Abdest Bahsi


Muhammed Sıddık Haşimi Hazretlerinin Abdest hakkındaki fıkhi izahati şöyledir;

Abdestin farziyeti Kitap, Sünnet ve İcma’ ile sabit olmuştur. Al­lah’ın inanmışlara ruh ve’ beden sağlıklarını daha iyi korumaları için açmış olduğu rahmet kapılarından biridir. Allah’a kulluğumu­zun mana ve ölçüsünü temizlik tablosu üzerinde sunmamız kadar tabii ne olabilir? Bu bakımdan ibâdete, özellikle namaza ancak te­mizlik amelyesini yerine getirerek başlanır. Mü’min ibâdetin esrar ve hikmetiyle ruhunu, şekliyle manasıyla bedenini, elbise ve çevre­sini temiz tutar. Temizlikle ibâdeti birleştirip bütünleştiren Rahmet Peygamberi Hazreti Muhammed (A.S.) Efendimiz : «Temizlik imâ­nın yarısıdır; Allah’a hamd etmek teraziyi doldurur. Sübhanellah ve’l Hamdulillah, demek göklerle yeryüzü arasını doldurur. Namaz nur (aydınlık) dır. Sadaka (îmân ve İslâm konusunda) açık delildir. Sabır ışıktır. Kur’ân ya senin lehine ya da aleyhine açık bir belğe­dir. İnsanlardan her biri; sabahlar da ya kendini (ateşten kurtarır) azâd eder, ya da (şer ve kötülüğe dalıp) kendini helak eder.»Bu­yurarak temizliğin dindeki yerini belirlemiştir 63 yıllık aziz ömür­leri hep bu temizliğin örnekleriyle dolu değil midir?

İniş bakımından ikinci ya da üçüncü sırayı dolduran Müddesir sûresinin ilk beş âyet ile Tevhîd’den sonra temizliğe temas edilmiş ve böylece Allah (C.C.) yoluna irşadın temizlikle olan bağlantısı açık­lanmıştır.

Bunun için günümüze kadar yazılan bütün fıkıh kitaplarımıza taharet konusuyla başlanılmış, Allah’a inanıp ibâdetin gönül doyurucu havası içinde içi dışı kadar, dışı da içi kadar temiz olan mü’minlerin abdest ve gusül ile ilmihale kapı açmaları sağlanmıştır.

Abdestin Farz olduğunu bildiren Âyet:

«Ey imân edenler! Namaza kalkmayı (dilediğinizde) yüzlerinizi, dirseklerle birlikte ellerinizi yıkayın. Başlarınızı mesh edip topuklarla beraber ayaklarınızı yıkayın.»

Abdestin Farziyetini açıklayan Hadis ;

Abdesti olmayanın namazı (kabul) değildir. Allah’ın İsmini anmayanın da abdesti kabul) değildir.»

A) Abdestin Farz Kılındığı Tarih :

İlim adamlarının bu konuda farklı tesbit ve görüşleri olmuştur : Meşhur Siyer sahibi Seyyid Ahmed Zeynî Dahlân’a göre, bi’setin üçüncü yılında Müddesir sûresinin baş kısmındaki «Elbiseni de te­miz tutmaya devam et,,» mealindeki âyet ve ondan önce ve sonraki cümleler abdestin farz kılındığına delâlet etmektedir. Nitekim bu âyetler indikten sonra Resûlüllah (A.Ş.) Efendimizin hem kendisi abdest almış, hem de Hazreti Hatice Validemize abdest almasını söylemiş ve böylece iki rek’at sabah, iki rek’at te akşam namaz kıl­dıkları rivayet yoluyla sabit olmuştur. Çoğuna göre ise, hicretten birbuçuk yıl önce namazla birlikte farz kılınmıştır. Allah (C.C.) da­ha iyisini bilir.

B) Abdestsiz Kılınan Namaz Var Mıdır?

Cenaze namazı da dahil olmak üzere farz, vacib, sünnet ve müs-tehab bütün namazlar ancak abdestli bir vaziyette kılmalıdır. Su bulunmadığı, ya da bulunup ta kullanmaya engel bazı hususlar mev­cut olduğu zaman onun yerine teyemmüm edilir ki bu da abdest an­lamına mânevi bir temizlik ve silâh sayılır.

«Cenaze namazı, bir namaz olmaktan ziyade bir duadır, bu ne­denle abdestsiz de kılınabilir,» diyenler varsa, namazın baştan so­nuna bir duâ ve zikir olduğunu anlayamıyanlardır. Beş vakitte kılı­nan namazın rükû ve secde yapılarak kılınmasını emreden din, ce­naze namazının rükû’suz ve secdesiz kılınmasını emretmiştir. Ama ikisini de «namaz» ismiyle anmış ve ikisi için de abdest bakımından ayni ameliyeyi istemiştir.

C) Abdestin Ruh Ve Beden Üzerindeki Olumlu Etkileri:

a) Ruhun Allah’tan temiz geldiği gibi temiz kalmasına yardım­cı olur, manevî bir gıda olarak da ruhu besler. Şeytanı kovar, mâne­vi bir silâh anlamında şer ve kötülüğün karşısına çıkar.

b) Vicdanı geliştirir, kalbi kuvvetlendirip imân cevherini da­ha iyi korumasını sağlar.

c) Sinir sistemini düzeltir. Asap bozukluğunu giderir.

d) Yorgun bir bedeni rahata kavuşturur. Adaleye zindelik ge­tirir.

e) Deri altında biriken ve fazlası zararlı olan yağların erimesine olumlu bir neden sayılır.

f) Kan dolaşımını yavaşlatarak geçici bir süre kalbin dinlen­mesine yararlı bir etken olur.

2 — Abdestin Farzları :

Hanefi mezhebine göre abdestin farzı dörttür yukarıda mealini yazdığımız âyetin açık anlatımından bu dört farz Şunlardır :

1. Yüzü belirlenen ölçü ve biçimde yıkamak,

2. Elleri dirseklerle beraber yıkamak,

3. Başı ıslak elle meshetmek,

4. Ayakları topuklarla beraber yıkamak.

Şafiî mezhebine göre altı, Mâliki mezhebine göre yedi ve Hanbelimezhebine göre de altıdır.

Şafii’lerde yukarıda belirtilen dört farzdan başka bir de niyet ve ayette belirtilen tertip te farzdır. Mâlikî’lerde de bu dört farzla birlikte niyet, bir organ kurumadan diğerini yıkamak ve bir de suyu kuruyan organın üzerinde götürüp getirmek suretiyle abdest azasını yıkamak farzdır. Hanbelî’lerde belirtilen dört farzla birlikte bir de âyet­le belirtilen tertip üzere abdest almak ve bir organ kurumadan diğerini yıkamak da farzdır.

Abdest Farzlarının ayrı ayrı açıklaması :

Yüzü Yıkamak :

Genellikle İslâm Fıkhında «yıkamak» denilince suyu bir organ üzerine akıtmak, «mesh» denilince, ıslak eli dokundurmaktır. Hidâ-ye, Tahavî ve Fetevâ-i Hindiyye gibi kıymetli kitaplarda özellikle bu tarif üzerinde durulmuştur. Bu bakımdan açık olan rivayete göre, suyun organ üzerinde akması, yani akıntısının sağlanması şarttır. Akıntı sağlanmadığı takdirde alınan abdest caiz değildir. Ancak îmam Ebû Yusuf’a göre, suyun organ üzerinde akıp damlaması şart değildir.

Kar Ve Dolu İle Abdest Almak Caiz Midir?

Kar ya da dolu abdest azasına sürülür de iki ya da fazla damla su meydana gelirse bu bil-icmâ1 caizdir. Bu sayıda damla meydana gelmezse, Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed’e göre caiz değildir. Ebû Yusuf’a göre caizdir. Nitekim Zahire adlı kitapta da bu husus açık­lanmış ve Fetevâ-i Hindiyye’de buna yer verilmiştir. Ne var ki bu ko­nuda sahih olan görüş ve ictihad, imameyn’in görüşüdür.

Yüzün Sınırı :

Açık rivayette yüz için bir sınır belirlenmemiştir. Ancak îslâm Fakihlerinin çoğuna göre yüzün sınırı, baştaki saç bitiminden çene altına ve bir kulak yumuşağından diğerine kadar olan kısımdır. Hidâye şerhinde, Bahr-i Râik ve İbn-i Abidîn’de de ayni husus be­lirtilmiştir.

Başın ön cephesindeki kıllar dökülmüşse, mutlaka saç bitimi sı­nır başlangıcı alınmaz, normal ölçü dikkate alınarak alınla baş ara­sındaki sınır ki bu normal saçı olanlarda belirgindir esas kabul edi­lir. Sahih olan görüş te budur.

Saçım Alnına Doğru Uzatan :

Saçını alnına doğru tarayıp uzatan kimse abdestte yüzünü yı­karken yüz sınırına sarkan saçlarını da yıkaması vâcib olur. Hidâ­ye şerhi ve benzeri muteber kitaplarda da ayni husus belirtilmiştir.

Gözlerin İçine Suyu Ulaştırmak :

Abdestte yüz yıkanırken suyu gözlerin içine ulaştırmak ne farz, ne de sünnettir. Ancak yüze su vururken gözleri fazla yummak için bir külfete girmeye de gerek yoktur. Açık tutmaya çalışması da böyle.. Ne var ki Fakih Ahmed bin İbrahim ve o görüşte olan bazı ilim adamları, yüz yıkanırken gözleri sıkıca yummak Caiz değildir, demişlerdir. Çünkü bu durumda gözün çevre ve pınarları yıkanmış olmaz. El-Muhit kitabında da bu husus belirtilmiştir.

Gözdeki Çapağın Altını Yıkamak :

Ağrıyan bir gözde çapak meydana gelir ve bu gözün daha çok dış kısmında bulunursa, yüzü yıkarken, gözler yumulduğunda dışta kalan çapağın altını yıkamak vâcib olur. Aksi halde abdest yerine getirilmiş sayılmaz.

Yıkamada Dudakların Durumu :

Dudaklar normal biçimde kapatıldığında dışta kalan kısmı yüz­den sayılır. Bu nedenle yüz yıkanırken dudakların o kısımlarına su­yun dokunması gerekir. Sahih olan görüş budur. El-Hulasa kitabın­da da ayni hususa yer verilmiştir.

Şakakla Kulak Arasındaki Beyazlık :

Bu kısım da yüzün sınırına girdiğinden yıkanması, yani suyun dokunması vâcibdir. Tahavî, sahih olan budur, diyor. Hanefî fakihlerinin çoğu da ayni görüştedir.

Kaş Bıyık Ve Sakalın Yıkanması :

Yüzü yıkarken kaş ve bıyıklar, sakaldan da yüz sınırını aşma­yan kısmı yıkamak vâcibdir. Suyun kılların altına nüfuz etmesi şart değildir. Ancak kıllar seyrek olur da yer yer deri görünürse o tak­dirde suyun deriye geçmesini sağlamak vâcibdir. Ayni konu Kadıhan Fetâvâsında da işlenmiştir.

Sakalın Su İle Oğulması :

îmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed’e göre, suyu sakalın dışını üzerinde götürüp getirerek oğmak vâcibdir. En sahih olan gö-rüş ve ictihad da budur. Ancak çenenin sınırını aşıp aşağıya sarkan kısmı yıkamak vâcib değildir.

Abdest Alındıktan Sonra Tırnak Kesmek Veya Tıraş Olmak :

Abdest alındıktan sonra herhangi bir nedenle kaşlarını, ya da bıyıklarını veya sakalını ve başını tıraş eden kimsenin yeniden abdest alması gerekmediği gibi, tırnaklarını da kesen kimsenin abdestini yenilemesi gerekmez. Sadece o kısmı ıslak bir bez ile silmek temizlik yönünden uygun olur. Şerh-i Fethülkadîr, Bahrirâik ve benzeri Luteber fıkıh kitaplarında da ayni husus belirtilmiştir.

