ım, dünyayı din için isteyene ver, din yolunda kullansın. Zât’ın için âhireti isteyene ver. Riyakâr olarak âhireti isteyene verme. Dünyayı dünya için isteyene verme. Zât’ın için olmayınca hem dünya, hem de âhiret Sana perdedir.

Ah içinizden biri ıslah olsaydı, yarın onun eteğine yapışırdık.

Bana bir sâlih kişi gelse ona şöyle derdim: “Öbür âlem için iyi bir şeyin varsa, bizimle arkadaş ol. Gittiğin yola bizi davet et. Şayet bizim iyiliğimiz olursa sen de ona nail olursun.”

Sözümden yersiz mana çıkarmaya bakmayın. Onu hâlis olarak alın ve kabul edin. Felah bulursunuz. Sözüm gerçeğe uyarsa, ben de kurtulurum, siz de. Aksi hâlde siz kurtulursunuz, ben de kaybederim.

Halk esas olarak üçe ayrılır: Melek, şeytan ve insan.

Melek tamamen hayırdır, onda şer yoktur.

Şeytan da tam aksi; hep şerle doludur. İnsana gelince ikisinin katışmasıdır. Yaratılışında hem şerre, hem de hayra meyli vardır. Hangi tarafı ağır basarsa o tarafa yönelir.

İnsanın hayrı çoğalırsa meleklere karışır; şerri çoğalırsa şeytana karışır.

* * *

Ey cemaat! İslâm dini, elini başına koymuş, şu fakir ve fâsık kişilerin elinden sızlanıyor, ağlıyor. Şu bidat ve dalâlet ehlinden Allah diyor. Zalimlerin elinden, yalancılık libasını giyenlerden, kendilerinde olmayan şeylerin iddiasını yapanlardan feryat edip ağlıyor.

Kalbin ne kadar kara? Düşün bir kere. Bir köpek, sahibine avda, tarlada, sürü gütme işinde nasıl çalışır, yardım eder, yürürken arkadaşı olur. Uyurken bekçisi olur. Buna karşılık ona verilen şey bir lokmacıktır. Sen her gün Rabb’inin nimetini bol bol yersin. Doyarsın, ama O’nun sevdiği yola gitmezsin. O’nun hakkını ödemezsin. Emrini reddedersin, haddini aşarsın.

Ey evlat! Fakra, sabra ve bu hâllerde bulunan selâmete yetişen yoktur. Fakirlik hâlinde Allah’la zengin ol. Şu gördüğün azdı. Rabb’ini unuttu. Nefsine ve boş arzularına taptı. Tabiî istekleri peşine koştu; Allah’ın emrini bir yana attı.

O zengin oruç yemeyi, tutmaya tercih etti. Haramı aldı, helâli bıraktı. İsyan etti, tevbe aklına gelmedi. Yazık sana, bu hâlinde bütün edep yerlerin açık. Ey zengin, onları kapa.

Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Hakkında kelâm edilen şahsı dinlemen, onun yanına gitmekten daha hayırlıdır. Onun yanına gitmek ise, hakkında çeşitli haberler vermekten daha iyidir. Ondan vereceğin haber, onu ve işini yanlış anlatmana sebep olur.”

Bu zaman tercih zamanı oldu. Halkın çoğu abes işlerle ülfet etmektedir. Sana, zahiri yırtıp iç âleme geçmek gerek.

Bir viran eve asılan kilit neye yarar? Kuru odun yalnız ocak tutuşturmaya hastır.

İman sahibi dünyada bir melektir, öbür âlemde de öyle. Hakk’a tâat eder, O’na karşı masiyeti bırakır. Aşikâr ve gizli hâlinde Hakk’ı tevhid eder. O dünyaya dargındır; onu boşamıştır. Dünya onun arkasında kalır ve sızlanmaya başlar.

Yavrucuğum, taamını ve şarabını al. Ama bazı zatlar, âhiret kapısını görmeden yiyip içmezler, zehirli olması ihtimalini sezerler.

Anacığım, yanında bulunan cümle eşyayı bırak. Hatta yemeyi, içmeyi de. Bekle, öbür âlemden bir kahraman gelsin. Yiyip içeceğini teftiş etsin. O zaman ben de yer, içerim. Sen de onun yediğinden yer, içtiğinden de içersin. Âhiret âlemi ile aranıza gerilen dünyadır.

Mana yollarını açmaya gayret et. Sen onu yapmaya çabalarken, ilâhî gayret eli seni tutar, izzet eli seni alır.

Beni bırakıp başkası ile sükûn hâline geçmenin âlemi ne? İsterse o almak istediğin bir mahlûk, isterse bir yapmacık şey olsun.

Eve talip olmadan önce bize gelseydin olmaz mıydı? Hak Teâlâ sana orada ilim ihsan eder, kisveler giydirir, sana ülfet ve dünya zehirlerine karşı tiryak verir, başarı zırhını giydirirdi. Sen de bu hâlinle şüpheli işleri bırakır, dinî hududu muhafaza ederdin. Bu hâlle dünyayı terk edersen sana bir safa yapar. Oradan bütün dünya ve âhiret ehline hitap ederdin.

Neyin var? Elindeki maddî şeyle ne yaparsın? O, sana ne gibi fayda sağlar. Bir anlık ateş sonunda ölüm her şeyini alıp gider. Çok ihtimalle bir an sonra bu hâl başına gelebilir.

Hak erlerine yapış. Onların yanında birçok mecnunlar var. Denizinde boğulanlar var. Hastalar var, onların hepsi tedavi edilmekte. Onlar boğulanları kurtarır. Azap çekenlere onlar acır.

Hakk’a arif olunca O’nun ol. O’na karşı irfanın yoksa niçin özüne ağlamazsın?

Hakk’ın hükmüne razı olan kimselerin yüzüne kader güler. Ve ellerinden tutup şaha götürür. Cümle kapalı kapıları açar, şaha yaklaştırır. Ona yaklaşanlar, Hakk’a erenler zümresinden olur.

Bu anlatılan bir heves değildir. Bunun aslı olgunluktur.

Kadere uyunuz. Hakk’a hasım olmayınız. Hakk’a galip olmak aklınıza gelmesin. Uyarlık. Uyarlık.

* * *

Yahya b. Maaz, şöyle der: “Peygamberlere bedel olan ve onların makamında oturan doğru zatların kelâmı, ilâhî ilhamdır. Onların her sözü Allah’tan,O’nunla ve orada.”

Kabristana otur. Oradan ölülere hitap et. Anne ile orada karşılaşman kabil değildir. Hani ev halkın? Nerede çocuklar? Nerede evler, nerede mallar? Hani o gençler? Nerede kaldı, o kuvvet gösterileri? Hani yasaklar ve emirler? Hani almalar ve vermeler? Verilen emre icabet olunmadı. Şimdi o hâl hani? Nerede bıraktınız, o geçici lezzetleri?

Onların dediklerini içten duyarsın, derler ki: “Biz geride bıraktığımıza pişman olduk, fakat bugün elimizde mevcut bulunan şeyler bizi şad etti.”

Kabirleri ziyaret etmek istediğin zaman böyle ol. Oranın kadından ve erkekten hali olduğu zamanı kolla. O zaman git, hem onlara hitap et; hem de onlardan dinle. Oraya giderken arkadaşın da olmasın.

Akıllı olunuz. Yakında hepiniz ölüler olacaksınız.

* * *

Bir gün Geylânî Hazretleri’nin vaazı esnasında cenaze geldi. Ona baktı ve şöyle buyurdu:

Şunu görmüyor musunuz? Ona ölüm gelince ne hâle düştü.

Onu dehşet sardı. Anlayışı kayboldu. Akrabalarından, bir ferdi dahi tanımaz oldu. Bundan ibret alınız.

Marifet hâli öyledir. Bir kimseyi marifet hâli sardı mı, o bir heybete dalar, kendisini kaybeder ve Rabb’inden başkasını tanımaz. Tek şey tanır ve bilir: ALLAH.

ELHAMDÜLİLLAH 62. MECLİS İLE BERABER KİTABIN SOHBETİ BİTİRDİK İNŞALLAH.

Nuru ŞEMS ——EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin Işığını Kaybetme

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s