Allahtan haya etmek

Allahtan haya etmek
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden
birinde, dünya ve ahirette rezil ve rüsvay olmamak için, gizli ve açık
yaptığımız her şeyde Allah’tan açıkça haya duymamız buyurulmaktadır. Bütün din kardeşlerimizin de bu duygu ile beslenmelerini istemeliyiz.
Bu ahidle amel etmek isteyenler, öğüt verici güçlü bir şeyhin yoluna girmelidirler. Böylece onunla birlikte ilahi huzur ve bağış çevresine girerler ve bir daha oradan kolay kolay çıkamazlar. Orada devamlı olarak Hak Taâlâ’yı görmüş olurlar. Bazen de Hak Taâlâ’nın
kendilerine bakmakta olduğunu görürler. Tıpkı bir insanın uzunca zamandan beri tanıyıp görmediği biriyle karşılaşıp onunla oturması gibi,
veya bazen de bir kör gibi muhatabını görmese de onun kendisini gördüğüne ve birlikte oturduğuna inanır.
Bir şeyhin yoluna girmeyenlerin Allah’a karşı haya duyguları
azalacağı gibi, namazlarında dahi bu duygu onlarda gerilemiş ve eksilmiş olur.
Kardeşim Şeyh Efdalüddin’in bu konuda şöyle konuştuğunu duymuştum: “Bir kimsenin sol tarafındaki kâtip (yazıcı melek), o kimse
aleyhinde yazacak bir şey bulamaz bir duruma gelmeden, o kimse Hak
Taala’dan haya duyma makam ve mertebesine erişemez”. Bu makama
eriştikten sonra Hak Taâla’nın izin ve müsaadesi olmadan ayağını dahi uzanamayacağı gibi, Hak Taâlâ’nın izni olmadan arzu ettiği bir şeyi
yiyemez ve yine O’nun izni olmadan bir kelime bile konuşamaz hale
gelir. Bütün bunlar adi gündelik işlerden sayılır. Diğer şer’i işleri ise, verilen genel izin çerçevesinde yapılır. Bir cümle ile ifade edelim ki, nefsi şehvet uğruna ma’siyete düşenler Hak Taâla’ya haya duysundan yoksun olan kimselerdir. Öğrendiğimize
göre, büyük velilerden Ethemoğlu İbrahim karanlık bir gecede ayaklarını dinlendirmek maksadıyla uzatır. O sırada bir
ses kendisine; “Ey İbrahim! Padişahların meclisinde böyle mi oturulur?» diye, seslenir. Bunun üzerine ayaklarını toplar ve ölünceye kadar bir daha ayaklarını uzatmaz.
Ve yine efendim – Allah’ın rahmeti üzerine olsun Şeyh Aliyyü’l-
Havvás bu konuda şöyle konuşurdu: «Dünyada Hak Taala’dan haya
duyanları, Kıyamet gününde Hak Taala azarlamaktan ve onlara gazap etmekten haya duyar”. Şayet Allah’a olan saygı sınırı aşılmış olursa,
Sınırı aşan kimse Allah’ın gazab ve tecavüzüne uğramış olur. Allah’tan
utanç duymayan bir kimseye, Allah da vereceği azaptan utanç duymaz
Allah’a kızmayanlara, ona karşı çıkmayanlara da Hak Taala kuzmaz ve
ve karşı çıkmaz. Demek ki, Hak Taala’nın mukabelesi insanların hareketlerine merbuttur. Nitekim Hak Taala, «Beni anarsanız, ben de sizi anarım, bir diğer ayette de “Allah’a yardım ederseniz, o da size yardım eder, buyuruyor (1).
Allah’ın rızası üzerine olsun, Şeyhülislam Zekeriya’ya şer’i haya
ile tabii haya arasındaki farkı sormuştum. Bana, “Şer’i haya, Allah’ın yapılmasını yasakladığı buyrukları içinde bulunur. Kişinin bu yasakları yapmaktan duyacağı utanç, şer’i utançtır. Tabii veya nefsi haya ise,
kanun vaazının bayağı işlerin yapılıp yapılmamasında husup geçtiği,
kişinin kendi reyine bıraktığı hususlardır. Mesela kişinin kendisine
yakışmayan bir sarık sarması veya böyle bir elbise giyip sokağa çıkması veya paltosuz çarşı ve pazara çıkması gibi, şahsi ve nefsi arzulara dayanan bir nevi utanç duygusudur», demişti.
Bir insan azarlanacaksa tablo utanç duygusundan azarlanmayıp,
kanun vaazına karşı kusur ettiği şeylerden azarlanmalıdır.
Zamanımız insanları çoğunlukla, gıybet ve koğuculuk yapanları
ayıplamazken, kahve içen veya haşaşçı dükkanında oturanları ayıplamaktadır. Halbuki bu davranışların günahı gıybet ve nemime günahından daha hafiftir. Eğer bu kötüleyici kimseler şer’i haya üzerine yürümüş
olsalardı, şeriatın takbih ettiklerini, kendi çirkin gördüklerinden daha çok kınarlardı.
Şeyhayn, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve İbn Mace rivayet ediyorlar:
«Haya, imandandır».
Şeyhayn merfüan şu hadisi anlatır: “Haya ancak hayır getirir».
Müslim şu hadisi anlatır: «Haya tümüyle hayırlıdır».
Seyhayn ve diğerleri merfüan şu hadisi anlatırlar: “Haya imandandır, iman da cennettendir».
(1) el-Bakara; 152
Taberani ve Ebu’s-Seyh rivayet ediyorlar: “Ashabın, Efendimize,
«Ey Allah’ın Resûlü, haya dinden midir?» sorusuna, Efendimiz, «Evet, haya dinin tümüdür” buyurmuşlardır».
Taberaní ve diğerleri merfuan şu hadisi anlatırlar: «Şayet haya bir
erkek kişi olsaydı, o kişi salih bir kimse olurdu».
Malik ve İbn Mace merfuan şu hadisi anlatırlar: “Her dinin kendisine has bir sıfat ve tabiatı vardır. İslamın sıfat ve ahlakı da hayadır».
İbn Mace ve Tirmizi merfuan şu hadisi anlatırlar: «Haya, bulunduğu her şeye süs verir”.
Ebu’ş-Şeyh ise şu hadisi anlatır: «Haya, imanın bir dalıdır. Haya
olmayanda, iman da olmaz”,
Tirmizi ve Taberaní rivayet ediyorlar: “Gerçek anlamda Allah’tan
haya duyunuz». Efendimiz’in bu sözünü duyanlar, «Ey Allah’ın Resulü,
hamdolsun bizler ondan haya duyuyoruz», derler. Efendimiz, «Haya,
bu değildir. Allah’tan gerçek anlamda haya duyulması, başını içinde
geçen düşüncelerden koruman, mideni ve midene girenleri kontrol etmen, ölümü hatırlamanla gerçekleşir. Ahiret gününü arzulayanlar,
dünya süsü ve ziynetinden uzaklaşırlar. Bunları yapanlar, Allah’tan
gerçek surette haya duyuyorlardır”, buyurur”.
Allah daha doğrusunu bilir.

Nuru ŞEMS ——EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin Işığını Kaybetme

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s