2 — Elleri Dirseklerle Beraber Yıkamak :

Hanefî imamlarının çoğuna göre dirsekler ellere dahildir. Bu bakımdan elleri yıkarken dirseklerin de yıkanması gerekir. Çünkü yetteki (İLÂ) harfi gaye içindir, karine olduğu yerlerde gaye muayyaye dahildir. Aksini iddia edenler de olmuştur. Allah (C.C.) daha iyisini bilir.

Abdest organlarında meydana gelen fazla organları yıkamak vâcib midir?

Elde doğuştan ya da sonra altıncı veya yedinci parmak bulunursa onları yıkamak vâcib olur. Ayaktaki fazla parmakların durumu da böyledir. Ayni konu Fethülkadir’de de işlenmiştir. Omuzdan ikinci bir el oluşmuş durumda ise, asıl olan eli yıkamak vâcib, bunu yıkamak sünnettir. Müstehab diyenlerde olmuştur. Bazısına göre ise, fazla olan el, asıl elden yıkanması vacip olan yerin sınırı­na ulaşıyor veya onu aşıyorsa, ulaşan ve aşan kısmı yıkamak da vâcibdir. Ama İbn Nüceym Bahriâik’de bunun mendup olduğunu kaydetmiştir.

Deri Üzerinde Yapışkan Bir Maddenin Bulunması :

Abdest organlarından herhangi birinin üzerinde suyun deriye geçmesine engel olan bir madde bulunursa, alınan abdest sahih ol­maz. Örneğin oje, sakız bu türdendir. Deri üzerinde bir tabaka mey­dana getirmiyen kına, boya ve benzeri maddeler abdeste engel değil­dir. Çoğu kez hamur yoğuran ev kadınları ya da fırıncıların elleri­ne yapışıp kuruyan hamur az bir şeyse ve hemen ıslanıp kaldırıl­ması mümkün değilse, onlar hakkında bu vaziyette aldıkları abdest caizdir denilmiştir. Tırnak altlarına girip kuruyan hamur ve benzeri maddelerin de temizlenip altına suyun nüfuz etmesini sağla­mak vâcibdir. Ancak tarla, bahçe ve benzeri iş yerlerinde çalışıp tır­nak altlarını devamlı surette temiz tutmaları mümkün olmayanlar hakkında fetva verilmiştir. Yani onlar o vaziyette abdest alıp, na­maz kılabilirler.

Bu konuda İmam Ebû Nasr El-Saffar’in şöyle dediğini Fetâvâ-i Hindiyye nakletmiştir. : «Tırnaklar parmak uçlarını örtecek kadar uzunsa herhalde altlarını yıkamak gerekir. Kısa olursa buna gerek yoktur.» El-Muhit kitabında da bu husus belirtilmiştir. Fethülkadîr’de uzun olan tırnakların herhalde altını yıkamak vâcibdir, buna başka bir görüş eklemek lüzumsuzdur, deniliyor.

Ne var ki fakihlerin hepsi de çeşitli iş yerlerinde çalışan kadın ve erkeklerin tırnak altlarının bazı maddelerin girmesinden korun­ması mümkün olmadığı için abdestte yıkanması gerekli değildir, demişlerdir. Fetva buna göredir.

Parmaktaki Yüzük :

Parmaktaki yüzük genişçe olursa abdest alırken oynatılması gerekmez. Ancak dar olup suyun deriye geçmesini önlüyorsa,.o tak­dirde hareket ettirilmesi vâcibdir. Açık olan rivayet budur.

3 — Ayakları Topuklarla Birlikte Yıkamak :

Ayakları topuklarla birlikte yıkamak farzdır. Hanefî İmamla­rından üçüne göre böyledir. İmam Züfer onların görüşünde değildir. Fetva üç imâmın içtihadı doğrultusundadır.

Bir kaza sonucu ellerini dirseklerinden, ayaklarını topukların­dan kaybeden kimseden iki farz kalkmış olur. Sadece yüzünü yıkayıp başına mesh verdirerek abdestini tamamlar. Çünkü bir zaruret sonucu farzlardan ya da şartlardan birinin veya birkaçının ortadan kalkması diğer şartları ve farzları hükümsüz kılmıyor, yani onların düşmesiyle bunlar düşmüyor.

Bunun gibi 45 dereceden sonra gece ve gündüzde anormal değişiklikler meydana gelir, bazı yerde güneşin batmasıyla doğması bir olur .Bazı yerde.gece diye bir ölçü kalmaz. Vakit şartının ortadan kalkmasıyla diğer şartlar kalkmış olmaz. Beş vaktin normal olarak bulunduğu bir ülkenin namaz vakitleri belirlenip ona göre ibâdet edilir. Çünkü namazdan maksad vakit değildir, vakit resmiyeti ve düzenli olmayı sağlamak içindir.

Bu konuya inşaallah namaz bahsinde yeterince yer verip Müsluman okurlarımızı aydınlatmaya çalışacağız.

Ancak kesilen kısımda topuk ve dirsek uçları kalırsa, o takdir­le kalan uçları yıkamak vâcib olur. Bu da üç imâma göredir.

Felç Olup Duyarsız Hale Gelen El Ya Da Ayaklar :

Felç ya da başka bir sebepten dolayı duyarsız hale gelen el veya ayağı yıkamak vâcib midir? Tatarhaniyye ve benzeri fıkıh kitapla­rında bu hususa yer verilmiş ve bu durumda olan azanın yıkanma­sı gerektiği belirtilmiştir. Çünkü abdestten maksad bir bakıma be­den temizliğidir. Felç olan bir organı temiz tutmak kadar tabii ne olabilir.

Yağlanan Eller Ya Da Ayaklar :

Yağ bilindiği gibi suyun deriye tam nüfuz etmesini engelliyen bir maddedir, ancak bir yağlıboya, bir oje ve benzeri maddeler gi­bi değildir. Bu bakımdan onu hemen gidermek mümkün değilse, su ile o azayı iyice oğmak kâfi gelir, yani yağlı bulunan abdest azası böylece yıkanmış sayılır ve farz yerine gelmiş olur. Fetva bu görü­şe göredir. Ayaklarda meydana gelen çatlaklara sürülen merhem ve benzeri yağlı maddeli ilaçlar suyun nüfuz etmesini engeller. An­cak ne var ki suyun açılan yarığa girmesinde bir sakınca varsa, mer­hem kaldırılmaz ve öylece abdest alınır. Bu caizdir. Zarar vermiyor­sa, o takdirde suyun alt kısma nüfuzunu sağlamak vâcib olur. Hem bunda temizlik te söz konusudur. El-Muhit kitabında da bu husus açıklanmıştır.

Abdest Azasında Yarılan Yerin Dikilmesi :

Abdest azasında yarılan yerin dikilmesi hem caizdir, hem de su­yun alta geçmesi vâcib değildir. Çünkü bunda hem zaruret var, hem de sağlığı koruma söz konusudur.

Bu konuda Şemsül-Eimme El-Helvânî Hazretleri diyor ki : «Ab­dest ya da gusül azasından birinde bir yarık meydana gelir de onu yıkamak çok zor olur, kişi bu konuda âciz kalırsa, o yeri yıkamak vâcib değildir. Sadece suyu üzerinde götürüp getirerek oğmak ye­ter. Bunu da yapamıyorsa, ıslak elleriyle mesh etmekle yetinir. Bunu da yapmaktan âciz kalırsa, mesh etmeyi de terkeder ve o vaziyette abdesti tamam sayılır. Fetâvâ-i Hindiyye’de de bu konu açıklan­mıştır.

Yara Üzerinde Oluşan Kabuk :

Abdest organlarından birinde meydana gelen yaranın üzerinde oluşan kabuğun altını yıkamak gerekir mi? Kabuk kalkmamışsa el­bette ki gerekmez. Ancak bir tarafı kalmış, diğer tarafları cilde bi­tişik duruyorsa, o vaziyette yıkanır, suyun oluşan kabuğun altına nüfuz etmesi vâcib değildir. Çünkü kabuğun altı henüz tamamen or­taya çıkmış değildir. Bu konu Fetâvâ-i Kadıhan’da da yeterince açık­lanmıştır.

Yara üzerindeki kabuk, organ yıkandığında elin dokunmasiyle kalkıyorsa, açılan kısmı yıkamak gerekir mi? Yara iyileşmiş ve üs­tündeki kabuğun kalkması ya da koparılmasıyla bir acı duyulmu­yorsa, o takdirde altını yıkamak gerekir. Yok yara henüz iyileşmemiş ve oğma sonucu kabuk kalkıyorsa, bu takdirde kalkan kabuğun altını yıkamak vâcib değildir. Ancak açılan yaradan kan, irin gibi akıcı bir madde çıkar da etrafa yayılırsa o takdirde abdest bozulmuş olur, yeniden abdest alması gerekir.

Hanefi İmamlarından bazısına göre her iki halde de kabuk al­tını yıkamak gerekmez. Daha uygun olan da bu görüştür.

Deriye Yapışan Balık Pulu Ya Da Pire Dışkısı :

Pire ve benzeri haşerenin dışkısından devamlı korunmanın mümkün olmadığını dikkate alanlar, abdest azası üzerinde bu kabil şey bulunur ve iyice kurumuş olur, suyun alta geçmesini engellerse, yine de alınan abdest caiz olur, demişlerdir. Çiğnenmiş ekmek par­çası ya da balık pulunun yapışıp kaldığı azayı bundan temizleme­dikçe alınan abdestin sahih olmayacağında çoğu âlimlerin görüş birliği var. Çünkü bu kabil şeylerden korunmak her zaman müm­kündür. El-Muhit kitabında da bu husus açıklanmıştır.

Bir Organ Üzerindeki Islaklığı Başka Bir Organa Nakletmek Caiz Midir?

Abdestte caiz görülmemiş, fakat gusülde caiz görülmüştür. Çün­kü gusül konusunda bütün beden bir aza sayılır. Ama abdestte dört ayrı aza söz konusudur. Abdeste de ayni azadaki ıslaklığı kuru ka­lan yere nakletmekte bir beis görülmemiştir.

Üzerine Bolca Yağmur Yağan Ya Da Bir Irmağa Dalan Kimsenin Abdest Veya Guslü Bu Durumda Yerine Gelmiş Olur Mu?

Yağmur ya da ırmak suyu abdest azasının tamamına kuru yer kalmıyacak biçimde dokunursa abdestin farzı yerine gelmiş olur. Gusül konusunda ise bütün bedenin kuru yer kalmıyacak biçimde ıs­lanması şarttır. Ayrıca ağzına ve burnuna su alması gerekir. Çünkü Hanefi mezhebinde niyet şart değildir. Önemli olan bedenin yıkan­ması ya da abdestte dört azanın kuru yer kalmıyacak biçimde ısla­nıp yıkanmasıdır. Şafiî mezhebine göre, niyet farz olduğundan, ni­yetsiz bir vaziyette ne gusül ne de abdest caiz olmaz. Maliki mez­hebine göre de böyledir. Hanbeli mezhebine göre caizdir. Es-Siraciyye kitabında da bu konu belirtilmiştir.

4 — Başı Meshetmek :

İmam Ebû Hanîfe’nin fetvaya şayan görülen görüş ve içtihadı­na göre, başın dörtte birini teşkil eden nasiyeyi meshetmek farzın yerine gelmesini sağlamakta yeterdir. Hidâye’de de aynî husus be­lirtilmiştir.

O halde seçilen görüş, nasiyenin başın dörtte birini meydana ge­tirmesidir. El-îhtiyar’da da ayni husus belirtilmiştir. Ancak bu ko­nuda vâcib olan, elin üç parmağının kullanılmasıdır.

Sadece bir ya da iki parmakla meshetmek kâfi değildir. Daha uygun olanı sağ elin iç kısmını ıslatıp olduğu gibi başın ön kısmına dokundurmaktır. Fetâvâ-i Kadıhan’da bunun üzerinde durularak ayni hükme varılmıştır.

Parmak uçlarıyla su damlamıyorsa meshetmek caiz değildir. Yeterince su damlıyorsa o takdirde caiz olur, çünkü bununla dörtte birin meshi sağlanır.

