KARDEŞLERİMİZE YARDIM ETMEK

KARDEŞLERİMİZE YARDIM ETMEK
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bizlere vasiyetlerinden
biri de, müslüman kardeşlerimizin kalplerine huzur ve sevinç girmesi için, her türlü işlerinde yardım etmek, hacetlerini gidermek,
dertlerine ortak olmak, bu ve buna benzer amellerimizi asaleten temel taatlara uygun olarak onlardan bir hediye veya bir karşılık beklemeden yalnızca öteki dünyamız için sevap kazanmak gayesiyle bu
işleri yapmamız hakkındadır. Dünya ecir ve sevabından çok, Allah
buyruklarına imtisalen şer’i buyrukları eksiksiz uygulayan arif kimseler bu yolda en çok başarılı olmuşlardır. Bunlardan gayri kimseler
ecir ve sevap balçığına saplanarak oradan ayrılamazlar.
Edindiğimiz tecrübelere göre, bir hâkimin huzurunda birine şefaat ve şehadet karşılığında bir şey alan veya kabul eden bir kimse
Allah yolundan saptığı yaptığı gibi, Hak Taala ile kendi arasında bulunan
bağı da koparmış olur. Böyle olunca da davaya bakan hakim bu kişinin şefaatını, şehadetini reddeder. Allah yolunda yürüyenlerin aksine de o kimse şahsi itibarını ve kendisine gösterilen saygıyı da
kaybettiğinden dünya severlerin gözünde saygı ve itibarını kaybetmiş olur.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, kardeşim Şeyh Efdalüddin’in bu
konu üzerinde şöyle konuştuğunu duymuştum: -Şefaat edilen bir
kimse, şefaatçiye bir hediye getirir veya bir bağışta bulunursa, şefaatçinin bunu reddetmesi gerekir. O kimse hediyeyi vermekte ısrar
eder, geri almayacağını söylerse veya onu fakir kimselere harcamasını söylerse, o vakit şefaatçinin o, zalim birinin yardımcılarından
olsa da, o hediyeyi alarak yoksul kimselere dağıtması gerekir-,
Bugün için zamanımız fakirlerinde günah korkusu azalmış durumdadır. Bunların hüküm ve kararları, zalimlerin yutmalarına,
ceplerini doldurmalarına yarar sağlamaktadır. İşte bu gibi davranışlar fesat ameller çevresine girer.
Ey kardeşim! Müslüman kardeşlerinin işleriyle ilgili ol. Onları yapmaya çaba göster. Yoksul bulunduğundan bu yaptığın işin karşılığını bekliyorsan, bunu kuldan değil, Allah’tan iste. Çünkü sen
onun fazilet ve keremine her vakit muhtaç durumdasın. Yardımına
koştuğun kimseler kadınlar veya fakirler olursa, yaptığın bu iş karşılığında onlardan bir hediye veya bir bağış kabul etme.
Bir keresinde günümüz şeyhlerinden biri bir zalimin maiyetinde idi. İşi düşenlere vali nezdinde şefaaatte bulunurdu. Bir gün vali
tarafından oğlu hapis edilen bir kadın içeri girer, şefaatçi şeyhe «Ey efendim, bana yardım et, oğluma şefaatte bulun- der, Şeyh kadına dönerek, «Fakirlere verilmek üzere yanında ne getirdin?» diye sorar.
Kadın, “Yedi yarım altınımla ayrıca dokuyup bu gün sattığım kumaşların bedeli bir Osmanlı altınım var”, der. Şeyh, “Bunlar yetmez-, diyerek, kadına baskı yapmaya başlar. Kadıncağız koşarak
evine gider, dokuduğu kumaşlardan bir kısmını satarak bir çeyrek
altın daha getirir. Bunu da Şeyhe verir. Şeyh de çeyrek altını vali yardımcısına verir. Önceden aldıklarını cebine indirir. İşte size gözümle gördüğüm bir olayı açıklamış oluyorum. Bu şeyh kendisine köşk
bile yaptırmıştı. Bunun nedenini, bu kimsenin yol gösterici, doğru
bir hocanın eğitiminden yoksun kalmasında aramalıdır.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun, efendim Ali Mirsifi Hazretlerinin yukarıda anlatılan şeyh hakkında, «Bu adamın insanlar arasında oturmasını yasaklayacak gücüm olsaydı, bunu çekinmeden yapardım. Çünkü bu zat, hiçbir şeyhten icazet almadan kendisini şeyh yerine koyarak kendi nefsi isteğiyle ve bazı ümeranın maksatlı düşünce ve yararları yolunda meclislerinde oturarak bizleri yıkmaya çalışmaktadır. Devlet erkanının istekleriyle amel ediyor. Hatta dostlarımızdan büyük bir dahi olan Emir Muhyiddin’i de etkisi altına almış», diye bu kötü şeyhten şikayette bulunmuşlardı.
