12. Meclis “İç âlemini süsle, dış hâlinde yaptığın ibadet, içini aydınlık kılar.”

* * *

Ve Hakk’ın varlığını dile getiren bir âyet-i kerime: “Ona benzeyen şey yoktur. O, bizzat işitir ve görür.” (eş-Şûrâ, 42/11)

Allah, dilerse güçlüğü olmayan rahatlık verir. Gariplik bilmeyen ünsiyet verir. O’nun verdiği nimette yokluk yoktur. Öfkesiz ferahlık vardır. Acısız tatlı bulunur. Yokluğa varmayan mülk bulunur. Allah dilerse her şey olur. “İşte bu makamda (ve bu hâlde) nusret ve hâkimiyet hak olan Allah’ındır. O, sevapça da hayırlı, akıbetçe de hayırlıdır.” (el-Kehf, 18/44)

Bulunduğun dünya hâlinde rahatlığı pek bulamazsın. Çünkü orası keder ve üzüntü yuvasıdır. Ondan oldukça uzak ol. Derhal kal bini ondan çek. Mânevi elini ondan uzak tut. Gücün yetmezse yalnız öz varlığına nüfuz edeni bırak, kuvvet bulunca da hepsini.

Evet, neyin varsa ihtiyaç sahiplerine dağıt. Zavallılara ver. Kim sesizlere yağma et. Senin için olan, seni bırakıp bir yana gitmez, üzülme.

Daireyi, kalbin ve sırrın sıhhati için çevir. Onların temizliği için bir sınır kur. Unutma ki, onlar bilgi ve amelle düzelir. Amelde ihlâs şarttır. Hakk’ı aramakta doğru olmak başta gelir. Aziz ve Celil olan Hak, doğrulukla aranır.

* * *

Ey evlat! Söylerler ki; “Her şeyi incelikleri ile öğren, sonra ayrıl.”

İlk başta dış hâline gerekenleri öğren; sonra onu bırak. İç âlemine lazım olanları belle. Dış emirleri yerine getir, Hakk’a yakın olursun. Zahirde beyan olunan emirleri yapmak dış âleme nur verir. İç âlemine ait olanı yapmak ise ruhu aydınlatır. Teferruatı öğrenme ye hacet yoktur. Bir temel kurulunca gerekenler onu takip eder.

İç âlemini süsle, dış hâlinde yaptığın ibadet, içini aydınlık kılar. Bu aydınlık Rabb’inle senin aranda olur. Her ne zaman bildiğinle amel edersen, hak yola girmiş olursun. Seninle O’nun arasında kapılar açılır, perdeler kalkar. Çünkü seni zatına seçmiştir.

“Rabbimiz, bize dünyada iyilik ver, âhirette iyilik ver. Ateş azabından cümlemizi koru.” (el-Bakara, 2/201)

01.Abdulkadir Geylani – Kadiriyye kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , . Leave a Comment »

22. Meclis Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyorlar: “Bir kul, Allah’a kulluğu eksik kılarsa, Allah ona belâ verir. (Kalbini kederle doldurur.)”


* * *
Eline geçmeyecek şeyi aramak en büyük belâdır. İbadeti eksik eden, geçim sıkıntısı çeker. Evinden eziyetler çeker. Kazancı azalır, çocukları isyan eder. Hanımından nefret duygusu görür. Hangi tara fa yönelse ayağı tökezler. Bunların hepsi, az kulluk etmenin sonu cudur. O’nun ibadetini bir yana atıp dünyalık işlerle uğraşmasının neticesidir. O’na kulluk eden herhalde rahat yaşar. Allah Teâlâ şöy le buyurur: “İman edip şükür yolunu tutarsanız, Allah size niçin azap ey lesin?” (en-Nisâ, 4/147)

Allah Teâlâ kaza ve kader hükmünün icrasında serbesttir. Her türlü tasarrufunda O’na karışan olamaz. Yaptığından ötürü hiç kim se O’na çıkış yapmaya güçlü ve yetkili değildir. Geçmişe dayanarak, “kaderin gereği böyledir” diye, Hakk’ı ithama hiç kimse kalkışamaz.

