İmam Şarani (33. Cü Ahid)

Otuzüçüncü ahid
sabah namazından sonra Allahı anmak, daha sonra da namaz kılmak ve ikindi namazından sobra mescidde oturmak

Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere olan emir ve vasiyetlerinden biri de, sabah namazını kıldıktan sonra güneşin bir mızrak boyu yükselişine kadar, oturup Allah’ı anmamız, güneş yükseldikten sonra da iki veya dört namaz kılmamız, ayrıca ikindi namazından güneş batıncaya kadar mescidde oturmamız hususlarındadır.
Tabiin fakihlerinin yaptıkları gibi, mescidlerde şer’i ilimleri öğrenmek veya halkı eğitip aydınlatmak veya insanların arasındaki anlaşmazlıkları sulh yolu ile gidermek, bu ve benzeri gayelerle oturmak da zikir için oturmaktan sayılır.
Tabiin fakihlerinden Ata ile Mücahid şöyle konuşurlardı: “Allah’ı
anmaktan maksad ve gaye haram ve helali öğrenmektir». Meşayih-i
Sofiyye de, “Allah’ı anmaktan maksad ve gaye, Allah’ı Esmâü’l-Hüsnâ’siyla zikr etmektir» derler.
Tasavvuf yolunda gidenlerden
görebildiklerimizin pek çoğu bu
yolu, (yani halkı irşad ve Esmâü’l-Hüsnâ’sıyla Allah’ı arama yolunu)
izlemişlerdir. Efendim Şeyh Ali el-Mersıfi ve Şeyh Tacüddin ez-Zakir ve benzerleri de bunlardandır.
Hocam ve efendim Ali el-Mersifi, ikindi namazından sonra İmam Kuşeyri’nin
risalelerini, “Avarifü’l-Maarif” adlı kitabını okuyup açıklamak suretiyle halkı eğitir ve aydınlatırdı.
Diğer hocam Tacüddin ez-Zakir’e gelince, ikindi namazından sonra
güneş batıncaya kadar mescidde oturup «Buhari-i Şerif»i okur ve zor
yerlerini tefsir ederdi.
Ve yine efendim Muhammed eş-Şenâví, ikindi namazından sonra
oturur, güneş batıncaya kadar Allah’ı anar dururdu. Sabah namazından
sonra da “Lâ ilâhe illallah» zikriyle güneş çıkıncaya kadar Allah’ı anıp
dururdu. Şayet yolculuk halinde olmuş olsa, yol arkadaşları ve dostlarıyla birlikte eşeğinin üzerinde hem gider ve hem de Allah’ı anardı.
Kendisine Allah’ın rahmetini dilerim.

Tanıdığım büyüklerden Şeyh Muhammed bin Anan ikindi namazından güneş batıncaya kadar gizlice dua cüzlerini (evradı) okurdu, Sonra gecenin son üçde birinde kalkar bulunur, sonra da sabah
namazını kılarak, güneş doğuncaya kadar Ahmed Zahid hazretlerinin
hizbini okur ve kuşluk vakitlerine kadar da diğer evrad-ı ile uğraşır durur, bu iki arasında kimseyle konuşmaz ve kimsenin sorusuna cevap vermezdi.
Ve yine büyüklerden Şeyh Ali eg-Şünf ise ikindiyi kılar, sonra güneş batıncaya kadar Efendimiz’e salat ve selâm getirirdi. Keza sabah
namazından sonra da salat ve selâmla meşgul olur, sonra zikrullah ile
o sabahki meclisini sona erdirirdi. Böylece anladığının gibi her şeyhin
kendine göre bir sülük hali vardır. Bu sülüku Hak Taala onlara ne şekilde vermiş ise, onlar da onu izlemiş olurlar. Hak Taala bu kullarından bazılarına da bu iki vakit arasında anlattığım gibi sözle zikretmeksizin sırf murakabe hali vermiştir.
Kulun bu iki vakitte Allah Azze ve Celle ile beraber oluşundaki
hikmete gelince, bu vakitler Hak Taala’nın tecelli ettiği anlardır. İnsanların (sofilerin) çoğunluğu gecenin son üçte birinde vaki olan tecellilerle yetinirler. Halbuki ikindi namazında bütün kalbler birlikte Hak Taala’ya açılır ve görünür. Çünkü Arapça dilinde ikindi demek olan el-asr’ın lügat anlamı bir nesnenin suyunu çıkarmak için ezilip dövülmesi veya sıkılması demektir. İşte Allah ehli bu tecelliyi
görüp ayrıldıktan ve tecelliyi takiben perdeler indirildikten sonra Hak
Taala’yı görmeye karşı şevk ve hevesleri artar. Bazı insanlar Hak
Taala’nın kendilerine tecellisinden sonra onu unuttuklarından Allah
ehli daha bir iştiyakla bu vakitlerde rablerine yönelirler.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, hocam ve efendim Ali el-Havas’-ın şöyle konuştuğunu duymuştum: “Hak Taala cisimlerin gıdası olan
rızıkları, fecrin doğuşundan güneşin bir mızrak boyu yükselişine;
manevi rızıkları da ikindi namazından güneşin batışına kadar kullarına dağıtır».
Ve yine merhumun şöyle konuştuğunu duymuştum: «Hak Taala
Peygamberine (Allah’ın en üstün salat ve üzerine olsun) Rablerini sabah ve akşam ananlarla birlikte – onların kalplerini güçlendirmek için- sabretmesini emretmişti”.
Zira sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bu iki vakitte aralarında bulunup kendileri gibi Allah’ı andığını görenlerin kalpleri
sağlamlaşır, neşe ve sevinçleri artmış olurdu. Bu iki vaktin Allah’ın
zikrine tahsis edilmesinin incelikleri bunlardır. Allah her şeyi bilir,
hikmet sahibidir.
Tirmizí’nin hadisün-hasenün kaydıyla rivayet ettiği bir hadiste,
«Her kim fecir namazını cemaatle kılar ve güneş çıkıncaya kadar oturup Allah’ı zikr eder, zikri müteakip de iki rekat namaz kılarsa ecir ve sevabı hac ve umre yapanın ecir ve sevabı gibidir» buyurulur.

Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadisin sonunda, -Tamme,
tamme, tamme (yani kabul edilmiş tam bir hac ve umre, kabul edil-
miş tam bir hac ve umre, tam bir hac ve umre sevabı vardır) – diye
üç defa bu kelimeyi tekrarlamışlardır.
Taberäni’nin rivayeti ise söyledir: “Kişi (yukardaki hadiste anlatıldığı gibi davranırsa) (bulunduğu mescidden tam bir) hac ve umre (sevabı) ile ayrılır.
Ve yine Taberâni’nin ravileri sika olan ve merfu kaydıyla rivayet ettiği bir hadiste, “Kişi sabah namazını kılar, güneş bir mızrak boyu çıkıncaya kadar yerinde oturursa, bu namazının ecir ve sevabı
kabul edilmiş hac ve umre (sevabı) gibi olur” buyurulmuştur.
Allah’ın rızası üzerine olsun, Ibn Omer der ki: “Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz sabah namazını kılınca ikinci bir namazı kılmayınca (yani güneş bir mızrak boyu yükselmedikçe) oturduğu yerden kalkmazdı».
Taberäni’nin merfüan rivayet ettigi bir hadiste, “Kisi cemaatle
namaz kılar, oturup kuşluk tesbihine (namazına) kadar Allah’ı tesbih ederse, haccı ve umresi kabul edilmiş kişinin ecir ve sevabını kazanmış olur” buyurulmuştur.
Ben derim ki: Bir mü’minin, yapılması kolay ve basit olan amellerle böyle büyük ecir ve sevap kazanması yadırganmamalı. Çünkü
ecir ve sevabın ölçüsü anlaşılmaz, Hak kullarına az
amellerle büyük ecir ve sevap kazandırması kendisinin bileceği bir
iştir ve O’nun anlaşılmaz hikmetlerindendir. Allah daha iyisini bilir.
Imam Ahmed, Ebu Davud ve Ebu Ya’la’nın rivayet ettikleri bir
hadiste, “Kişi sabah namazından döndüğünde (gelin) namazgâhında oturup iki rekāt kuşluk namazı kılar ve (bu esnada) yalnız hayırlı söz söylerse, hataları – deniz köpüklerinden çok da olsa – yarlıganır.” buyurulmuştur.
Ebu Ya’la’nın bir diğer rivayetinde, “O kişinin cennete girmesi
vacip olmuştur” buyurulmuştur.
İbn Ebi’d-Dünya’nın merfüan rivayet ettiği bir hadista, “Fecir
namazını kılıp sonra güneş doğuncaya kadar Allah’ı anan kişinin derisine cehennem ateşi değmez” buyurulmuştur.
Beyhaki yukardaki hadisi şu ziyade ile rivayet eder: “Sonra (kişi güneş doğduktan sonra iki veya dört namaz kılarsa…».
Ebu Ya’la ve Taberâni’nin rivayet ettikleri bir hadiste, “Kisi fecir – veya (Peygamberimiz burada fecir kelimesi yerinde “gadar” lafzını
söyledi, ki o da sabah demektir) — namazını kılar, yerinde oturur, dünya meselelerini konuşmadan Allah’ı anıp dört duha (1)
namazını kılarsa anasından temiz ve suçsuz doğduğu gibi, işlemiş
olduğu suç ve kabahatler de öylece kendisinden çıkar ve temizlenmiş olur- buyurulmuştur.
(1) sabah ile öğlen arası vakti.

Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, ve Taberání, Cabir bin Semüre’den şu hadisi rivayet ederler: Câbir der ki, “Sallallahu aleyhi
ve sellem Efendimiz fecir namazını kıldıktan sonra güneşin güzelce
yükselmesine kadar oturduğu yerden kalkmazdı”.
Taberâni’nin rivayetinde ise, “Sallâllahu aleyhi ve sellem Efendimiz sabah namazını kılınca güneş yükselinceye kadar oturup Allah’ı anardı» buyurulmuştur. Allah subhanehu ve daha iyisini bilir.

Nuru ŞEMS ——EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin Işığını Kaybetme

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s