Ben bu zatı (Emir Muhyiddin’i) Aliyyü’l-Havvas’la bir araya getirdim. Hazret, ona, -Şayet sen bu adamla bir daha buluşur, karşılaşırsan; bizim meclisimize ebediyen gelmemeni tavsiye ederim”, diye öğütte bulundu. Bu zat da ölünceye kadar o sahte şeyhle buluşmamış, hocanın sözünü tutmuştu.
Ey kardeşim! Sana bu yolu gösterecek güçte ve olgunlukta bir
şeyhe bağlandıktan sonra insanların işleriyle uğraş, onlara yardım
et. Allah seni hidayete eriştirir.
Allah’ın rahmeti üzerine olsun «Minhac» adlı kitabın Şeyh
Cemaleddin el-Mücli, mahallesinin bütün sakat, yaşlı ve kimsesizlerine
hizmet eder, çarşıdan ihtiyaçlarını satın alıp onlara getirirdi. Ders
verirken dahi bir kimse kendi ihtiyacı hakkında bir şey danışacak veya
soracak olsa, dersi bırakır o kimsenin işini yapmaya giderdi. Bir gün
ders verirken yaşlı bir kadın gelir, kendisine çarşıdan yağ almasını
söyler. O da dersi bırakır kalkar. Ona, “Bir ihtiyar kadın için dersi mi
bırakıyorsun?”, derler. O da onlara, “İhtiyar kadının şu andaki ihtiyacının giderilmesi, sizlerin alacağı dersten daha çok önemlidir ve önceliği
vardır” cevabını verir. Bu zat, kendi mahallesindeki, kimsesiz, aciz
kimselerin işlerini görmeye yalınayak gider, «Asıl olan bir şey varsa,
o da yerin temiz olmasıdır», derdi. Yağmurlu gecelerde entarisini beline bağlayarak, mahallede dolaşır, ateşe ihtiyacı olan varsa ona, «Fırından ateş getireyim mi?” diye seslenirdi. Mahallesindeki sakat, yardıma
muhtaç kimselere bir bir uğrar, bir istekleri olup olmadığını sorardı.
Allah ondan razı olsun.
Bu zatın talebesinden olan Şeyh Fahreddin el-Muksi ile bir arkadaşının kendisine “Bir ihtiyar kadına yağ alacağım, ateş getireceğim
diye, bizlere verdiğiniz dersi bırakıp onun işini üstün tutmanız doğru mudur?», diye sormalarına karşı şeyhleri, “Asıl olan mesele, bir kimseye
hizmet etmekle, içime huzur ve sevinç sokmaktır. Muhtaç olan bir kimsenin işini gördüğümde hissettiğim huzur, sizlere ders verirken duyduğum zevkten daha fazla oluyor”, cevabını verir.
Dostlarımdan Hacı Celal el-Cevali bunları bana hikaye etmiş ve
bu zatı şöyle anlatmıştı: «Benim Şeyh Celaleddin ile uzun seneler dostluğum vardır. Bir kez kendisini çok yaşlı bir insana hamur yoğurup ekmek pişirirken görmüştüm. Ona ne yaptığını sordum. Bana, «Hayatımızı ilim yolunda çalışarak geçirdik. İlmin bela ve afetleri çoktur; bu afetlerden
pek az kimseler kendilerini kurtarır. İlimle uğraşanlardan,
«Rabbim beni öldükten sonra, bu bilgim için af ve mağfiretine kavuşturacak», diyen pek az kişi görülmüştür. Bu da ihtiyaçları gidermenin
ve görmenin aksine olarak ilimde olan afet ve belalardır. Halbuki çoğu
kez böyle ihtiyaçları gidermek ve böyle davranmak suretiyle, Hak Taalâ’nın mağfiretini kazanabiliriz» dedi,
Efendim Şeyh Muhammed bin Anan bu konu üzerinde şöyle konuşurdu: “Tekke ve zaviyelerdeki fakirlerin ihtiyaçları için koşan bir devlet memurunun ecir ve sevap durumu, bu zaviyede oturup da, Kur’an
okuyanlardan, zikir ve ibadette bulunanlardan daha üstündür. Şayet bu kimse onlara bakmasa, onların mübrem ihtiyaçlarının peşinde uğraşmasaydı, bu yerlerde barınanlar, bu ibadetlerini yapacak gücü kendilerinde bulamazlardı. Yalnız ekmek parası peşinde istemeyerek koşarlardı”.