* * *

Yazık sana… Zaman geçiyor. Sen nefsin ve çocuklarınlasın. Hak’tan ayrı durmak arzusundasın. Bu hâlin ne zamana kadar sürer?

Bazı büyükler şöyle diyor: “Yavruna her şeyin değerini öğret; sonra ondan ayrıl. Nefsini al, Rabb’inle meşgul ol.”

Yavru, eline geçen bir şeyin para edeceğini anlarsa babasını bı rakır. Bir oyuncak hükmünü taşıyan şeyi dahi sezecek olsa, babası nı meşgul etmez olur. Kendini oyalar. Ey baba, seni de sahibinle baş başa bırakır. O’nunla meşgul olacağın zamanı boşa geçirmiş olmaz sın. Çocukla geçen zamanın kıymeti düşmez, Rabb’ine rahat ibadet için ona oyuncağın değerini anlat. Bir yavru için oyuncak babadan önemli sayılır.

Çocuklarınız büyüdüğünde sanat sahibi yapınız. Onlar çalışsın ve kazansın. Siz de Mevlâ’ya kulluğa koyulun. İbadeti bırakıp çocuk ların geçimi ile olma. Onlar büyüdüğünde beslenmeleri sana düşmez. Onlar için hatalar işleme. Onların geçimi için çalışmanın bir haddi ve zamanı vardır. Hak katında senin günahını bağışlamak, onlardan uzaktır.

Kendine ve çocuklarına kanaati öğret. Kanaat sahibi olmayı, on lara yeter gör. Yalnız, lazım olan şeyleri onlara temin et. Gereken şeyleri temin ettikten sonra onların da elinden tut, Mevlâ’nın tâatine koş. Rızkınız genişlesin diye, ibadeti bir yana atmayınız, kaderi nizde varsa kendiliğinden gelir. Zamanlar bellidir. Bir bolluğa erersen Hak’tan bil, al ye, yavrularına da yedir. Sakın halkın eliyle gel diği için Hakk’a ortak koşma. Onlar bir âlettir. Onu almak sana na sıl bir vazife ise onlara da getirmek bir vazifedir.

Kanaat sahibi ol. Darlık açılır. Kanaat insanı içinden çıkılmaz felaketlerden berî kılar. Kanaat sahibi olursan, geleceğini vehmet tiğin şey gelmeyince üzülmezsin. Hele takva sahibi olmakla zâhid libasını giymiş olman en büyük nimet sayılır.

Sakın, kullara el açma. İman sahibi, bir şeye ihtiyaç duyarsa Mevlâ’sına yalvarır. O’na karşı boynunu eğer, tevbe eder; sessizce ve rilecek şeyi bekler. Verildiği takdirde, vereni övme yoluna gider. Ve rilmeyecek olsa, kalbine uyar; sabra devam eder. Hakk’ın dileğine itiraz etmez. Çekinme yoluna sapmaz. Zengin olmak için dinini sat mak zilletine düşmez. Riyakârlık ederek dünyalık almaz. İçi bozuk bir hâle girmez. Yâni senin gibi yapmaz, ey içi bozuk adam!
* * *

16. Meclis

Hasan Basrî (rh.a) şöyle der: “Dünyaya ihanet ettiniz, Allah’a yemin olsun, o dünya ihanetten sonra iyi olur.”

* * *

Ey evlat! Kur’ân’la amel etmek, seni Kur’ân’ın bulunduğu ma kama erdirir. Sünnet’le iş yapmak ise, Peygamberimiz’in makamına çıkarır (s.a.v).