Nasiyeden alma doğru sarkıtılan saç üzerine meshetmek kâfi gelmez. Çünkü baş sınırını aşmış sayılır.

Bilhassa kadınların saçlarını iki örgü haline getirip başına dolamasıyla başın sınırlarını aşan saçların sınır içine sokulması sağlan­mış olur mu? Fıkıhçılardan bir kısmı nasiye üzerine gelen kısmı üze­rine meshetmeyi kâfi görmüşler, illet olarak da o örgünün altında baş var, demişlerdir. Fakihlerimizin çoğu ise bunu caiz görmemiş, herhalde başa dolanan örgünün alt kısmının meshedilmesi gerekti­ğini söylemişlerdir.

İkincilerin görüşü ihtiyata daha uygundur.

Kulakları Meshetmek Başı Meshetmenin Yerine Geçer Mi?

Geçmez. Çünkü kulak ayrı bir organ sayılır. Onu meshetmek müstehabdır. Başı meshetmek ise farzdır. Ancak kulakları meshet-tikten sonra avucunda ıslaklık kalırsa onunla başı meshetmek caiz olur. Ama başı meshettikten sonra elin içi ıslak kalsa bile onunla mestleri meshetmek caiz olmaz. Bunun gibi henüz ıslak bulunan abdes azasından birinden ıslaklığını alıp başı ya da mestleri meshet­mek te caiz değildir. Fetâvâ-i Hindiyye’de de bu husus açıklanmıştır.

Başı Karla Meshetmek Yeterli Mi?

Dokunan kar damlasın damlamasın başın dörtte biri onunla meshedildiği takdirde kâfi gelir. Dolu da ayni hükme girer.

Başı yüzle birlikte yıkamak mesh yerine geçtiğinden ayrıca el­leri ıslatıp mesh yapmaya gerek yoktur. Ne var ki böyle yapmak şâriin emrine uygun olmadığından mekruh sayılmıştır. El-Muhit ki­tabında bu husus açıklanmıştır. Başın bir kısmı tıraşlı, bir kısmı da tıraş edilmemiş ise, tıraş edilmedik kısım üzerine meshetmek caiz olur. Nitekim Cevhere’de de buna cevaz verilmiştir. Bunun gibi ba­şının nâsiye (ön cephe) sini değil de arka, ya da orta veya yan kısım­larını meshetmek caizdir. Tatarhaniyye’de bu husus belirtilmiştir.

Sarık, Külah Ve Başörtüsüne Meshetmek Caiz Olur Mu?

Bu konuda vârid olan sahih hadîslerle Hanefî imamlarının gö­rüşü arasında belirgin bir fark mevcuttur : Amr bin Ümeyye (R.A.)’den yapılan sahih rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz hem mestleri, hem de başındaki sarığı üzerine meshetmiştir. Ayrıca Bilâl’dan yapılan rivayette de Resûlüllah (A.S.) Efendimizin bu ko­nuda şöyle buyurduğu tesbit edilmiştir .

Mestler Ve Başörtüsü Üzerine Meshedin»

Müctehid imamlar bu konuda Hazreti Âişe Validemizin abdest alırken ıslak elini başörtüsünün altına koyup saçını meshettiği ve «Böyle yapmamı Resûlüllah (A.S.) Efendimiz emretti» demesini de­lil olarak almışlardır.

Ancak eller fazla ıslak olur da sarık ya da başörtüsüne meshedildiğinde ıslaklık saça geçerse yapılan mesh caiz sayılmıştır. El-Hu-lasa kitabında da bu husus açıklanmıştır. Bununla beraber örtü altını meshetmek daha uygundur. Fetâvâ-i Kadıhan’da da böyle yap­anın efdal olduğu belirtilmiştir.

I. ABDESTİN SÜNNETLERİ :

Resûlüllah (A.S.) Efendimizin kavli, fiili ya da takririyle sabit olan şeylere Sünnet denilir. Abdest konusunda bu üç yoldan tesbit edilenler on iki madde halinde özetlenmiştir. Bu sayıyı artıranlar ve daha az söyleyenler de vardır.

1 — Abdeste Besmele İle Başlamak

Abdeste başlarken Besmele getirmenin vâcib olduğunu söyleyenler ve delil olarak da şu hadisi nakledenler varsa da yapılan ciddi araştırmalar sonucu hadîsin zayıf olduğu anlaşılmış ve bu neden  imamlar BESMELE’yi sünnet kabul etmişlerdir. Çünkü Resûlüllah (A.S.) Efendimizin fiili ve kavli ile sabit olmuştur.

A) Namaz Ancak Abdest İle (Kabul) Olur. Allah’ın İsmini Anmayanın Abdesti (Makbul) Değildir.

Bu hadîsi sahih kabul edenler ki bunlar çoğunluktadır. Kemal derecesinde bir abdest ile yorumlamışlardır.

Besmele abdeste başlanırken getirilir. Unutulur da ara yerde getirilirse sünnet yerine getirilmiş sayılmaz. Yemek ve benzeri konularda ise, başlarken unutulur da ara yerde getirilirse,bu konuda açık hadîs rivayet edildiğinden sünnet yerine getirilmiş olur. Et-Teby’m kitabında da ayni husus belirtilmiştir.

Bununla beraber nerede hatırlanırsa orada besmele getirilir, Tâ ki abdest besmelesiz yapılmış olmasın. Siracü’l-Vehhac kitabında da bu konuya belirtilen şekilde yer verilmiştir.

Küçük ve büyük ihtiyacı giderdikten sonra temizlenmeye baş­larken Besmele getirilir. Bazılarına göre bundan önce de getirmek müstehabdır. Sahih olan görüş budur. El-Hidâye’de bu mesele belir­tilen biçimde açıklanmıştır. Ancak utanılan yerlerini açarken ve bir de helada bulunurken besmele getirilmez. Fethulkadîr’de bu konuya  yer verilmiştir.

B) Abdeste Başlarken Tesmiye Hangi Kelimelerle Getirilir?

Tahavî ve benzerî ilim adamlarının tesbitine göre bismillahi’l-azîm ve’l-hamdu lillah talâ dini’l islâm denilir. mi’racü’d-dirâye’de Resûlüllah (a.s.) efendimizin böyle söylediği riva­yet edilmiştir.

Bununla beraber bu kelimeler yerine lâ ilahe illallah ve­ya el-hamdu lîllah ya da eşhedu en lâ ilahe illallah de­nilecek olsa, bununla da sünnet yerine getirilmiş sayılır. el-kmye ki­tabında, bu husus açıklanmıştır.

2 — Elleri Bileklere Kadar Üç Kere Yıkamak,

Bazısına göre bu farzdır, ancak öne alınması sünnettir. Bu gö­rüş Fethulkadîr ve Mi’rac sahiplerince benimsenmiştir. El-Asıl kita­bında İmam Muhammed’in kavli de buna işaret etmektedir. Cahri-râik’de de buna yer verilmiştir.

Bir musluk başında bulunmuyor da küçük bir kap içindeki su ile abdest alması gerekiyorsa, şöyle hareket eder : Kabı sol eliyle tu­tup sağ eline, sağ eliyle tutup sol eline döker ve böylece ellerini yı­kamış olur. Kap büyükçe olursa yanında da suyu ondan katıp kulla­nacak küçük bir kap bulursa belirtilen biçimde su alınıp eller yıka­nır. Küçük bir kap yoksa yıkanan ellerini kullanır. Elleri kaba sok­madan yıkamak mümkün olmadığı takdirde sol elinin parmaklarını bitişik vaziyette kaba sokup sağ eline su döker ve böylece ellerini ovup yıkamaya çalışır. Bu ameliye abdest almak istiyenin ellerinde necaset bulunmadığı takdirde uygulanır. Necaset varsa onu temiz­lemeden kaba sokması, suyu necis etmesine yol açar ve bu durumda o su ile abdest alması caiz olmaz.

Pislikten temizlenmeden önce de sonra da elleri yıkamak müs­tehabdır. Sahih olan da bu görüştür. Fetâvâ-i Kadıhan’da da ayni konuya yer verilmiştir.

3 — Ağıza Su Alıp Çalkalamak, Buruna Su Çekmek :

Üç defa ağıza su alıp çalkalamak, üç defa da buruna su çekip sol el ile sümkürmek sünnettir. Her defası için yeni su alınıp kulla­nılır. Serahsî’nin El-Muhitin’de de bu mesele belirtilmiştir.

Ağzı Çalkalamanın Sınırı :

Ağıza alınan suyun ağız. boşluğunun her tarafını kapsaması bu konudaki sünnetin sınırını belirler. Buruna su çekmenin sınırı ise, suyun genize kadar ulaşmasıdır.

Bu sünneti terkeden, yani ağız ve burun temizliğini abdest alırken terkeden kimse günahkâr olur. Sahih olan görüş budur. Çünkü abdestte bu iki organı su ile yıkamak, devam edilegelen sünnetlerden biridir. Resûlüllah (A.S.) Efendimiz hiç bir abdestinde bunu terketmemiştir. Zaid olan sünnetleri terketmek ise böyle değildir. Yani ki bundan dolayı günahkâr olmaz. Siracü’I-Vehhac kitabında da aynı hususa yer verilmiştir.

Her defasında yeni su alıp kullanmak daha iyidir.

Ancak avucuna su doldurur da ağzına doğru kaldırır ve ağzıyla üç defa ayrı ayrı ondan su alınarak kullanılırsa caiz olur. Buruna su verirken böyle yapmak caiz olmaz, çünkü burun ağız gibi suyu tutamaz da geriye akan kısmı avuçtaki suyu kullanılmış yapar.

Bunun gibi avucuna aldığı suyun bir kısmıyla ağzını, bir kısmıy­la da burnunu yıkarsa bu caiz olur. Aksi ise caiz görülmemiştir. Fetâvâ-i Hindiyye ve Shacü’l-Vehhac’da ayni husus belirtilmiştir.

4 — Misvak Kullanmak, Dişleri Temizlemek :

Fıkıh kitaplarımızda geçen «misvak» tabiri, hem diş temizli­ğinde kullanılan çubuğa, hem de dişleri temizlemeye ad olarak kul­lanılmıştır.

Bu nedenle az sertlik taşıyan ve dokunduğu yerin kirini alabi­lecek nitelikte olan herhangi bir maddeyle dişleri temizlemek te bu anlamdadır. Ağaç olarak bu konuda en hayırlısı Hicaz tarafından getirilen Erak ağacının çubuğudur. Çünkü yapılan kimyevî tahli­linde bu ağaçta diş etlerini koruyan ve bazı mikropları öldüren mazımsı bir madde vardır.

Resûlüllah (A.S.) Efendimiz insanlar henüz dişleri temizleme­nin yararını bilmezken misvak kullanılmasını sünnet yollu em­retmiş ve Müslümanları buna teşvikte bulunmuştur.

Bu konuda bize kadar ulaşan sahih hadislerde buyuruluyor ki :

«Ümmetime zorluk vermemiş olsaydım, her abdestte misvak ile emrederdim.

«Misvak kullanmak ağzı temizleyici bir alettir, Rabbin hoşnutluğuna vesiledir.

Günümüzde fırça ile macun bu sünnetin yerine getirilmesinde uygun bir yöntemdir. Dişlerin temizlenmesinde arzulanan sonuca bununla varmak daha tesirlidir. Ayrıca zaman zaman er ak ağa­cını da bu konuda kullanmakta mutlaka yarar vardır.

Aslında dişlen temizlemek ve belirtilen âletleri bu konuda kul­lanmak her vakit müstehabdır. Ancak beş vakitte ise bu daha kuv­vetli bir istihbab anlamını taşır.

1. Abdest alırken,

2. Namaza başlarken,

3. Kur’ân okumaya hazırlanırken,

4. Uykudan kalkıldığında

5. Ağzın tadı bozulduğunda,

Oruçlunun misvak kullanmasına cevaz verilmiştir. Fukahadan bir kısmına göre bu günün evvelinde de, sonunda da kullanılabilir. Bir kısmına göre ise, zevalden öncesine kadar kullanılabilir. Ondan sonra kullanmakta kerahet vardır.

Yapılan sahih rivayetlere göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz oruçlu bulunduğu günlerde de günün her saatinde misvak kullan­mıştır. Nitekim Amir bin Rab i a (R.A.) diyor ki :

«Ben Resûlüllah (A.S.) Efendimizin sayamıyacağım kadar oruç­lu günlerinde misvak kullandığını gördüm.

Bu konuya oruç bahsinde yeterince yer verilecektir. Ayrıca imamların görüşleri de nakledilecektir.

Misvak olarak kullanılan Erak çubuğunun bir serçe parmağı kalınlığında ve bir karış uzunluğunda olması tavsiye edilmiştir. Eli­mizin parmakları misvak yerine geçmez, ancak böyle bir âlet bulun­madığında dişleri parmaklarla temizlemek uygun olur.

Kadınlar misvak kullanamadığı ya da bulamadığı takdirde sa­kız çiğniyorlarsa bu misvak yerine geçer. Bahrirâik’de bu husus açıklanmıştır.

5 — Yüzü Yıkarken Parmaklarla Sakalı Aralamak :

Kadıhan’a göre yüzü üç defa yıkadıktan sonra sakalı parmaklarla aralamak sünnettir. Bazı fakîhlere göre yıkama esnasında bu sünnet yerine getirilir. İmam Ebû Yusuf’a göre de üç defa yıkama bittikten sonra bu sünneti yerine getirmek uygun olur. El-Mebsut bu görüşün daha sahih olduğunu kaydetmiştir. Siracü’I-Vehhac’da da buna yer verilmiş ve açıklaması yapılmıştır.

Sakalı aralamada parmaklar çenenin alt kısmından sokularak yukarıya doğru getirilir.

6 — Parmakları Aralamak :

Abdestte iyi bir temizlik sağlamak için sözü edilen sünnetlere dikkat etmek gerekir. Gerek sakalı aralamak, gerekse parmaklar arasını aralamak , yani parmakları birbirine geçirip suyun iyice ara yere nüfuz etmesini sağlamak, iyi bir temizlik oluşturmak içindir. Ayak parmakların arasını sol elin serçe parmağıyla sağ ayaktan baş­layarak temizlemek sünnete daha uygundur. Zira tırnak altları ile parmak araları daha çok kirin biriktiği yerlerdir. Bunları temizler­ken itina göstermek de sünnettir.

7 — Abdest Azasının Yıkanmasını Üç Defa Tekrarlamak :

Zaten Kur’ân’da belirtilen dört organı birer defa yıkamak farz­dır. İkinci, üçüncü kez yıkamak ise, iyi bir temizlenmeyi sağladığı ve fiil-i Resûlüllah’a uyduğu için sünnettir. Sahih rivayete göre ikin­ci ve üçüncü kez yıkamak müekked sünnettir. Cevhere-i Neyyire’de bilhassa bu husus belirtilmiştir. Fetâvâ-i Hindiyye’de de ayni husu­sa yer verilmiştir.

Her yıkayışta suyun aza üzerinde akıntı sağlaması ve birkaç damla damlaması vâcibdir. Bu, İmam A’zam ile İmam Muhammed’e göredir. Ebû Yusuf’a göre damlamasa bile yine de vâcib yerine gel­miş olur. El-Hulasa kitabında da ayni anlamda açıklama yapılmıştır.

Çoğu fakihlere göre, abdest azasını yıkarken her defasında akı­tılan suyun o azanın her tarafını, yani yıkanması gereken yerlerini kapsamasına dikkat edilir. Aksi halde üç yıkama bir yıkama yerine geçer ve böylece sünnet terkedilmiş sayılır. Bu husus Fetâvâ-i Hin­diyye’de ve El-Mudmerat’ta belirtilmiştir.

A) Her Azayı Bir Defa Yıkamak Yeter Mi?

Hava fazlaca soğuk olur, ya da su az bulunursa o takdirde bi­rer defa yıkamakla yetinilir. Bunda kerahet te yoktur. Ayni zamanda kişi günahkâr da sayılmaz. Mi’raccüddiraye’de de bu husus bilhas­sa belirtilmiştir.

B) Üçten Fazla Yıkamak :

Kalbin iyice yatışması, şüphenin kalkması veya ikinci kez bir abdeste niyet ettiği için yıkanacak olan abdest azasını üçten fazla yıkarsa, çoğu ilim adamlarına göre bunda bir sakınca yoktur. Nihâyet kitabında da bu anlamda açıklama yapılmıştır. Bazı fakihler böyle yapmayı mekruh saymışlardır. Çünkü böyle yapmak şüpheci­likten ve vesveseden ileri gelir. Halbuki Resûlüllah (A.S.) Efendimiz, «Seni şüpheye düşüren şeyi terket, şüpheye düşürmeyen şeyle (amel et).» buyurmuştur.

8 — Başın Tamamını Mesh Etmek :

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, başın dörtte birini mesh etmek farzdır, tamamını mesh etmek ise sünnettir .Çünkü bu durumda hem başın sinirlerini uyarmak, hem üzerine konan tozu gidermek, hem de ter kokusunu almak amelyesi vardır. Bu nedenle Resûlüllah (A. S.) Efendimiz çoğu kez böyle yapmıştır.

Başın tamamı şu biçimde mesh edilir :

Islatılan iki elin iç kısmı başın ön tarafına konulur, geriye doğ­ru sürtülerek götürülür. Sonra da ıslak kalan parmakların uçlarıy-la kulaklar mesh edilir. Bu durumda kullanılan ıslaklık, müsta’mel sayılmaz. Çünkü başa dokundurulmamıştır. Et-Teybîn kitabında da bu husus açıklanmıştır. Fetâvâ-i Hindiyye’de ayni konuya yer veril­miştir.

Başın tamamının mesh edilmesi devamlı surette terkedilirse, bu hususta şahsın belli bir özrü yoksa günahkâr olur. El-Kmye’de de ayni mesele açıklanmıştır.

9 — Kulakları Mesh Etmek :

Yukarıda belirttiğimiz gibi, başı mesh ettikten sonra ıslak kalan ve başka bir yere dokunmayan parmak uçlarıyla kulağın iç ve dış kısmını mesh etmek sünnettir. Tahavî, Fethulkadir ve Fetâvâ-yi Hin-diyye kitaplarında da bu konu aynen nakledilmiştir. Bununla bera­ber daha iyi bir temizliğin sağlanması düşünülerek parmakları yeni­den ıslatıp kulakları mesh etmek daha güzel olur. Bahrirâik’de de bu husus aynen belirtilmiştir.

Kulakların ön cephesini yüzünü yıkarken, arka kısmını da ba­şını mesh ederken mesh edecek olursa, buna cevaz verilmiştir. Ne var ki bu konuda daha iyi olan şekil, ilk belirtilenidir. Tahavî şer­hinde bu mesele aynen belirtilmiştir.

Kulakların dış kısmı şahadet parmaklarıyla, iç kısmı baş parmaklarla mesh edilir.

Yapılan sahih rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz abdest alırken kulakların iç ve dış kısımlarını mesh etmiş ve parmak uçla­rını kulak deliğine sokarak gereken temizliği yapmıştır.

Yine sahih rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz gerek ba­şını, gerekse kulaklarını birer defa mesh etmiştir.

10 — Niyet Getirmek :

Bu konuda mezhebin açık görüşü şöyledir : Ancak taharetle yapılması sahih olan bir ibâdete abdestsizliği kaldırmaya niyet getir­mekle bu sünnet sağlanmış olur.

A) Niyet Şu Sözlerle Getirilir :

— Allah’a yakın olmayı düşünerek namaz için abdest alıyorum.

— Abdestsizliği kaldırmaya niyet ettim.

— Taharete niyet ettim.

— Namazı kendime mubah kılmaya niyet ettim. Bu husus hem Fetâvâ-i Hindiyye’de, hem Siracülvahhac’da ay­nen belirtilmiştir.

B) Niyetin Vakti :

Yüzü yıkarken getirilir. Dil ile getirilmesi gerekmez. Çünkü ni­yetin yeri kalbdir. Ancak dil ile getirilmesinin müstehab olduğu ba­zı imamlarca kabul edilmiştir. Cevhere-i Neyyire’de bu husus açık­lanmıştır.

11 — Kur’ân Da Belirtilen Tertibe Göre Abdest Almak :

Abdestin farzları belirtilirken bu konuda mezheplerin ictihac farkları açıklanmıştı. Hanefi mezhebine göre, âyette belirtilen sıra ya göre abdest organlarını yıkamak sünnettir. Şafiîler bunu farz kabul etmişlerdir.

Kudurî sahibi, niyet, tertip ve başın tamamını meshetmeyi müs­tehab saymıştır. Hidâye, Muhit ve El-îzah kitaplarında bunlar sün­net sayılmıştır ki daha sahih olan da bu görüştür. Mi’racü’d-Diraye’-de de ayni husus belirtilmiştir.

12 — Abdest Azasını Ardarda Yıkamak :

Abdest ibâdete hazırlık anlamında dinin emrettiği başlıca bir ameldir; farz ve sünnetleriyle bütünlük arz eder. Bu bakımdan bir or­gan kurumadan diğer organı yıkamak sünnet sayılmıştır. Bazı mez­heplerde ise bu da farz kabul edilmiştir.

Bu konuda havanın sıcak ya da soğuk, rüzgarlı ya da durgun olmasına itibar edilmez. Abdesti bütünleştiren organların yıkanma­sı ara verilmeden sürdürülür. Tâki ara yere yabancı bir fiil girme­sin. O halde hiç bir özür yokken organları fasılalı yıkamak mekruh­tur. Abdest suyunun ara yerde bitmesi ve su te’min etmek için bir müddet geçirilmesi belli bir özüre dayalı olduğundan kerahet sayıl­mamıştır.

Gusül ve teyemmüm deki durum da böyledir. Siracü’l-Vahhac ve Fetâvâ-i Hindîyye’de de ayni hususlar belirtilmiştir.

II. ABDESTİN MÜSTEHABLARI :

Müstehab : Dinen sevilen, beğenilen, ayni zamanda ibâdetle bağlantılı bulunan şeydir. Resûlüllah (A.S,) Efendimizin bazen işle­diği ve yapılmasında sevap bulunduğu söz ve fiiline bu isim veril­miştir. Farz, vâcib ve müekked sünnetin dışında fakat mutlak sün­netin kapsamı içindedir.

Fıkıhla ilgili metinlerin çoğunda bu, iki madde olarak belirtil­miştir : Abdest azasını sağdan başlayarak yıkamak ve boynu mesh etmek.. Bunun dışında bir takım başka sünnetler ve adabın da bu hususunuda unutmamak lâzımdır. Yeri gelince bu husus açıklana­caktır.

1 — Yıkamaya Sağdan Başlamak

Abdest alırken önce sağ elden ve sağ ayaktan başlamak müstehabdır. Sahih rivayette bu bir fazilet sayılmıştır. Kulakları mesh ederken Önce sağ kulaktan başlamak ise müstehab sayılmamıştır. O halde geriye sadece iki el ve iki ayak kalıyor. Ne var ki Cevhere’de kulakların meshinde de önce sağdan sağ el ile başlanmasının müstehab olduğu kaydedilmiştir. Bunu da bir elinde arıza bulunan kimse hakkında düşünmek daha uygun olur, kaydı yer almaktadır.

Hazreti Âişe Validemiz (R,A.) diyor ki :

«Resûllüllah (A.S.) Efendimiz ayakkabı giymesinde, kıyafetini düzeltmekte, saç sakalım taramakta ve temizlenmekte, hulâsa bütün işlerinde sağdan başlamayı çok severdi.

Diğer bir hadîste şöyle buyurulmuştur :

«Giyindiğinizde, abdest aldığınızda sağdan başlayın!

2 — Boynu Mesh Etmek

Bu müstehab ıslak olan iki elin dış kısmıyla yerine getirilir. Bo­ğaz kısmını meshetmek bid’adır; Resûlüllah (A.S.) Efendimizin bo­ğaz nahiyesini mesh ettiği rivayet yoluyla sabit olmamıştır. Gerek Fetâvâ-i Hindiyye’de, gerekse Bahrirâik’te bu husus açıklanmış ve bid’a olduğu belirtilmiştir.

Abdest konusunda daha bir takım sünnet ve âdap vardır ki bun­ları mezhepte söz sahibi olan zatlar şöyle sıralamışlardır.

III. ABDESTİN DİĞER SÜNNETLERİ :

a) Ayaklar yıkanırken -şayet bir kaptan, ibrik gibi bir şeyden su akıtılarak bu farz yerine getiriliyorsa, kap sağ el ile tutularak sağ ayağın parmak uçlarına dökülür ve sol el ile ovulur. Böylece üç defa yıkama yerine getirilir. Sonra su sol ayağın parmak uçlarına dökülerek ön kısma doğru ovulur ve her taraf yıkanıncaya kadar ovmaya devam edilir. Bu da üç defa tekrarlanır.

b) El ve ayakları yıkarken, az yukarıda da belirtildiği gibi par­mak uçlarından başlanır. Fethulkadîr, Fetâvâ-i Hindiyye’de ayni hu­sus belirtilmiştir.

c) Başı mesh ederken ön kısmından başlayarak elleri geriye doğru götürmek te sünnettir. Resûlüllah (A.S.) Efendimizin böyle yaptığı sahih rivayetlerle sabit olmuştur.

d) Ağıza su verirken, buruna su çekerken bu ikisi arasında tertibe riâyet etmek, yani önce ağza su almak, sonra buruna su çek­mek sünnettir. El-Hulasa ve Fetâvâ-i Hindiyye’de de ayni husus açık­lanmıştır.

e) Ağız ve burunu yıkarken bol su kullanmak ve temizliğe dikkat etmek de sünnettir. El-Kâfi, Tahavî Şerhi ve Fetâvâ-i Hindiyye’­de buna yer verilmiştir.

IV. ABDESTİN ADABI :

a) Suyu lüzumundan fazla kullanmamak, danılamıyacak ka­dar da az kullanmamak, ikisi arasında bir yol tutmak. El-Asıl kitabın­da bu konuya açıklık getirilmiştir. Hulâsa’da da buna temas edil­miştir.

Ancak kullanılan su abdest ve gusül için vakfedilmiş cinsten ise, fazla harcamak haramdır. Bütün ilim adamları bu hususta gö­rüş birliği halindedir. Çünkü fazla, yani lüzumundan fazla kullan­mak bir çeşit başkasının hakkına tecavüz sayılır. Bahrirâik’de bil­hassa bu meseleye yer verilmiş ve üzerinde durulmuştur.

b) Her organı yıkarken,

«eşhedü ellâ ilahe illâllahu vahdehu lâ şerîke leh ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resûlühu» demek.

c) Abdes alırken dünya sözü kullanmamak,

El-Muhit ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de de bu iki husus yeterince açıklanmıştır. Ancak bir ihtiyaçtan dolayı konuşursa, bunda adabı terketme endişesi yoktur. Bahrirâik ve Fetâvâ-yı Hindiyye’de bu ko­nuya yer verilmiştir.

d) Gücü yettiği sürece abdesti kendisi alacak, başkasının yar­dımını beklemiyecek. Sahih rivâytelere göre, Resûlüllah (A.S.) Efen­dimiz zaruret olmadıkça hep kendi kendine abdest almış, başkasının yardımına lüzum görmemiştir.

e) Abdest sonunda duâ etmek,

Abdest alırken duâ yapılması hakkında sadece Ebû Musa el-EŞ-ARÎ (R.A.)’nin naklettiği bir hadis vardır. Ebû Musa (R.A.) diyor ki : Resûlüllah (A.S.) Efendimize abdest suyu getirdim. Abdest al­dığında şu duayı yaptığını işittim:

«Allahım! Günahımı bağışla. Evimde bana genişlik ve huzur ver. bunu bana mübarek ve bereketli kıl.»

Sonra Kesûlüllah’a dedim ki :

— Ya Resûlullah! Şöyle şöyle duada bulunduğunu işittim. Buyurdu ki :

— Bir şeye meyleder misin? (Yani abdestte başka bir şey aklına da kafanı ona takar mısın.

Abdestin sonunda duâ etmek hakkında sahih rivayetler vardır :

«Sizden kim abdest alır da abdestini yerliyerînce yapar, sonra da  Allah’tan başka ilâh bulunmadığına, O’nun bir olduğuna, ortağı bulunmadığına ve Muhammed’in de Allah’ın kulu ve resulü olduğuna şahadet ederim, derse herhalde kendisine sekiz cennetin kapıları açılır, dilediğinden içeri girer.

«kim abdest alır ve sonra : sübhanekellahümme ve bî-hamdike eşhedü ellâ ilahe illâ ente esteğfiruke ve itubu ileyk derse, bu beyaz bir kağıda yazılır, ağzı mühürlü bir yere konulur, kıyamete kadar ne kırılır, ne de açılır.

Tirmizi’nin yaptığı rivayette ise şu duanın da okunması tavsiye edilmiştir : «Allahım! Beni çokça tevbe edenlerden kıl, çokça temiz­lenen kullarından eyle..

f) Abdest alırken -mümkünse- kıbleye yönelmek,

g) Abdestten sonra kerahet vakti değilse iki rek’at namaz kılmak,

h) Abdest ibriğini ikinci bir namaza hazırlanmak için su doldu­rup yerine koymak,

El-Muhit ve Fetâvâ-yı Hindiyye kitaplarında da bu husus âdab bahsinde açıklanmıştır.

i) Abdest bittikten sonra kıbleye yönelip ayakta biraz su içmek,

Abdestten sonra iki rek’at namaz kılma hakkında birkaç sahih hadîs rivayet edilmiştir, bunları mealen yazmakta yarar görüyoruz :

Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bir gün Bilâl’e dedi ki :

— «Ya Bilâl! İslâm’da en çok umut bağladığın bir amelinden bana haber ver. Çünkü Cennette hemen önümde senin ayakkaplarının sesini işittim.»

Bunun üzerine Bilâl (R.A.) dedi ki :

— Benim en çok umut beslediğim amelim, gece olsun, gündüz olsun hangi saatte abdest aldımsa mutlaka o abdestle bana nasîb olan ölçü ve anlamda namaz kıldım.

Diğer bir hadîste ise şöyle buyuruluyor :

«Her kim abdest alır, abdestini güzelleştirir ve kalbini, yüzünü çevirerek iki rek’at namaz kılar (yani kalbiyle kalıbıyla kendini o namaza verir) se, mutlaka cennet ona vâcib olur.

«Kim benim abdest im gibi abdest alır, sonra iki rek’at namaz kılar da kendi kendine bir şeyler fısıldamazsa o namazda, (kul hakkı hâriç) geçmiş günahları bağışlanır.”

j) Elbiseyi ıslatmamaya dikkat etmek ve elleri silkmek sure­tiyle ıslaklığı etrafa saçmamak, Siracü’I-Vehhac ve Fetâvâ~yı Hin-diyye’de de bu husus açıklanmıştır.

k) Ağıza su vermeyi, buruna su çekmeyi sağ el ile; sümkürmeyi sol el ile yerine getirilmek,

Aynı husus birçok kaynak kitaplarımızda belirtilmiştir. Fetâvâ-yı Hindiyye, Bedayiussanayi’de de adâb konusunda işlenmiştir.

1) Abdest. organlarını yıkarken ovmak ve serçe parmakların uçlarını kulak deliklerine sokup temizlenmesini sağlamak,

m) Vakit girmeden abdest almak, namaz denilen o güzel ibâ­dete önceden hazırlıklı olmak,

n) Suyu yüze çarparak değil, usulca dokundurmak, mümkünse yüksekçe bir yerde oturup abdest almak.

Fethulkadir, Bahrirâik ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de de bu mesele açıklanmıştır.

o) Abdestte kullanılan ibriğin kulpunu kullanmaya başlama­dan üç kere yıkamak, organları gayet rahat ve yumuşa biçimde dokumarak yıkamak, fazla acele etmemek, elleri ve ayakları yıkarken dirsek ve topuk seviyesini aşmak da abdestin âdabındandır.

Yapılan sahih rivayete göre, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz kıya­met günü ümmetini alınlarında, kol ve ayaklarındaki nuranî beyaz­lıktan tanır. Bunun nedeni abdestin bıraktığı mânevi izlerin nura dönüşmesi ve belirgin hal almasıdır.

«Şüphesiz ki ümmetim (kıyamet günü alınları ak, elleri ve ayak­ları beyazdır; Alaca nurludurlar, abdestin izlerinden.» Mealindeki hadîs ve «Kim isterse bu beyazlığını uzatsın!» sözü, yukarıda ki (o)  maddesinin son bölümünü aydınlatmaktadır.

p) Temiz bir yerde abdest almak, küçük bir kaptan abdest alı­nıyorsa onu sol tarafta bulundurmak ,büyük kaptan alınıyorsa sağ tarafta bulundurmak,

r) Niyet konusunda kalb ile dili birleştirmek, yani hem kalb ile niyet getirmek, hem de dil ile bunu söylemek,

s) Her organı yıkarken Allah’ı anmak Ve şu duaları okumak da âdâbdandır :

Ağıza su alınırken : Allahım, Kur’ân okumam için bana yardım et, Seni anmam, şükretmem ve güzel ibâdette bulunmam için de yar­dımını benden esirgeme, denilir.

Buruna su çekilirken : Allahım, Cennet kokusunu bana koklat denilir. Yüz yıkanırken : Allahım, yüzlerin ak ve kara olduğu günde yüzümü ak eyle, denilir. Sağ el yıkanırken : Allahım, amel defte­rimi sağ elime ver ve beni kolay bir hesaba tabi’ tut, denilir. Sol el yıkanırken : Allahım! Amel defterimi sol elime verme, arkamdan da verdirme, denilir. Baş meshedilirken : Allahım! Arş’ın gölgesin­den başka hiç bir gölgenin bulunmadığı bir günde beni Arş’ın gölge­sinde bulundur, denilir. Kulaklar mesh edilirken : Allahım! Beni, sö­zü dinleyip en güzeline uyan kullarından eyle, denilir. Boyun mesh e­dilirken : Allahım! Beni Cehennem ateşinden azâd et, denilir. Sağ ayak yıkanırken : Ayakların kaydığı günde benim ayaklarımı sabit kıl, denilir. Sol ayak yıkanırken : Allahım günahımı bağışlanmış, iş ve gayretimi şükre lâyık görülmüş, ticaretimi kesad bulmamış ölçü ve anlamda kıl, denilir. Her aza yıkandıktan sonra da Resûlüllah (A. S.) Efendimize Salât-u selâm getirilir.

İKİNCİ BÖLÜM

ABDEST ÜÇ KISMA AYRILIR

1. Farz,

2. Vâcib,

3. Mendûp..

Farz olanı, namaza kalkılırken abdestsizin alacağı abdesttir. Vâcib olanı, Tavaf için alınan abdesttir. Mendûp olanı ise sayılmıyacak kadar çoktur : Uyumak için, hep abdestli kalmak için, gıybet yaptıktan, şiiri söyledikten, kahkaha ile güldükten sonra ve ölü yı­kamaya hazırlanırken alınan abdest bu cümledendir. Fetâvâ-yi Kadıhan ile Fetâvâ-yi Hindiyye’de bu konuya geniş yer verilmiştir.

I. ABDESTİN MEKRUHLARI :

Hemen şunu söyliyelim ki, yukarıda belirtilen sünnetlerden bi­rini terketmek mekruhtur. Bunlardan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz :

A) Suyu şiddetle yüze çarpmak,

B) Sol el ile ağıza ve buruna su vermek,

C) Avuçtaki suyu değiştirmeden üç defa kullanmak,

D) Meshi su ile üç defa tekrarlamak,

E) Önce sol taraftan başlayıp yıkamak, bu cümledendir.

II. ABDESTİ BOZAN ŞEYLER :
1 — Ön Ve Arkadaki Tabii Yollardan Çıkan İdrar, Dışkı, Yel, Meni, Mezi, Vedi Ve Benzeri Şeyler. Çıkan Bu Şeyler Az Olsun, Çok Ol­sun Abdesti Bozar.

Sahih rivayette Resûlüllah (a.s.) Efendimiz buyurdular;

«Sizden biriniz abdestsiz olduğunda abdest almadıkça Allah onun hiç bir namazını kabul buyurmaz.»

Hâvi bu hadisi naklettiğinde bir adam ona sordu :

— Ya Ebû Hüreyre! Abdestsizlik nedir?

Cevap verdi :

2 — Sesli Ve Sessiz Yellenmektir.

Yine Ebû Hüreyre (R.A.)’nin yaptığı rivayette buyuruluyor ki : «Sizden biriniz karnında bir şeyler hisseder de dışarıya bir şeyin çı­kıp çıkmadığında müşkil durumda kalırsa (yani şüphe ve tereddü­de düşerse), bir ses ya da koku duymadıkça mescidden çıkmasın.»

Meni konusunda ise, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz bu konuda ge­reken açıklamayı yapmıştır. Nitekim İbn Abbas (r.a.)diyor ki ;

«Mezi’den dolayı abdest almak, meni’den dolayı gusletmek ge­rekir.» Yine mezi ve vedi hakkında İbn Abbas’ın şöyle dediği riva­yet olunmaktadır : «Bu iki sıvıdan biri aktığında tenasül aletini yıka ve namaz abdesti al.»

Tenasül cihazından ya da âletinden, çıkan yel abdesti bozmaz. Sahih olan görüş budur. Meğerki kadının tenasül cihazı yırtılıp dübürle birleşmiş ola, o takdirde abdest alması müstehabdır. Cevher-i Neyyire ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de de bu husus açıklanmıştır.

İdrar sünnet olmadık tenasül âletinden çıkıp fazla olan deri al­tında kalırsa, yine dışarı çıkmış sayıldığından abdesti bozar. Sahih olan görüş budur. Bahri râik kitabında da ayni konu işlenmiştir.

3 — Hastalıktan Dolayı Dübürü Dışarı Sarkan Kimse, Bunu Par­maklarıyla Ya Da Biraz Pamukla İçeri Sokarsa Abdesti Bozulmuş Olur.

Çünkü eline ya da pamuğa bu durumda pislik dokunmuş sayılır. Hatta bu konuda Şemsül-Elimme El-Helvanî (R.A.) sadece dübürün dı­şarı çıkmasiyle abdest bozulur, demiştir. Zahire kitabında da ayni husus açıklanmıştır.

4 — Akan Her Meni Guslü Gerektirir Mi?

Şehvetle dışarı fışkıran meni guslü, şehvetsiz ağır bir yük taşın­dığı ya, da yüksekçe bir yerden düşüldüğü için dışarı çıkıp akan me­ni abdesti gerektirir. Nitekim gusül konusunda bu husus daha de­taylı açıklanacaktır. El-Muhit kitabında da ayni husus açıklanmıştır.

A) Meni İle Mezi Arasındaki Fark :

Meni şehvet nedeniyle çıkar, kokusu ekşimiş hamur kokusunu andırır, rengi kremidir. Mezi de cinsel konular düşünüldüğünde ve­ya kadınla oynaştığında akar, şehvetle fışkırmaz, rengi beyaza ya­kındır, Yumuşatıcı bir salgıdır. Bazen idrardan sonra da akar.

Kadından gelen meni de şehvet nedeniyle akar, rengi sarımtırak­tır. Erkekte olduğu gibi guslü gerektirir.. Fetâvâ-yi Hindiyye, Beda-yiussanayi’, Fethulkadir, Bahrirâik ve İbn Abidîn’de de ayni konu açıklanmıştır.

B) Tenasül Aletine Akıtılan Ya Da Damlatılan İlâç Dışarı Çıka­cak Olursa, Orucu Bozmadığı Gibi Abdesti De Bozmaz.

Fetâvâ-yi Hin­diyye ve Ez-Züheyriyye kitaplarında da ayni’meseleye yer verilmiş­tir.

C) Şırınga Kullanıldıktan “Sonra Akıtılan Sıvı Dışarı Çıkıp Akar­sa, Abdesti Tazelemek Gerekir.

Muhit-i Serahsî ve Fetâvâ-i Hindiyye’­de bu mesele açıklanmıştır.

Bu konu esas alınarak şu genel kaide konulmuştur :

Dübürden içeriye akıtılan her şey, dışarı çıktığı takdirde ab­desti bozar. Çünkü konulan şey pamuk bile olsa ıslanarak çıkar. Tabii yollardan çıkan yel, ıslaklık ve benzeri şeyler mutlaka abdesti bozar. İsterse içeri sokulan şey tamamen girip kaybolmasın, bu ko­nuda hüküm değişmez.

5 — Tabii Yolların Dışında Vücudun Herhangi Bir Yerinden Kan, İrin, Kanlı Su Ve Benzeri Şey Çıkarsa Abdesti Bozar Mı?

Vücudun herhangi bir yerinden çıkan kan, irin, kanlı su ve benzeri bir akıntı, çıktığı yeri aşıp etrafa yayılırsa, o takdirde abdesti bozmuş olur. Yaranın ucunda kalır, etrafa yayılmazsa bir kolaylık olmak üzere abdesti bozmaz. Fethulkadir, Bahrirâik ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de bu meseleye yer verilmiştir. Serahsî’nin Muhitin’de ye­terince açıklanmıştır. En sahih olan görüş de budur.

Çıkan kan ya da irin, yaranın başından büyür, ama etrafa yayılmayıp çıktığı yerde kalırsa, yine de abdesti bozmaz.

Bir hastalık ya da üetten dolayı çıkan kan, irin, kanlı su, yara akıntısı, meydana gelen bir kabarcıktan akan su, göbek, göğüs, göz ve kulaktan yine illet sebebiyle çıkan akıntı, en sahih görüşe göre hükümde eşittirler.

A) Kulağa Akıtılan Herhangi Bir Yağ :

Kulağa akıtılan herhangi bir yağ bir müddet içeride bekledik­ten sonra yine kulaktan akıntı halinde çıkarsa abdesti bozmaz. Ay­ni yağ burundan da akarsa yine bozulmaz. Ebû Yusuf a göre bu ağızdan akıntı yapıp çıkarsa, abdesti bozar. Çünkü mideye ulaş­madan ağızdan çıkması mümkün değildir. Mide ise necaset yeridir. Bu nedenle ona da kusmuk hükmü verilir. Bu husus Serahsî’nin El-Muhit’in’de de açıklanmıştır.

Buruna çekilen bir ilâç yutkunma sonucu ağıza gelirse, bakılır, ağız dolusu ise abdesti bozar, azsa bozmaz. Ayni ilâç kulaklardan çıkacak olursa bozmaz. Siracü’l-Vehhac ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de de bu mesele açıklanmıştır.

Bu konuda diyebiliriz ki, gerek kulağa akıtılan, gerekse buruna çekilen bir ilâç bu iki organ arasında bir menfez buluyorsa, konu­yu kulak zarının patlak olmasıyla izah edebiliriz. Başka türlü izahı mümkün değildir. Müctehid imamlar zamanında anatomi (organlı varlıkların yapısını inceliyen bilim) yeterince gelişmediğinden fık­hı konuların bir kısmında açıklanması zor bazı meselelere yer veril­miştir. Ama buna rağmen biz, müctehidlerin bu ve benzeri mesele­leri ele alıp hükme bağlamasını bir bakıma Fıkh-i Farazî ola­rak kabul ediyor ve saygı duyuyoruz.

B) Kulaktan Çıkan Akıntı :

Kulaktan çıkan kan ya da irin gibi bir akıntıya bakılır : Hiç bir ağrı sızı yokken akıp geliyorsa, abdesti bozmaz. Aksi durumda ise bozar. Çünkü ağrı ve sızı ile birlikte meydana gelen bir akıntının bir yaradan çıktığı açıktır. Şemsü’l-Eimme El-Helvanî’nin fetvâsi de bu anlamdadır. Zahire, Tebyîn ve Siracü’l-Vehhac kitaplarında da aynı mesele belirtilmiş ve yukarıdaki hükme bağlanmıştır.

Akıp ta tekrar tekrar silinen kan :

İmam Muhammed (r.a.) El-Asıl adlı kitapta diyor ki -.

«Yaradan kan çıkar da az bir miktar olduğundan silinir, sonra yine çıkar yine silerse bakılır : Eğer silinen kan kendi haline bıra­kıldığında akıntı yapacak, yani çıktığı yeri aşacak oranda ise ab­desti bozar. Aksi durumda ise bozmaz. Bunun gibi akan kan üzerine kül ya da benzeri bir şey konulur, ama yine belirir, yine kül gibi bir şey konulur ve birkaç defa tekrar ederse bakılır : Hepsinin toplamı akıntı yapacak nisbette ise abdest bozulmuş sayılır. Zahire ve Fetâ­vâ-yi Hindiyye’de de ayni husus açıklanmıştır.

C) Ağızdan Çıkan Kan :

Ağızdan çıkan kana bakılır : Tükrük ile eşit ölçüde ise abdest bozulur, daha az ise bozulmaz. Çokluk, azlık ve eşitlik bu konuda tükrüğün rengiyle ölçülür. Kırmızılık üstün geliyorsa, kanın daha çok olduğu, ya da eşit durumda bulunduğu anlaşılır. Et-Tebyîn ve Fetâvâ-yi Hindiyye ile Bedayiussanayi’ kitaplarında bu husus yete­rince açıklanmıştır.

D) Isırılan Madde Üzerinde Beliren Kırmızılık :

Abdestli olan kimse bir şey ısırdığında, ya da dişlerine misvak sürdüğünde ısırılan veya sürülen maddenin üzerinde kan kırmızılı­ğı belirirse, akıntı yapacak kadar değilse abdesti bozmaz.

E) Sıkılan Yaradan Çıkan Kan :

Yara sıkıldığında kan çıkarsa abdest bozulur. Seçilen görüş bu­dur. Meydana gelen bir kabarcığın kabuğu açılır da .su, ya da kanlı-irinli su çıkıp akarsa bakılır : Alttaki yaranın ucundan geliyorsa abdest bozulur, sadece kabarcık altındaki su ise bozulmaz. Tabii bu kendiliğinden açılıp akıntı yaparsa böyledir. Kabarcığı sıkarak su­yunu çıkarırsa, bu, abdesti bozmaz. Çünkü akıntı kendiliğinden çıkmamış, çıkarılmıştır. Hidâye ve Fetâvâ-yi Hindîyye’de de ayni görüş benimsenmiştir.

F) Burundan Çıkan Kan Pıhtısı :

Sümkürüldüğünde burundan bir mercimek tanesi büyüklüğün­de pıhtılaşmış kan çıkarsa, abdest bozulmuş sayılmaz. Daha büyük olursa, çoğu fakihlere göre abdest bozulur. El Hulasa ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de de ayni fetvaya yer verilmiştir.

G) Vücuttan Kan Emen Haşere :

Kene ve benzeri haşereden biri organlarımızdan birine yapışıp kan emerse bakılır : Kendisi büyükçe bir şeyse ve içi de kan dolmuşsa abdest bozulur. Aksi durumda ise sivrisineğin emdiği gibi bo­zulmaz. Asalak ta böyledir. îyice emip dolmuşsa abdest bozulmuş sayılır. Fetâvâ-yi Hindiyye ve Serahsî’nin Muhiti’nde de ayni konu belirtilmiştir.

H) Vücuttan Alınan Kan :

Herhangi bir aletle vücuttan alınan kan, akıntı yapacak oranda ise abdest bozulur. O halde kan merkezlerine gidip kan veren, ya da kan tahlili yaptırmak için kanı alınan kimsenin abdesti bozulmuş sayılır.

I) Göz Ağrısından Dolayı Meydana Gelen Akıntı :

Gözdeki bir hastalıktan dolayı gözyaşı sık sık ya da devamlı akı­yorsa, bunun kanlı, su ya da irin olma ihtimali gözönüne alınarak bir çeşit özür sahibi sayılacağından her vakit namazı için yeniden abdest alması gerekir. Et-Teybîn, Bedayi’-is Sanayf ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de bu mesele açıklanmıştır.

Yaranın başından çıkan kurtçuk (parazit) abdesti bozmaz. El-Muhit’te de fetva böyle verilmiştir,

j) Kusuntu :

Kusuntunun abdesti bozacağına dair delil sayılacak bir hadîs tesbit edilememiştir : Müctehid imamlar bu konuda kıyasa baş vurmuşlardır, diyenler olmuşsa da bu doğru değildir. Hazreti Âişe (R.A.) Validemizden nakledilen ve sahih olduğu kabul edilen aşağı­daki hadîsi İbn Mâce almış, Nasbu’r-Raye’de buna geniş yer veril­miş ve sahih olduğu kesinlik kazanmıştır :

«Kim namazda iken kusar ya da burnu kanarsa, hemen olduğu yerde bırakıp abdest alsın; sonra gelip kaldığı yerden tamam­lasın.»

Ayni hadîsi sonunda biraz değişik ve ilâveyle Dare-Kutnî nakletmiştir.

İster acı su olsun, ister yenilen ve ekşiyip kabaran yiyecek ol­sun, ister su olsun, ağız dolusu kusmak abdesti bozar. Ağız dolusu sayılabilmesinin sınırı şudur : Çıkan kusmuğu ancak avucunu daya­mak ve sıkıntı çekmekle durdurabiliyor, dışarı çıkmasını böylece ön­lemeye çalışıyorsa, o takdirde ağız dolusu hükmünü taşır. Serahsî’­nin Muhitin’de ve Fetâvâ-yi Hindiyye ve Bahrirâik’de ayni hususa yer verilmiştir.

Bu kaideye dayanılarak denilmiştir ki : Abdestli kimse içtiği su­yu yine safi olarak dışarı çıkarır ve bu da ağız dolusu olursa yine de abdesti bozulur. Siracü’l-Vehhac’da ayni mesele işlenmiştir.

K) Ağız Dolusu Balgam Kusmak :

Ağız dolusu balgam kusan kimsenin bu balgamı her zamanki ye­rinden yani solunum kanalından ağız yoluyla dışarı atılıyorsa, ab­dest bozulur mu?

Bu konuda müctehid imamların farklı görüşleri vardır :

İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed’e göre, sözü edilen bal­gam baş nahiyesinden inip gelmişse abdest bozulmaz. Mide nahiye­sinden çıkıp gelmişse yine de böyledir. Ebû Yusuf’a göre bu içinde yiyecekten bir şey bulunmadığı zaman böyledir. Ama içinde yiyecek­ten bir şey bulunursa abdesti bozar.

îmameyn’in bu konudaki «baş nahiyesi» ile «mide nahiyesi»

tabirlerinden maksad, solunum kanalından çıkıp boğazla burun menfezinin birleştiği nahiyede toplanırsa, bu baş nahiyesinden gel­miş sayılır. Orada toplanmayıp yemek borusuyla irtibat haline geçer ve öylece çıkarsa, bu da mide nahiyesinden gelmiş sayılır. Çünkü balgam solunum kanalından akciğerlerden öksürükle çıkar. Daha çok solunum sistemi bozukluğu olan kimselerde görülür. Balgamda kan bulunması, kanın akciğerden geldiğini gösterir.

Diğer bir rivayete göre, Ebû Yusuf çıkan balgamla birlikte ağız dolusu sayılacak midedeki maddeler de çıkıyorsa, o takdirde abdest bozulur. Sahili olan da budur.

I) Kan Kusmak :

Kusulan kan baş nahiyesinden akıp geliyorsa, ittifakla abdesti bozar. Baş nahiyesinden maksad, burun menfeziyle irtibatlı olan bo­ğaz nahiyesidir. Kusulan kan pıhtılaşmış vaziyette ise abdesti bozmaz Mideden geliyorsa, bakılır : Pıhtılaşmışsa, ittifakla bozmaz, meğerki ağız dolusu ola; o takdirde bozar. Pıhtılaşmış değil de akın­tı arzedecek durumda ise, Ebû Hanife (r.a.)’ye göre bozar, isterse ağız dolusu olmasın. Muhtar olan da budur. Tebyîn ve Fetâvâ-yi Hin­diyye’de bu husus belirtilmiştir. Fıkıhta söz sahibi ilim adamları bu fetvayı benimsemişlerdir. Bedayide de bu husus açıklanmıştır.

M) Aralıklı Az Az Gelen Kusuntu :

Bir defada gelmeyip aralıklı olarak azar azar gelen ve toplamı bir ağız dolusuna varan kusuntu abdesti bozar mı? İmam Muham-med’e göre bozar. En sahih olan da budur. Ancak hepsi ayni sebebe dayanmalıdır. Değişik sebeplerden meydana gelen kusuntuların top­lamı ağız dolusu bile olsa abdesti bozmaz. Örneğin, mide bulantısı sonucu kustuktan ve henüz bu bulantının verdiği sıkıntı geçmeden tekrar tekrar kusarsa, bu durumda gelen kusuntuların sebebi ayni şeye dayanmaktadır.

N) Vücuttan Çıkan Her Şey Necîs Sayılır Mı?

Çıkan şey abdesti bozacak ölçü ve nitelikte değilse abdesti boz­maz. Az kusuntu, akıntı yapmayan kan bu cümledendir. Sahih olan görüş budur. El-Kâfi, Et-Teybîn ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de de bu hu­sus açıklanmıştır.

6 — Uyumak :

Abdest bozan şeylerden biri de makadın iyice yer tutmadığı vaziyette uyumaktır. Tabii ne durumda olduğunu idrâk edemiyecek bir uyku kasdedilmiştir, uyuklama değil.

Enes (R.A.)’nin naklettiği hadîste deniliyor ki :

«Resûlüllah (A.S.) Efendimizin Ashabı yatsı namazını kılmak için (Mescid’de oturup) beklerlerdi, bu arada kendilerine uyuklama gelirdi ve başları önlerine doğru sallanıp hareket ederdi, sonra da abdest almadan kalkıp namazlarını kılarlardı.»

Çünkü hepsi de makadlarını iyice yere oturturlardı.

Şu’be tarikiyle yapılan diğer bir rivayette ise şöyle deniliyor : «Resûlüllah (A.S.) Efendimizin Ashabını (oturup) namaz bek­lerken gördüm, (uyuklarken) bir kısmının horultusunu bile duydu­ğum olurdu. Sonra abdest almadan kalkıp namaz kılarlardı.»

Makadları iyice yere oturtulduğundan abdestleri bozulmamış­tır. Müctehid imamların tespiti de bu ölçü ve anlamda bulunuyor.

O halde ister namaz içinde ister namaz dışında uzanıp uyumak abdesti bozan sebepler arasında bulunuyor. Mezhep imamları bu hu­susta ittifak halindedir. Bunun gibi sol kalça üzerine oturup iki aya­ğı sağ tarafta tutarak uyumak ta abdesti bozar. Buna teverrük deni­lir. Sırtüsü uyumak ta böyledir. Bahrirâik, Bedayi’ ve Fetâvâ-yi Hin­diyye’de de bu konu açıklanmıştır.

Mak’adi üzere oturup bir şeye dayanarak uyuyan kimsenin abdestinin bozulup bozulmadığı şununla anlaşılır : Dayandığı şey çe­kildiğinde düşecek olursa, mak’adin yere iyice oturtulmadığı dikka­te alınarak abdestinin bozulduğuna hükmedilir. Düşmediği takdir­de abdest almasına gerek yoktur. Sahih olan ictihad ve görüş budur.

A) Ayakta Uyuklamak :

Ayakta uyuklayan ve fakat yere düşme durumu olmayan kimse­nin abdesti bozulmuş sayılmaz. Çünkü ayakta durabilmesi şuuru­nun yerinde olduğunu göstermektedir. At üstünde veya yüklü bulu­nan biniti üzerinde uyuklayıp şuuru yerinde olan kimsenin de ab­desti bozulmaz. Çünkü eyer ya da yük üzerine kapanmadığı veya yere düşmediği, onun tamamen kendinden geçmediğini göstermek­tedir.

B) Namazda Rükû’ Veya Secdede Uyuklamak :

Rükû’ ve secdede uyuklamak’da abdesti bozmaz. Çünkü o vazi­yette kendini tutması, şuurunun yerinde olduğunu göstermektedir. Ancak namaz dışında secde durumunda olan kimsenin bulunuş şek­line bakılır. Tam sünnet biçiminde bulunuyor, yani karnını uyluk­larından ayırmış ve arada boşluk meydana gelmiş, kolları da yerden kalkık vaziyette ise, abdesti bozulmamış sayılır. Aksi halde yeniden abdest alması gerekir. Bahrirâik, Bedayi’, Fethulkadîr ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de de bu husus belirtilmiştir.

Zahir rivayete göre, belirtilen durumlarda uyku ağırlığının bas­tırıp uyuklamaya zorlaması ile, bile bile uyumak arasında fark yok­tur Ancak İmam Ebû Yusuf’a göre, bile bile uyuyanın herhalde abdesti bozulmuş sayılır. Fakat sahih olan diğer imamların görüşüdür. El-Muhit’te de böyle açıklanmıştır.

C) Yatar Vaziyette Olan Hastanın Uyuması :

Yatar vaziyette olan hastanın uyuması, sahih kavle göre abdesti bozar. Muhit, Tebyîn, Bahrirâik, Fethulkadir ve diğer kaynak, eser­lerde de ayni husus belirtilmiştir. Fetva buna göredir.

Oturak vaziyette uyuklarken ya da uyurken safa sola salla­nıp eğilim gösteriyorsa, Şemsüleimme Helvanî’ye göre, makadm ye­re iyice oturtulması dikkate alınarak abdestinin bozulmadığına hük­medilir. Kadıhan Fetâvâsı’nda da bu meseleye yer verilmiştir.

Mak’adi üzerine otururken uyur ve bu nedenle öne ya da yan­lara doğru düşerse, bakılır : Henüz yere kavuşmadan uyanır da ken­dini toparlarsa abdesti bozulmaz. Düşüp biraz kaldıktan sonra uya­nırsa, yani yere iyice düşüp temas sağlandıktan sonra uyanırsa, ab­desti bozulmuş kabul edilir.

Bağdaş kurarak ya da iki ayağını bir tarafa serip makadını iyi­ce yere oturtarak uyuyan kimsenin de abdesti bozulmaz. Hulasa, Be-dayi’ ve Fetâvâ-yi Hindiyye kitaplarında bu husus açıklanmıştır.

D) Çıplak Hayvanın Üzerinde Uyumak :

Çıplak hayvan üzerinde uyuyan kimse, yokuş çıkıyor veya düz bir yolda bulunuyorsa abdesti bozulmaz. İniş halinde ise abdesti bo­zulur. Serahsî’nin el-Muhit’inde ve Fetâvâ-yi Hindiyye’de bu mesele açıklanmıştır.

Palan ve semer üzerinde uyumak da abdesti bozmaz.

E) Uyuklamak :

Uzanık bir vaziyette uyuklamak ağır ya da hafif nitelikte ola­bilir : Ağır nitelikte ise abdest bozulur, hafif ise bozulmaz. Bunun ölçüsü ise şöyledir : Yanında konuşulanı işitiyorsa uyuklama hafif nitelikte kabul edilir. İşitmiyor, ne denildiğini anlamıyorsa ağır nite­likte sayılır. Serahsî’nin El-Muhit’inde, Zahire ve Fetâvâ-yi Hindiy­ye’de de böyle açıklanmıştır.

7 — Abdesti Bozan Şeylerden Biri De Bayılmak, Cinnet Getirmek, Sarhoş Olup Kendinden Geçmektir.

Baygınlık az sürsün, çok sürsün mutlaka abdesti bozar. Cinnet getirmek, kendinden geçer derecede sarhoş olmak ta böyledir.

8 — Kahkaha İle Gülmek :

Kahkaha, bu, hem kendisinin, hem çevresindekilerin duyacağı şekilde gülmektir. Normal gülmek ise kendisi duyacak ölçüde olanı­dır, demiştir.

Rükû’ ve secdeleri olan her namazda kahkahayla gülmek hem namazı, hem de abdesti bozar. Bu Hanefilere göredir. Diğer mez­hepler bu konuda aksi görüş ve ictihaddadırlar.

Hanefiler bu konuda şu hadise dayanmışlardır : Ebû Musa (RA.l diyor ki : Bir ara Resûlüllah (A.S.) Efendimiz cemaate namaz kıldırıyordu. Bu arada gözleri iyi görmeyen bir adam Mescid’e girerken ayağı bir çukura girdiği için yere düşüp yuvar­landı. Cemaatten bazısı kendini tutamıyarak kahkahayla güldü. Na­maz bitince Resûlüllah (A.S.) Efendimiz : -Namazda kahkaha ile gülenler hem abdestlerini, hem namazlarını yenilesinler, yani yeni­den abdest alıp namaz kılsınlar.»

Nitekim El-Fıkhı Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa kitabında da bu husus açıklanmıştır. El-Muhit’te buna yer verilmiş ve gereken izah yapıl­mıştır.

Kahkaha ile gülmek ister kasden, ister unutularak ya da yanılarak meydana gelsin fark etmez. El-Hulâsa’da da böyle denilmek­tedir.

A) Namaz Dışında Kahkahayla Gülmek :

Namaz dışında kahkahayla gülmek abdesti bozmaz. Çünkü bu hususta hiç bir hadîs vârid olmamıştır.

Namazda normal ölçüde gülmek, sadece namazı bozar. Tebessüm ise ne namazı, ne de abdesti bozar. Ne var ki bu gibi davranış­lar namazın faziletini düşürür. İlâhi huzurun büyük yücelik ve kudsiyetini idrâk ederek tam bir edep için durmak gerekir.

B) Tilâvet Secdesi Veya Cenaze Namazında Kahkaha İle Gülmek :

Bu ikisi de tam anlamıyla rükû’ ve secdeli olmadığı için, kahkaha yapılan ibâdeti hükümsüz bırakır, fakat abdesti bozmaz. Çünkü bu hususta da bir delil mevcut değildir. Fetâvâ-yi Kadihan ve Fetâ-va-yi Hindiyye’de de ayni meseleye yer verilmiş ve gerekli açıkla­ma yapılmıştır.

Henüz erginlik çağına girmemiş çocuğun namazda kahkahayla gülmesi abdestini bozmaz. El-Muhit ve Fetâvâ-yî Hindiyye’de bu ko­nu aynen belirtilmiştir.

İmâ (baş-göz işareti) ile veya binit üzerinde nafile yada bir özür­den dolayı bu vaziyette farz kılan kimsenin rükû ve secdeleri işaret­le yerine getirildiğinden bu vaziyette kahkaha ile gülecek olursa, namazı ve abdesti bozulur mu?

Aslında bu namazlar rükû ve secdeli olduğundan, her ne kadar bir özürden dolayı baş işaretiyle de kılınsa yine de namaz ve ab-dest bozulmuş sayılır. Fethulkadîr, Bahrirâik ve Fetâvâ-yi Hindiyye’-,de de ayni husus belirtilmiştir.

C) Kahkaha Teyemmümü Hükümsüz Bırakır Mı?

Teyemmüm abdest yerine geçen bir ameliye olduğundan, bu va­ziyette namaz kılarken kahkahayla gülen kimsenin hem namazı, hem teyemmümü bozulmuş sayılır. Ancak cünüplüğü de kaldırmak için yapılan teyemmüm bozulmaz.

Tatarhaniyye ve El-Muhit kitaplarında da bu husus açıklanmış­tır.

9 — Kadın İle Aşırı Ölçüde Oynaşmak,

Abdesti bozan sebeplerden biri de kişinin kendi karısıyla (tabii yabancı bir kadınla da) aşırı derecede oynaşmasıdır. Bunun ölçüsü­nü şöyle sınırlayabiliriz : Çıplak teni birbirine dokundurmak tenasül organlarını birbirine sürtmek ve benzeri davranışlarda bulunmak bu cümledendir. Bu, İmam A’zam Ebû Hanîfe ile İmam Ebû Yusuf-un görüş ve içtihadıdır. İstihsana dayanmaktadır. İmam Muhammed’e göre bu durumda abdest bozulmaz. Bu da kıyasa dayanmak­tadır.

İmam Muhammed (R.A.) bu konuda hem kıyas yapmış, hem de Hazreti Aişe (R.A.) ‘nin şu rivayetini dikkate almıştır :

— Peygamber (A.S.) oruçlu iken beni öptü ve şöyle buyurdu : «Şüphesiz ki öpmek ne orucu, ne de abdesti bozar.»

Fetva daha çok İmam Muhammed’in kavline göre verilmiş ve daha sahih kabul edilmiştir. El-Yenabi’ ve Tatarhaniyye’de de ayni husus açıklanmıştır. İki tarafın da abdesti bozulmuş sayılmaz. El-Mu-hit’te de bu mesele açıklanmıştır.

A) Abdestli İken Tenasül Organına El Sürmek :

Bu konuda mezheplerin farklı görüş ve ictihadları olmuştur : İmam Şafii’ye göre, elin ayası parmak içleri de dahil olmak üzere te­nasül organına dokunursa abdest bozulur. İmam Ebû Hanîfe’ye gö­re bozulmaz. Maliki ve Hanbelî mezhepleri de Şafiî’nin görüşündedir.

B) İmam Şafii Bu Konuda Şu Hadise Dayanarak İctihadda Bu­lunmuştur :

«Elini tenasül aletine dokunduran kimse abdest almadıkça na­maz kılmasın.»

Amr bin Şuayb’in babasından yaptığı rivayette ise şöyle buyrulmuştur : «Herhangi bir adam tenasül aletine elini dokundurursa ab­dest alsın ve herhangi bir kadın da elini tenasül cihazına dokundurursa abdest alsın.»

Bunun aksine Ahnafın yaptığı rivayete göre, tenasül organına el dokundurmak abdesti bozmaz. Anhaf bu konuda şu hadîse dayan­maktadır.

Bir adam Peygamber (A.S.) Efendimize sordu :

— Ya Resûlellah! dedi. Elini tenasül organına dokunduran ada­ma abdest gerekir mi?

Resûlüllah (A.S.) Efendimiz cevap verdi :

— «Hayır, çünkü bu organ da ancak senden bir parçadır.»

Bunu da beş muhaddis rivayet etmiş ve İbn Hibbân da sahih ol­duğunu tesbit etmiştir.

C) Deve Eti Yenilince Abdest Almak Gerekir Mi?

Cumhura göre, deve, sığır, koyun ve keçi gibi eti yenen hayvan­ların etini yedikten sonra abdest almak gerekmez. Yani bu durum­da abdest bozulmuş sayılmaz.

Câbir bin Semure (R.A.)’nin rivayet ettiği şu hadîsi cumhur sened olarak almamıştır :

— Bir adam, Peygamber (A.S.) Efendimizden sordu; dedi ki : Ya Resûlellah! Koyun, keçi etini yedikten sonra abdest alayım mı? Resûlallah (A.S.) Efendimiz şu cevabı verdi : «Arzu edersen abdest alabilirsin, arzu edersen almıyabilirsin..» Sonra adam dedi ki : «Ya deve eti yedikten sonra?» Buyurdu ki : «Evet, onu yedikten sonra abdest al..»Müctehid İmamlar bunu sened olarak almamıştır.

D) Abdestinde Şüphelenen Kimse Ne Yapmalıdır?

Abdest alırken şüpheye düşen kimse bakar : Eğer bu tür şüp­heler sık sık vaki oluyorsa, buna aldırış etmez. Abdestini şüpheyi atarak tamamlar. Abdest aldıktan sonra şüphe vaki oluyorsa, artık buna itibar edilmez

Abdestli iken abdestinin bozulduğunda şüpheye düşen, abdestli kabul edilir, bu şüpheye yer verilmez. Abdestsiz iken abdest alıp al­madığında şüpheye düşen kimse ise abdestsiz sayılır..

Nitekim bir adam Resûlüllah (A.S.) Efendimize gelerek, namaz­da kendisinden bir şey çıktığından şüphelendiğini söyledi. Resûlüllah (A.S) ona : «Bir ses ya da koku duymadıkça namazı bırakıp ayrıl­ma..» diye cevap verdi. Yani kesinlikle bozulduğunu hissetmedikçe şüpheyle amel etme, demektir.

III. FARZ, SÜNNET VE ADABINA UYGUN ABDEST NASIL ALINIR?

Küçük ve büyük tabii ihtiyacı giderdikten ve iyice temizlendik­ten sonra kollar dirseklerden, yukarıya kadar sıvanır. İbrik sol tarafa konur. Musluk başında bulunuyorsa musluğu sağa ya da sola almaya gerek yoktur. Durulan yer elverişliyse kıbleye yönelir. Önce iki elini bileklere kadar üç defa iyice yıkar, dar yüzük varsa oyna­tır, parmakları birbirine geçirerek ara yerlerinin iyice yıkanmasına özen gösterir. tabii başlarken euzü- besmele çeker ve sonra sağ eliyle ağzına su verir ve iyice çalkaladıktan sonra suyu dışarı atar, bunu üç defa tekrarlar. Sonra yine sağ eliyle su alıp burnuna üç de­fa çeker, her defasında hem yeni su alır, hem burnunu sol eliyle sümkürerek iyi bir temizlenmeyi sağlamaya çalışır. Sonra iki ele su alıp saç bitimi sınır kabul edilerek yukarıdan aşağıya doğru kaydı­rılarak yüze su dokundurulur ve çene altına kadar suyun dokunma­sına .kulak yumuşaklarına kadar ulaşmasına, sakal, bıyık ve kaş­ların altına suyun geçmesine dikkat edilir. Daha çok sakal çene al­tından parmaklarla aralanır ve bu yıkama üç defa ayni ölçü ‘ve bi­çimde tekrarlanır. Sonra sağ ele su alınarak dirsek dahil olmak üzere yıkanır, kuru yer kalmasın diye ovulur ve bu yıkama üç defa ayni ölçü ve biçimde yeni su ile tekrarlanır. Sonra ayni ölçüde sol el dirsekle birlikte yıkanır. Sonra yeni su ile iki.el ıslatalarak ön kıs­mından başlanarak başın tamamı meshedilir. Mesih tekrarlanmaz sadece bir defa yapılır. Islaklığı taze olarak duran parmak uçlarıyla kulaklar içli ve dışlı meshedilir, mümkünse serçe parmaklar kulak de­liklerine sokularak temizliğe özen gösterilir. Yine ıslaklığı taze ola­rak duran elin dış kısmıyla boyun meshedilir.

Bu düzenle devam edilerek sıra ayakları yıkamaya gelir. Önce sağ ayağın parmak uçlarından başlanarak topuklarla birlikte iyice ovularak yıkanır ve parmak aralarına serçe parmakla dokunularak iyi bir temizlenme sağlanır. Sonra aynı biçimde sol ayak yıkanır. Tabii her organı yıkarken ya belirtilen dualar okunur, ya da Kelime-i Şehadet getirilerek yetinilir. Abdest bitince sağ ele su alınıp ayakta içilir. Kerahet vakti değilse iki rek’at nafile namaz kılınır. Abdestten sonra yukarıda belirtilen duaları bilenlerin okunması tav­siye edilir. Hanefiler ıslak organları temiz bir havlu ile kurularlar Şafiîlere göre ise kurulanmaması tavsiye edilmiştir.

Guslün farziyeti, Kitap, Sünnet ve İcmâ’ ile sabit olmuştur. Bu nedenle dört mezhep müctehidlerinin hepsi bunun vücubu hakkın­da hiç bir farklı görüş ortaya koymamıştır.

Nuru ŞEMS ——EY ADEMOĞLU! Sen Bir Güneşsin Işığını Kaybetme

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s