Beni yetim olarak velâyeti ve kefâleti altında büyüten –Allah’ın
rahmeti üzerine olsun hocam Şeyh Hızır, mangalını elime tutuşturur, yağmur altında ateş almak için beni fırına gönderir ve bana, «Bu mangala fırından ateş doldur. Getirdikten sonra mahalleyi dolaş, ateşe ihtiyacı olan bir kimsenin olup olmadığını sor, derdi. Ve sonra bana,
«Bak evladım, benim sana bu hizmetleri yaptırmanın nedenleri vardır.
Sen de ihtiyarlayıp iş yapamayacak bir çağa gelirsen, şimdiki yaptıklarına mükâfat olarak sana da hizmet edecek birini bulasın diye sana
bu işleri yaptırıyorum. Sonra yaşlı, aciz kişilerin temiz kıyafetlerini
görüyor musun? Gözleri kör, önlerini göremedikleri halde, namazlarını cemaatle vaktinde kılıp kaçırmamaları için, evlerinden mescide
kadar götürülüp getiriliyorlar. Bu gibi aciz kimseler artık rast gele
avuç açmıyorlar. Öyle değil mi?» sorusuna, ben, «Evet doğrudur», diye
cevap verirdim. Ve yine bana «Şu elinde tahtadan yapılmış kuru bir
kap tutarak edep yerini örtemeyecek durumda perişan kılıklı, namaz
niyaz nedir bilmeyen, namaz vakti geçse de umursamayan, dilenip bir tek gümüş akçe almak için insanlara avuç açtığı halde, hiçbir kimsenin ona bir şey vermediği adamı gördün mü? İşte bu kimse küçükken
Allah’ın hukukuna, yaşlıların hukukuna riayet etmediği için, ihtiyarladığı zaman, Allah onu hürmetten ve bakımdan mahrum etmiş. İlk anlattığım şahıslar ise, küçük yaşta iken Allah ve kullarına karşı hürmetkâr olduklarından şimdi yaşlılıklarında da Allah onlara hizmet
eden kişiler nasip etmiştir. Bu nedenle küçük yaşta büyüklere hizmet
etmeyenler, yaşlılıklarında kendilerine hizmet edecek bir kimseyi bulamazlar. Yaşlılığında kendilerine hizmet ve yardım edilen kimseler
kesinlikle küçük yaşta iken büyüklerine yardım ve hizmetten geri kalmayanlardır», diye uzun boylu öğütte bulunmuştu. Allah af edici ve merhametlidir.
Şeyhayn ve diğerleri merfüan şu hadisi anlatırlar: “Bir kimse din
kardeşinin hacetini giderirse, Allah da o kimsenin hacetini giderir.
Düşmüş olduğu sıkıntıdan bir müslümanı kurtaran bir kimseyi Allah kıyamet gününün sıkıntısından uzak tutar».
Hafız el-Abdari’nin rivayetinde şu ziyade vardır: “Bir kimse zulüm
gören birinin hakkını alıncaya kadar onunla birlikte yürürse, Hak Taala
ayakların kayacağı Kıyamet gününde, o kimsenin ayağını Sırat
köprüsünde sabit tutar”.
Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce ve Hakim merfüan
şu hadisi anlatırlar: “Herhangi dünya darlığından bir müslümanı kurtaran imanlı bir kimseden Hak Teala Kıyamet gününün sıkıntılarını
uzaklaştırır. Bir müslümanın ayıbını örtenin Allah Kıyamette ayıbını örter. Bir kimse kardeşine yardım ettiği sürece, Hak Taala o kimseye
yardım eder».