Peygamberimiz’in ruhaniyeti, Allah yolcularının kalbi çevresinde durur. Orayı süsleyen o ruhtur. Onların sır âlemleri onun ruhuyla parlar. Yakınlık kapısını o açar. Allah yolcularının perişan saçlarını o ruh düzeltir, tarar. Kalp, sır ve Yaratan arasında elçiliği o ruh yapar. Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in ruhaniyetine bir adım yanaşan, şükür yolunu tutmalıdır. Yaklaştıkça kulluğu artmalıdır. Bundan ayrı şeylerle ferah bulmak isteyen, boş hevese kapılmış olur.

Cahil kimse, dünya ile ferahyâb olur. Bilgi sahibi, dünya ile hü zünlü olur. Cahil kişi, kaderle niza çıkarır, ona karşı durmak ister. Bilgi sahibi, ona uyar ve razı olur.

Zavallı! Kaderle çekişme! Onu kırmaya uğraşma. Azap sana iner, razı oluncaya kadar başından kalkmaz. Kadere razı olmalısın ve kalbinden halkı bir yana atmalısın. Halkın Yaratan’ına böyle var malısın. O’na kalbinle varsan gerek. Sırrınla O’na yol bulmak icap eder.

Hakk’a uymaya güçlü isen yap. Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in yoluna koyulmaya niyetli isen durma. Sâlih kullarına hizmet dili yorsan bekleme. Dünya ve âhirette sana bunlardan daha yararlı şey yoktur. Dünyanın bütün varlığına sahip olsan, kalbine bir şey koy ma. Diğer dünyalık kişilerin kalbine benzetme. Kendiliğinden bir toza bile sahip olamayacağına inan. Asıl hazine, yalnız Hak Teâlâ’nın birlik nurunu kalbe koyabilmektir. Bunu yapabilen her halinde O’nun la olduğunu bilir. Vereceği her hükmü O’nun emri ile verir. Bütün insanlar, O’nun vereceği hüküm önünde eşittir.

* * *

Yazık sana, haddini bil. O büyük insanlara karşı senin değerin ne dir ki? Senin bütün dert edindiğin şey; yemek, içmek ve diğer şeyler. Giymek, göze gözükmek, dünyalık toplamak vs. Dünya işine çok ça lışan âhiret işine çalışamaz. Semirmek için yorulmaktasın. Ama o topladığın etleri böcekler yiyecek. Yerdeki hayvanlara yem olacak sın.

Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyururlar: “Her gün, sabah-öğlen, bir melek bağırır: ‘Ey insan oğulları! Ölmek için doğunuz, yıkılması için evler ya­pınız, düşmanlar için mal toplayınız.”

İman sahibinin, bütün işlerde iyi niyeti vardır. Dünyada dünya için çalışmaz. Dünyada kaldığı süre öbür âlem için binalar kurar. Mektepler yapar. İnsanları birbirine bağlayacak, birleştirecek iyi iş ler görür. Müslüman kardeşlerinin geçit yollarını süsler. Bunlardan başka bir iş yapacak olsa, o da yavruları için, yolda kalmış ve fakir ler için olur. Bunları yapmaktan gaye, yerine öbür âlemde bunlar dan daha iyisini bulacağıdır. Dünyada nefsi, tabiî hevâsı için bir şey yapmaz. Âdemoğlu doğru olsa, Hak onunla olur. Bütün işlerinde Allah ona yardımcı olur. Bir şey kaybetse Allah için olur. Bulduğu yi ne O’nun için olur. Kalbi Peygamber’le birleşir. Peygamberler ne getirmişlerse onu kabullenir. Söze, işe ve imana dayanan her ne gelmiş ise kabul eder. Bu halin yararı, hem dünyada, hem de öbür âlemde olur.

Allah’ı anan daima diridir, ölmez. Bir hayattan öbür âleme ge çer. Bir andan fazla ölüm acısı ona gelmez. Allah’ı anmak kalbe yer leşince, kul dâima Allah’ı anar. Dilinden bir şey demese bile o, Allah’ı anmış olur. Kul Allah’ı andıkça Hakk’a uyar ve O’nun işlerine muvafakat eder. O’nun yaptığı işlere ses çıkarmaz.

Hakk’a uymamız ve O’nun emirlerine boyun eğmemiz gerekir. Biz yazın geldiğine hakikaten inanmayacak olursak, ensemiz yandığı za man inanırız. Kışa-yaza inanmak, onları olduğu gibi kabul etmek, onların eziyetini hafifletir. Onlara inanmış olan gereğini yapar, kur tulur. Yazın serinlik bulur, kışın sıcak edecek şeyleri hazırlar.

İşte belâlara da inanmak, bunun gibi bir şeydir. Sıkıntı ve dar lığı giderir. Belâ ve âfetlerin, gelişine inanan onların gelişine hazırlık yapar; yapınca cümle sıkıntıdan emin olur. Belâ ve âfet için asıl ha zırlık, onların Hak tarafından gönderilmiş olduğuna inanmaktır. Sa bırlı olmaktır.

Allah yolcularının hâli ne kadar hoştur. Onların hâli ne kadar iyidir. Hak katından onlara ne gelse, hoşluk olur. Onlar, marifet şa rabını içmişlerdir. Hakk’ın lütuf kucağında yatarlar. O’nun ünsiyeti ile ülfet ederler. Şüphesiz bu halleri için onlara güzel makam verilmiştir. Hak Teâlâ’dan başkasını görmemek zevkini tatmışlardır. On lar, Mevlâ’nın eli altında birer ölüdür. Heybet nuru, onları bu hale getirmiştir. Allah dilerse onları diriltir. Hak önünde onlar Ashâb-ı Kehf’dir. Allah Teâlâ, Ashab-ı Kehf hakkında şöyle buyurur: “Onları bir sağa, bir de sola çeviririz.” (el-Kehf, 18/18)

O büyükler, insanların en akıllısıydı. Bütün hâlde Yaratıcıların dan marifet ve kurtuluş dilediler. Bütün gayeleri buydu.

Yazık sana, cehennemlik işleri yaparken cenneti umuyorsun! Bir şey beklenmemesi gereken yerde, çok şeyler umuyorsun! Geçici şeylere kanma. Onu senin sanıyorsun; ama yakında elinden alacak lar. Aziz ve Celil olan Hak, hayatı sana emanet verdi. Bu hayat sana ibadet için verildi. Onu senin sandın, istediğini yapmaya kalktın. Zen ginlik bir emanettir. Emniyet, şöhret, mansıp birer emanettir. Ya nında ne kadar iyilik varsa hepsi birer emanettir. Onları yerinde kullan. Onları kullanışında ifrata varma. Tefrit de etme. Ne ileri git, ne de geri kal. Sana verilen her şeyden sorumlusun ve hepsi geri is tenecek. Elinizde bulunan bütün nimetlerle, Allah’a kulluk yapmaya bakınız. Her sevdiğinizi Hak yolunda harcayınız. Allah dostları ka tında siz, bir didinme hevesindesiniz. Siz de onlar gibi olunuz. Onlar selâmet istiyorlar. Bu selâmet, dünyada ve âhirette Hak’la olmaktır.

7. Meclis “Sen de kalbini temizle. Yalnız Mevlâ kalsın. O’na teslim ol; icap edenin sevgisini kalbine getirir. O Kerimdir, istediğini sevdirmesini bilir.”

Allah’ım, büyük Peygamberimiz’e salât ve selam eyle. Bu salât ve selam ondan sonra gelen ve zamanında yaşayan yakınlarına da olsun! “Bize bol sabır ver. Bu yolda yürümemiz için bize kuvvet ihsan eyle.” (el-Bakara, 2/250) Bizlere iyiliğini arttır. Verdiklerine de şükretmeyi nasip et!

* * *

Ey cemaat! Sabırlı olun. İçinde bulunduğunuz dünya, âfet ve musibet doludur. Bunların gayrisi nadirdir. Yok denecek kadar azdır. Arkasına belâyı saklamayan iyilik bulunmaz. Her genişliğin bir sıkıntısı çıkar. Her ferahlıkta bir darlık saklıdır.