Taberani ve Ebu’ş-Şeyh merfüan şu hadisi rivayet ederler: “Hak Taala’nın yarattığı insanların hacetlerini görecek belirli kimseler vardır.
İnsanlar hacetlerini bu kimselere baş vurarak giderirler. İşte, bunlar,
Allah’ın azabından korunmuş kimselerdir».
Taberani’nin merfüan anlattığı bir hadis: “Hak Taâla’nın bazı kavimlerde toplayıp biriktirdiği nimetleri vardır. İhtiyacı olanlara bu nimetlerden usanmadan verdikleri sürece, Allah bu nimetleri onların yanına bırakır, usanıp vermekten imtina ettiklerinde Hak Taala bu nimetleri diğer bir kavime verir».
İbn Ebi’d-Dünya ve Taberani merfüan şu hadisi rivayet ederler:
«Hak Taâlâ’nın nimetlere boğduğu öyle kavimler vardır ki, bu nimetleri bu kavimlere kullarının yararına harcamak üzere vermiştir. Bu nimetleri kullarından esirgedikleri takdirde, Hak Taala bu nimetleri
onlardan alarak bir diğer topluma verir».
Taberaní, İbn Ebi’d-Dünya merfuan şu hadisi anlatırlar: «Kulun
insanlara olan yardımı nisbetinde Allah’ın kuluna verdiği nimet büyüktür».
Taberani ve Hakim rivayet ediyorlar: “Din kardeşinin hacetini
gideren bir kimse, on sene bir mescitten çıkmadan yapacağı bir ibadet
ve itikaftan daha hayırlı bir ibadet yapmış olur. Bir kimsenin Allah
için yapacağı bir günlük itikaf, Kıyamet gününde o kimseyle ateş arasında üç hendeklik bir ara açmış olur ki, bir hendekle diğer bir hendek
arası doğu ile batı arasından daha uzaktır».
Ebu’ş-Şeyh, İbn Hibban ve diğerleri merfuan şu hadisi anlatırlar:
«Bir din kardeşinin hacetini gidermek için çalışıp yürüyen ve bu haceti
gören bir kimse için Hak Taala yetmişbeş bin meleği vazifelendirir.
Eğer o kimse sabahleyin yardım etmiş ise, sabah vaktinden akşam
oluncaya kadar bu melekler kendisine dua eder, selâmlarlar, akşam yardım etmiş ise, sabah oluncaya dek yine, dua eder ve onu selâmlarlar.
Ve yine o kimsenin atacağı her adım için Hak Taala bir kusurunu sileceği gibi, onu bir basamak yukarı yükseltmiş olur».
Ebu Davud «Merâsil»inde şu hadisi anlatır: «Sallâllahu aleyhi ve
sellem Efendimiz’in bazı dost ve yakınları, kendilerine hayri dokunan
bir kimseyi övmeye başlarlar. Şöyle ki: «Bizler bu güne kadar böyle
hayır sahibi bir kimseyi görmedik. Bu zat yolda yürürken Kur’an okur,
bir yerde konakladı mı namaza durur», derler. Sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in, «Peki onun kaybettiği bir şeyi ona hatırlatan kimdir», sorusuna ashab, «Bizleriz ey Allah’ın Resûlü», derler. Efendimiz,
“Öyle ise tümünüz ondan daha hayırlısınız», buyurur».
Taberani ve Ebu’ş-Şeyh rivayet ediyorlar: «Bir kimse din kardeşini sevindirecek bir şeyle karşılarsa, Hak Taala Kıyamet gününde o
kimseyi sevindirmiş olur».
Ve yine merfüan şu hadisi rivayet ederler: «En faziletli amellerden
biri, mü’minin gönlüne sürur sokmaktır. Çıplaksa, edeb yerini örtecek bir elbise giydirirsin, açsa karnını doyurursun veya bir başka ihtiyacını görürsün».
Ebu Davud merfuan şu hadisi anlatır: «Bir kimse birine şefaatte
bulunur, bunun karşılığında verdiği hediyeyi kabul ederse, büyük günahlardan birini işlemiş olur”.
Allah daha doğrusunu bilir.

Nuru ŞEMS ——EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin Işığını Kaybetme

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s