Maddî hayatınızı dünyaya verin. Kısmetinizi meşru yoldan alın. Dertlerinizin devası budur. İyi yollardan gelen dünyalık size yeter.

* * *

Ey evlat! Kısmetini, meşru olduğuna inanınca al, alırken iman eliyle al. Hakiki yolu arıyorsan, böyle seçmelerdensen, doğrulara katışmışsan, emirle al. Hakk’ı bulmuş ve hâl âlemine ermişsen, Hak yakınlığında kendini kaybetmişsen, o zaman başka hâl olur. Senin hükmün orada geçmez. Sana gönderirler. Emir seni yürütür. O âlem seni kötülüklerden korur. Hak işler varlığını, harekete geçirir. Olanlar olur, ama sen yoksun onlarda.

İnsanları senin için üçe böleceğim:

Birincisi; cahil, hakiki âleme sevgisi yok.

İkincisi; seçme ve iyilerle olan.

Üçüncüsü; iyilerin bizzat kendileri ve esasen iyiler.

Hakiki âleme sezisi ve duygusu olmayan “âmî” tabir edilir. Bu, İslâm dininin temel prensiplerine uyar. Hiç ayrılmaksızın, Allah ne buyurmuş, Peygamber (s.a.v) Efendimiz ne demişse onu bilir. Ve bu bilgisinin dış kabuğunu bir türlü yırtamaz, dolayısıyla ötelere geçemez. Bu adam, şu ilâhi fermanın hükmü altındadır:

“Peygamber size ne ki getirmiş, ona uyunuz. Ve her neyi ki, yasak etmiş, onu da yapmayınız.” (el-Haşr, 59/7)

O “âmî” tabir ettiğimiz, bu yolu kendine seçer, işlerini yukarıda beyan edilen ferman dahilinde yürütürse, saf bir gönül sahibi olur. Ama biraz da iç âleme yönelmesi şarttır. Biraz daha ilerler, hakikatlere daha çok anlayış peyda ederse, Mevlâ ona ilham kapısını açar. İyiliğini ve kötülüğünü o ilhamla seçer. Bir âyet-i kerimede şöyle beyan edilir:

“Allah ona iyiliğini ve kötülüğünü ilham etti.” (eş-Şems, 91/8)

İşbu anlatılan vasıflar, “âmî” kulun vasfıdır. Bu zatın kalbi, yanlış yol tutmaktan titrer. Her şeyde bir işaret bekler. Kur’ân-ı Kerim okur. Orada bulamayınca, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in emirlerine bakar; orada da bulamazsa bekler. İşinde çalışırken, bir melek onu idare eder. Yolunu aydınlatır. Bu anlatılanlar, İslâm dininin zahirde beyan edilen emirlerini yerine getirdikten sonra başlar. İmanı kuvvet bulur. Tevhid nuru kalbe yerleşir. Sonra dünya kalbinden çıkar. Daha sonra halkın hayrını ve şerrini görmek de kaybolur. Her türlü maddî iş ve korku gidince, ilâhî ilham gözükmeye başlar; ama bu gözün göreceği cinsten değil.

Artık sabah olmuştur. İkinci hâl başlar. İyilere mensup olur. İman nuru gelir. Takva ışığı peyda olur. Amel nuru, sabır nuru, sevgi ve olgunluk nuru da gelir; cümle nurlar birleşir ve artık o da bir insan olur. Bunlar, tek tek birer meyvedir. Ancak İslâm dininin hakkı ödendikten sonra başlar ve onun bereketi ile olgunlaşır.

Artık ebdallık başlamıştır. Ebdallar bizzat iyilerdir. Seçmelerin seçmesidir. Bunlardan öte kulluk makamı yoktur. Bunlarda bir iş için evvelâ İslâm dininin emri gözetilir. Sonra bizzat emir alınır; sonra bizzat ilâhî hareket ve ilham beklenir.

Saydığımız üç şeyin ötesinde hayat yoktur. Manevi ölüm vardır. Haram üstüne haram, hastalık üstüne hastalık, dert üstüne dert vardır. Ve sadece baş ağrısı vardır. Çünkü dinin baş emirlerini zedelemişlerdir. Kalp de ezginliğe ve bezginliğe uğramıştır. Ve artık ceset de yara ve bere içindedir.

* * *

Ey cemaat! Mevlâ’nın tasarrufu sizde devamlıdır. Her an biraz daha tekâmül eder. Bu tekâmül sonunda, işlerinize dikkat edilir. Sebat gösterebiliyor musunuz, yoksa hemen dağılıyor musunuz? Yalancılığınız ve doğruluğunuz meydana çıksın.

Kadere uymayan, şefkat bulamaz ve kimse ona uymaz. İlâhî hükümlere boyun eğmeyene rıza yolu kapalıdır ve hiç kimse ondan memnun değildir. Vermeyene kimse bir şey vermez. Yolculuğa çıkmayan ata binemez.

Cahil adam! Tağyir ve tebdil etmek mi istiyorsun? İstediğini, dilediğin şekle sokmak senin hakkın değildir. Kendini bir ilâh mı sanıyorsun? Allah birdir. Kimsenin keyfine göre hareket etmez. Zaten O’ndan gayrı varlık yoktur. Nefsinden gelen bu kötü düşünceden dön, tam dur. Kader seni sarmamış olsaydı, bu yalancı iddia yüzüne vurulurdu. Cevher, tecrübe sonu meydana çıkar. Tecrübeden mahrum her şey boştur.

Nefsini kabul etme; Hakk’ı tanırsın. Çünkü nefsin kendisi için Hakk’ı inkâr etmeni istiyor. İnkâr ve tanımamaya önce nefsinden başla; onu yola koyarsan sonrası kolay olur. Ve yavaş yavaş aradığını bulursun. İmanın kuvvet bulur. İmanın kuvvet buldukça, kötülükler senden uzak olur. İmanın zayıfladıkça kötü şeyler evine dolar. Öyle zaman gelir ki, evden bir kötülüğü kapıya atmaya gücün yetmez, iman kuvvetin tam olsaydı, onlar giremezdi.

İman kuvveti lafla ortaya atılacak şey değildir. O, şeytanla karşılaştığın zaman belli olur. Kötülerin karşısında imanın sarsılmadan durabiliyorsan korkma, iman kuvvetin vardır. Aksi olunca, boş iddiaya yeltenme, imanın zayıf, kuvvetlendirmeye bak.

Bela ve felaket karşısında dimdik durabiliyor musun? Duruyorsan, imanlısın ve kuvvetlisin. İman ayağı kötülüğe kaymaz. Kayıyorsa iman değildir. Boşuna iddia etme, yazıktır.

Her şeye hürmet et. Her şeyin yaratanını sev. O, bir şeyin sevilmesini isterse sev. O sevdirirse senden kabahat kalkar. Çünkü sevdiren O’dur. Sen O’nunsun, sen yoksun ortada, sadece O var.

Buna işaret olarak, Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyor:

“Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadın, ruhumu hoş eden namaz.”

Bunlar sevdirilmiştir. İlk başta hepsi bırakılmış, sonra Mevlâ tarafından sevdirilmiştir.

Sen de kalbini temizle. Yalnız Mevlâ kalsın. O’na teslim ol; icap edenin sevgisini kalbine getirir. O Kerimdir, istediğini sevdirmesini bilir.

This slideshow requires JavaScript.

İsrailin ayıp tablosu “Gazze”


Filistin halkının, kadın ve çocuk gözetilmeden maruz kaldığı eziyet ve katliamın Türkiye ve dünya halklarının vicdanını derinden yaralamaya devam ettiriyor.
“Temennimiz yaşanan acının bir an önce durması ve tekrarlanmamasıdır. Ancak bugün yaşanan olaylar, şu gerçeği unutturmamalıdır: Filistin halkı altmış yılı aşkın bir süredir işgal ve baskı altındadır. Kurbanların sayısı on binleri bulmuştur”
İsrail hükümetinin sorumsuz ve umursamaz tutumu, ne yazık ki bu saldırının ilk olmadığı gibi son da olmayabileceğini göstermektedir. Filistin halkının korunması ve özgürlüğü kalıcı biçimde sağlanmadıkça ve İsrail işgali geri dönülemez biçimde sona ermedikçe benzer insani trajedilerin yaşanmaya devam edeceği açıktır. Dolayısıyla ilgili tarafları bir yandan Gazze’de acilen ateşkes sağlamaya çalışırken, diğer yandan kalıcı ve adil bir barış için yeniden ciddi ve kapsamlı bir girişim başlatmaya çağırıyoruz. Aksi takdirde, bu gidişten herkes zarar görmeye devam edecektir.

15-NURU ŞEMS kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İTİKAF…

Fıkıh terimi olarak itikaf, bir mescidde ibadet niyetiyle belirli kurallara uyarak inzivaya çekilmek demektir. Ramazan-ı şerifte itikâf, müekked sünnettir. Ancak itikâf, sünnet-i kifâye olduğu için bir mahallede birkaç kişi itikâfa girerse, diğerlerinin bu sünneti yapması gerekmez. İmkânı olanlar itikâfa girmeli. İtikâf eden, camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir. Birkaç hadis-i şerif:
(İtikâfta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.) [İbni Mace]

(Bir devenin iki sağımı kadar itikâf eden, bir köle azat etmiş gibi sevab kazanır.) [Tenvir]

(Ramazanda on gün itikâf eden, iki defa [nafile] hac yapmış gibi sevab kazanır.) [Beyhekî]

(Allah rızası için bir gün itikâf, insanı Cehennemden çok uzaklaştırır.) [Taberanî]

Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid. Camide itikâf etmek, ezan okumak, ikamet getirmek ve cemaatle namaz kılmak sünnet-i hüdadır. Bunlar, İslam dininin şiarıdır. Bu ümmete mahsustur. (Hadikat-ün-nediyye)

Resulullah efendimiz, (Mirac gecesi, beşinci gökte, Osman’ın suretini gördüm. Bu mertebeye neyle eriştin, dedim. Mescitte itikâf etmekle diye cevap verdi) buyurdu. (M. Çihâr Yâr-i Güzin)

İtikâf; oruç, namaz gibi adak olunur. (Hastam iyi olursa, itikâfa gireceğim) denmez. (Hastam iyi olursa, Allah rızası için, şu kadar gün itikâfa gireceğim) demek adak olur. (S. Ebediyye)

İtikâf gibi başlı başına ibadet olan bir şeyi nezredenin, bunu yerine getirmesi gerekir. (Dürer)

Kadınlar camide itikâf yapmaz. Evdeyse şarta bağlıdır. Eğer mescid olarak kullandıkları bir oda varsa, o odada itikâfa girebilirler. Yemek yapmak, temizlik gibi ev işlerinin hiçbiri yapılmaz. Sadece ibadetle uğraşılır. Abdest gibi zaruri işleri yapmanın mahzuru olmaz. Ramazanın son on gününde olanı sünnet-i kifâyedir. Az itikâf da yapılabilir. Bir gün veya birkaç saat gibi… İtikâfa girenin oruçlu olması şarttır. Sadece Şâfiî’de oruçlu olma şartı yoktur. Diğer üç mezhepte oruçlu olmak şarttır. İmkânı olan kadınların evde itikâfa girmeleri, unutulmuş bu sünneti ihya etmeleri ve sünneti ihya etme sevabına kavuşmaları çok iyi olur.

ibadet kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , . Leave a Comment »
%d blogcu bunu beğendi: