Takvim (Miladi-Hicri)

Pzt Salı Çrb Perş Cuma Ctesi Pazar
O/24-R/1 O/25-R/2 O/26-R/3 O/27-R/4 O/28-R/5 O/29-R/6
O/30-R/7 O/31-R/8 Ş/1-R/9 Ş/2-R/10 Ş/3-R/11 Ş/4-R/12 Ş/5-R/13
Ş/6-R/14 Ş/7-R/15 Ş/8-R/16 Ş/9-R/17 Ş/10-R/18 Ş/11-R/19 Ş/12-R/20
Ş/13-R/21 Ş/14-R/22 Ş/15-R/23 Ş/16-R/24 Ş/17-R/25 Ş/18-R/26 Ş/19-R/27
Ş/20-R/28 Ş/21-R/29 Ş/22-R/30
Kandil Önemli Olaylar Ocak-Rebiül Evvel Şubat-Rebiül Evvel
01-İmam Ali, 38-Hz Muhammed, ibadet kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

18.01.2012-Safer Ayının Son Çarşambası Yapılacak İbadetler (Belaların Yazılıp,Yeryüzüne İndiği Ay)

KUTBÜZZAMAN, SULTANÜLARİFİN ,ŞEYH ,EŞ-ŞERİF ES-SEYYİD MUHAMMED SIDDIK HAŞİMİ HAZRETLERİ SOHBETLERİNDE BUYURDULARKİ:

SAFER AYINDA, BİR SENE İÇERİSİNDE YERYÜZÜNE İNECEK BELALARDAN ALLAH’A CC SIĞINIP BU AYDA ÇOK İSTİĞFAR ETMELİYİZ (GÜNDE EN AZ 100 KERE).

BU AYDA FELAK VE NAS SURELERİNİ HER GÜN MÜMKÜNSE 80 DEFA OKUMALI VE NAFİLE NAMAZLARLA BU AYI İBADETLE  GEÇİRMELİYİZ.

BU AY İÇERİSİNDE, SABAH VE AKŞAM NAMAZLARINDAN SONRA 7 DEFA  SALATI MÜNCİYE(TÜNCİNA) VE SALATI TEFRİCİYE OKUNMALIDIR.

SALATI TEFRİCİYE

salati tefriciye

“ALLÂHUMME SALLİ SALÂTEN KÂMİLETEN VE SELLİM SELÂMEN TÂMMEN ALÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİNİLLEZÎ TENHALLÜ BİHİL UKADÜ VE TENFERİCU BİHİL-KÜREBÜ VE TUKDÂ BİHİL-HAVÂİCU VE TÜNÂLÜ BİHİR-REĞÂİBÜ VE HÜSNÜL-HAVÂTİMİ VE YUSTASKAL ĞAMÂMU BİVECHİHİL KERÎM VE ALÂ ÂLİHÎ VE SAHBİHİ FÎ KÜLLİ LEMHATİN VE NEFESİN Bİ ADEDİ KÜLLİ MA’LÛMİN LEK.”

DUANIN MANASI

“ALLAHIM! BİZİM EFENDİMİZ MUHAMMED’E (SAV) KUSURSUZ BİR SALÂT VE RAHMET, MÜKEMMEL BİR SELÂM VE SELÂMET VERMENİ DİLİYORUZ. O PEYGAMBER Kİ, ONUN HÜRMETİNE DÜĞÜMLER ÇÖZÜLÜR, SIKINTILAR VE BELALAR ONUN HÜRMETİNE AÇILIP DAĞILIR, HACET VE İHTİYAÇLAR ONUN HÜRMETİNE YERİNE GETİRİLİR. MAKSATLARA O’NUN HÜRMETİNE ULAŞILIR, GÜZEL SONUÇLAR O’NUN HÜRMETİNE ELDE EDİLİR. O’NUN ŞEREFLİ YÜZÜ HÜRMETİNE BULUTLARDAKİ YAĞMUR İSTENİLİR, ALLAH’IM, ONUN EHL-İ BEYTİNE, ASHABINA DA HER GÖZ KIRPACAK KADAR ZAMANDA (HER AN, SANİYE) HER NEFES ALACAK ZAMANDA SANA MALUM OLAN VARLIKLAR SAYISINCA SALÂT ET.”

SALATI MÜNCİYE(TÜNCİNA)

Salaten Tüncina

OKUNUŞU: “ALLÂHUMME SALLİ ALÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİN VE ALÂ ÂLİ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SALÂTEN TÜNCÎNÂ BİHÂ MİN-CEMÎ’İL-EHVÂLİ VEL ÂFAT. VE TAKDÎ LENÂ BİHÂ CEMÎAL HÂCÂT VE TUTAHHİRUNÂ BİHÂ MİN-CEMÎİ’S-SEYYİÂT VE TERFE’UNÂ BİHÂ A’LÂ’D-DERACÂT VE TUBELLİĞUNÂ BİHÂ AKSÂ’L-ĞAYÂT MİN CEMİÎL-HAYRÂTİ FÎ’L-HAYÂTİ VE BA’DEL-MEMÂT BİRAHMETİKE YÂ ERHAME’R-RAHİMÎN. HASBUNELLAHU VE Nİ’MEL VEKÎL, Nİ’MEL MEVLÂ VE Nİ’ME’N-NASÎR. ĞUFRANEKE RABBENÂ VE İLEYKE’L-MASÎR.”

ANLAMI: ALLAH’IM! EFENDİMİZ MUHAMMED’E (SAV) VE ONUN EHLİ BEYTİNE SALAT ET. BU SALAVAT O DERECE DEĞERLİ OLSUN Kİ: ONUN HÜRMETİNE BİZİ BÜTÜN KORKU VE BELALARDAN KURTARSIN. BİZİM İHTİYAÇLARIMIZI O SALAVAT HÜRMETİNE YERİNE GETİRSİN, BİZİ BÜTÜN GÜNAHLARDAN BU SALAVAT HÜRMETİNE TEMİZLERSİN, O SALAVAT HÜRMETİNE BİZİ DERECELERİN EN ÜSTÜNE YÜCELTİRSİN, O SALAVAT HÜRMETİNE HAYATTA VE ÖLDÜKTEN SONRA DÜŞÜNÜLEBİLECEK BÜTÜN HAYIRLAR KONUSUNDA GAYELERİN EN SONUNA KADAR ULAŞTIRSIN. EY MERHAMETLİLERİN MERHAMETLİSİ BİZE BUNLARI MERHAMETİNLE NASİP ET. ALLA TEALÂ BİZE KÂFİDİR VE NE İYİ BİR DOST, NE İYİ BİR VEKİLDİR. EY RABBİMİZ, SENİN MAĞFİRETİNİ DİLERİZ, DÖNÜŞ YALNIZ SANADIR.

SAFER AYINDA KILINACAK NAMAZ

SAFER AYININ İLK  VE SON  ÇARŞAMBA GÜNÜNÜN GECESİNDE, YANİ SALI GECESİNİ ÇARŞAMBAYA BAĞLAYAN GECE KILINACAK NAMAZDIR;

(İSLÂM’DA GECE GÜNDEN ÖNCE GELİR. YANİ CUMA GÜNÜ, PERŞEMBE GÜNÜ AKŞAM EZANI OKUNDUĞUNDA GİRİYOR)

1 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 KEVSER SÛRESİ

2 REKÂT : FATİHA’DAN SONDA; 7 İHLÂS SÛRESİ

3 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 FELÂK SÛRESİ

4 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 NÂS SÛRESİ

SAFER AYININ İLK VE SON ÇARŞAMBA GÜNÜ, ÖĞLEN VE İKİNDİ NAMAZI ARASINDA KILINACAK NAMAZDIR;

1 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 KEVSER, 7 İHLÂS SÛRESİ,

2 REKÂT : FATİHA’DAN SONDA; 7 FELAK , 7 NAS

BU NAMAZDAN SONRA 100 KERE ”YÂ DÂFİA’L-BELÂYÂ, İDFÂ ANNA’L-BELÂYÂ, FALLÂHÜ HAYRUN HÂFİZAN VE HÜVE ERHÂMÜ’R-RÂHİMİN, İNNEKE ALÂ KÜLLİ ŞEY’İN KADİR” OKUNMALI VE DUA EDİLMELİDİR.


BU AYDA OKUNMASI TAVSİYE EDİLMİŞ ZİKİRLER

SAFER AYINDA HER GÜN MUTLAKA 100 KERE ”LA HÂVLE VELÂ KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİYM” DENİLMELİDİR. GÜNDE 100 KERE SÖYLEYENDEN, EN HAFİFİ FAKİRLİK OLMAK ÜZERE 70 ÇEŞİT BELA, MUSİBET KALDIRILIR.

AYRICA YİNE SAFER AYINDA (VE HER ZAMAN) HER GÜN MUTLAKA GÜNDE 100 KERE SALÂVAT GETİRMEK LAZIMDIR. SALÂVAT ÇOK BELA VE MUSİBETLERİ ÇEVİRİR, DÜNYA VE AHİRETTE KURTULUŞUNA SEBEP OLUR. EN EFDÂL SALÂVAT’I ŞERİFE: ”ELLAHÜMME SÂLLİ ÂLA SEYYİDİNA MUHAMMEDİN VE VE ÂLA ÂLİHİ VE SAHBİHİ EFDÂLE SALEVATİKE VE ADADE ME’LUMATİKE VE BÂRİK VE SELLİM”

ENES BİN MÂLİK’E RA PEYGAMBERİMİZİN SAV ÖĞRETTİĞİ ÇOK

TESİRLİ BİR DUA:

BU DUAYI SABAH (MÜMKÜNSE GÜNEŞ DOĞMADAN) 3 KERE VE AKŞAM GÜNEŞ BATTIKTAN HEMEN SONRA OKUYAN, KORKMAYA TEK LAYIK OLAN YALNIZ ALLAH’TAN C.C. KORKSUN . BAŞTA ZALİM DEVLET BAŞKANI , ŞEYTAN, CİN VE İNSANLARIN ŞERRİNDEN, BÜYÜ VE EFSUNLARDAN HİÇBİRİ ALLAH’IN C.C. İZNİYLE HİÇBİR ŞEKİLDE ZARAR VEREMEZ. HZ OSMAN’DAN RA BİLDİRİLDİĞİNE GÖRE ANİ BELALARDANDA KORUNUR. AYRICA ZEHİR VERİLSE TESİR ETMEZ ALLAH’IN İZNİYLE(HERGÜN OKUMAK LAZIMDIR):

“BİSMİLLAHİLLEZİ LÂ YEDURRÜ MEÂS MİHİ ŞEY-ÜN FİL-ERDİ VE LÂ FİSSEMAİ VE HÜVES SEMİÜL ÂLİYM”

BU AYDA, RABBİMİZİ ÇOK ZİKREDELİM VESSELAM.

Zahiri ve Batıni Kıble

Zâhir ve bâtın, ruh ve beden Hakk’a yönelişte insanın birbirini destekleyen iki önemli özelliğidir. Hakk’ın dîvânında duran kul, mekândan münezzeh olan Allah’ın huzûrunda Kâbe’yi yön olarak tâyin ederek O’na dönerken âdetâ pergelin bir ayağının sâbitlenmesi gibi gövdesini bir yöne, kalbini ise yönlerin sâhibine doğru tevcih etmektedir. Bu yüzden kıblenin biri fizîkî, diğeri kalbî olmak üzere iki boyutu vardır.

Fizîkî kıble kulun namazda Kâbe’ye yönelmesidir. Namaz kılarken döndüğümüz istikâmet kıble olarak anılır. Çünkü namaz kılan kimse döndüğü cihetle yüz yüzedir.

Mânevî kıble hem namaz için dîvân-ı ilâhîye durmak üzere kıbleye yönelen kimsenin teveccüh âyetini okuyarak O’na yönelmesi, hem de namaz dışında olabildiğince kalbini Allah’a yöneltip, mâsivâdan uzak tutmasıdır.

Teveccüh âyeti olarak bilinen âyette Allah’ı bir bilme anlamına hanîf inancını tâlim ve telkin eden Hz. İbrâhim’in şöyle duâ ettiği anlatılır: “Ben yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a, O’nu bir bilen hanîf olarak çevirdim ve ben müşriklerden değilim.”1

Kişi duâ mâhiyetinde bu âyeti okuyarak yönünü kıbleye, gönlünü kıblenin sâhibi Allah Teâlâ’ya döndürür. Aslolan gönlün Allah’a döndürülmesidir. Böyle bir teveccüh ile kıbleye yönelmede kalıp ile kalbin aynı noktaya teksîfi ve ihlâs ile ibâdete yoğunlaşma söz konusudur.

Kıbleye yönelmek namazda Hakk için cihet anlamı ifâde etmez. Çünkü namazda kul mekândan münezzeh olan zât-ı Bârî’nin huzûrundadır. Ancak gönül dağınıklığını cem’ ve cemâat bütünlüğünü teksîf için fizîkî bir kıbleye yönelme ihtiyâcı vardır. Kuldan beklenen secde ve kulluktur. Nitekim Âdem (a.s.) yaratıldığında meleklere secde emrinin verilmiş olması sırasında Âdem kıble mesâbesindeydi. Çünkü secde ancak Allah’adır. Âdem meleklere kıble kılınmak sûretiyle tekrîm edilmişti.

Allah Teâlâ halîfe olarak yarattığı kullarına kendisine ibâdet ve tâatı emrederek duâ etmelerini istemiş, duâlarını kabûl buyuracağını beyân etmişti.2 Bu îlâhî ferman üzerine ashâb-ı kirâm Rasûlüllah Efendimiz’e gelerek: “Nerede duâ edeceklerini” sordular. Allah Teâlâ hazretleri duâ ve ibâdet için herhangi bir cihet ve yön belirtmeksizin mutlak lafızlarla şöyle buyurdu: “Doğu da, batı da Allah’ındır. Nereye yönelirseniz Allah’ın yüzü/zâtı oradadır. Şüphesiz Allah’ın rahmeti ve nîmeti geniştir. O her şeyi bilendir.”3 Bu âyetin mânâsına göre Allah’a yönelmenin yeri sâdece mescid ve mâbedler değil, üzerinde ibâdet ve duâya engel bulunmayan yeryüzünün her cihetidir. Çünkü Allah ulaşılmaz değildir. Ayrıca bu âyette Allah’a kalbî yöneliş ve mânevî kâbe kasdedildiği anlaşılmaktadır.

Kâbe cihetine yönelme fizîkî bir yöneliştir. Kalbî yöneliş ise Allah’ın veçhi, zâtı ve rızâsı tarafınadır. Cemâl ve celâl sıfatlarıyla tecellî eden zât-ı ilâhî her yerde hâzır ve nâzırdır. Allah’ın cemâl sıfatıyla kalblerde tecellî ile zuhûru, kulun o cemâli müşâhede etmesi ve fâil-i mutlak olarak sâdece O’nu görmesi demektir.

Fâtiha sûresindeki  ile başlayan ilk bölüm Allah Teâlâ’dan üçüncü şahıs/gâib sîgasıyla söz etmekte; ’den sonraki kısım ise Allah’a ikinci şahıs/muhâtab sîgasıyla hitâb etmektedir. Böyle bir münâcat ve duâ, kulun mekândan münezzeh olarak Allah ile yüz yüze konuşması demektir. Balığın karnındaki Yûnus (a.s.)’ın da: “Sen’den başka ilah yoktur. Seni tesbih ve tenzih ederim. Ben zâlimlerden oldum/kendime yazık ettim”4 ibâreleriyle ilticâ ve duâ etmesi O’nun her yerde mekânsız olarak hâzır ve nâzır olduğunu teyid etmektedir.

İç âlemini Allah’tan başkasına çevirmeyen ve kalbi hep Allah ile olanın gönül kıblesi Hakk Teâlâ hazretleri olur. Böylesi namaz dışında da nereye yönelse Allah’ın zât-ı pâkiyle mülâkîdir. Hattâ böyleleri Hz. Âdem’in meleklerin kıblesi olması gibi kıble hâline gelir. Nitekim ruh nefhiyle toprağın mükerrem olması gibi kalbin Allah ile buluşmasıyla o kalb, Kâbe’den bir şûbe hâline gelir. Bütün bunlar kâinât aynasının Hakk’ın cemâlini yansıttığının ifâdesidir. Bu kâinât aynasında her zerrede onun veçhini ve cemâlini görmeye çalışmak kulu, kalben O’nunla buluşturur. Hakk’ın zât kâbesine yönelmek, cemâl cezbesiyle O’nu müşâhede edebilmek ancak kalbin tevhîd iksirinden hisse almasıyla mümkündür.

Kalb ve gönül dünyâmızdaki tercih ve yöneliş ile kıble tercihimiz arasında bir irtibât vardır. Nitekim şehvetine düşkün ve mîdesine kul olanların gönül kıblesi ziyâfet sofralarıdır. Ancak Hakk’a âşinâ olanların kıblesi ise yücelikler katı olan sidre-i müntehâdır. Âriflerin kıblesi vuslat nûru, filozoflaşmış aklın kıblesi hayâl dünyâsıdır. Zâhidlerin kıblesi ihsân ve kerem sâhibi Allah’tır. Tamahkârların kıblesi ise altın keseleridir. Mânâ sâhibi olgun kimselerin kıblesi sabır ve tahammül, sûretperest şekil düşkünlerinin kıblesi nakışlar, resimler, sûretler, put ve heykellerdir. Gönül dünyâsını kendisine yurt edinenlerin kıblesi Allah’tır. İç âleme inemeyen, zâhirde kalıp görünüşe tapanların kıblesi kadının ten ve sûret güzelliğidir.

Tercihlerini teke indirip kalbini dünyâ derdinden kurtarmanın yolu, yüzünü ve gönlünü kıbleyi yaratana çevirmektir. Fizîkî kıbleden gâfil olan kimse yanlışa yönelerek bâtıl kıblelerin maskarası olur. İnsana gerçek kıbleyle bâtıl kıbleyi ayırt etme duygusu veren Allah’a şükretmek ve kâbiliyetini hakîki kıble tarafına çevirmektir. Dünyâ ambarından mal devşirmek ve ihsâna erişmek yerine seninle hem-derd olanlardan ayrılmamaktır. Elinden tutan ve sana yardım edenin elini bırakmamaktır. Dost elini bırakan kötü arkadaşların tuzağına düşer. Bu yüzden insanoğlu gözünü ve gönlünü dünyâdan, balçıktan yaratılmış tenden kurtarıp öze ve içe dönmeli, tek bir kıble görmelidir. Tevhîd gözünü kaybedenler, yöneleceği kıbleyi şaşırır ya da iki kıble görür. Tevhîdi şaşıran ise kaybeder.

İnsanlar içinde öyleleri vardır Kâbe’ye yaya gider. Öyleleri de vardır ki mescide varmadan yorulur, kendinden geçiverir. Kimisi dâvâsı uğruna seve seve canını verir. Kimileri de bir lokma ekmek verirken bile can çekişir. Hacc için yola çıkanın nasıl ki nihâî hedefi Kâbe’yi tavâf ise susayanın işi de ırmağın kenarında dolaşmak, suyun sesini duymak ve o sudan içmektir.

Âşık gönül her an kâbeye gider gelir. Allah’ın lütfuyla beden, kalbin huyunu huy edinir. Yolların uzunluk ya da kısalığı bedene göredir. İlâhî âlemde uzunluk ya da kısalık söz konusu değildir. Allah murâd edince beden değişir, mesâfe yakınlaşır. Çünkü âşıka Bağdâd uzak değildir.

Tasavvufî telâkkîde fizîkî kıble; yâni kâbe ile mânevî kıble; yâni gönül kıblesi arasında hep bir ilgi kurulagelmiştir. Fizîkî kıble olan Kâbe müminlerin kıblesi olarak değerlidir. Onu değerli kılan o yüce mâbedin bir ülü’l-azm peygamber tarafından Allah rızâsı için ihlâs ile inşâ edilmesidir. “Âlemlere bereket ve hidâyet kaynağı olarak kurulan ilk mâbed olmasıdır.”5 Yoksa o mâbedin üstünlüğü taşından, toprağından değildir. Onu yapan İbrâhim’de hırs yoktu, çekişme yoktu. Bu sıfatlar onun inşâ ettiği mâbede üstünlük kazandırdı. İnsan gönlü onun hâlini andıkça titrer, heyecanlanır. Bu yüzden o yüce peygamberin inşâ ettiği mâbed, bizlere kıble oldu. Molla Câmî meşhûr bir beyitinde şöyle demiştir:

Kâbe bünyâdı Halîl-i âzer’est

Dil nazargâh-ı Celîl-i Ekber’est

Kâbe Âzer oğlu İbrâhim peygamberin inşâ ettiği taş bir yapıdır. Gönül ise yüce Allah’ın nazargâhıdır. Fizîkî Kâbe Allah’ın evi olarak bilindiği hâlde Allah Teâlâ yapıldığından beri onun içine girmemiştir. Yâni orası Allah’ın mekânı değildir. Ancak has kulların gönül evi O’ndan başkasını konuk etmemiştir. Allah makamdan münezzeh olduğundan O’nun bir mekâna hulûlü söz konusu değildir. Ama O’nu kuşatan tertemiz bir gönüldür.6 Derviş Yûnus da kâbe, kıble ve gönül arasında şöyle bir ilişki kurar:

Ararsan Allah’ı kalbinde ara

Kudüs’te, Mekke’de, hacda değil7

Mevlânâ’nın bir gazelinde: “Ey hacca gidenler! Nereye gidiyorsunuz? Sevgili buradadır buraya gelin!”8 demesi gönül evinin kudsiyetine ve asıl kâbenin kalb oluşuna işârettir. Çünkü kâbe için yola çıkan hacıların hedefi Kâbe’de kalabilir. Ama Hakk’ın dîdarına müştak olan hacının gâyesi ise Kâbe’nin sâhibidir. Sıradan insanlar dünyevî ve uhrevî bir hâcet için Kâbe’ye giderler. Oysa ki kemâl ehli kişiler dâimâ orada gönülleriyle hazırdır, Kâbe’nin kapısı onlara sürekli açıktır. Çünkü böylelerinin kalbi kâbe hâline gelmiştir.

Kâbe için yola çıkan hacı adayları durmadan fırsat düştükçe lebbeyk / buyur yâ Rabbî diyerek telbiyede bulunurlar. Onların bu feryâdı aslında Cenâb-ı Hakk’ın dâvetine icâbet anlamı taşımaktadır. Hakk’tan gelen sese ruhlarının derinliklerinden aşk ile lebbeyk diye cevâb verebilmek, ilâhî dâvete icâbet demektir.

Müminlerin fizîkî kıblesi olan Kâbe târihî, mütevâzî bir evdir. Ancak onun büyüklüğü kalb gözü açık olanların görebileceği bir husûsiyettir. Hacc farîzasını îfâ eden ve bu sesleri gönül hânesine kaydeden Müslümanlar hacc dönüşü de gönül kâbelerine Hakk’ı konuk etmenin duyarlılığı ile gönül kâbelerini inşâ etmiş olurlar. Hacda lebbeyk demekten, kâbenin etrafındaki tavâftan ve namazda kıbleye yönelmeden gâye gönlü inşâ etmek ve kalbi mânevî bir kâbe haline getirmektir. Ya da kalb ile sürekli Hakk cihetine yönelmektir.

Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz

15-NURU ŞEMS kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Mekke’nin Fethi -1 Ocak 630

Bir süre önce Müslümanlarla Mekkeli Müşrikler arasında Hudeybiye Antlaşması yapılmıştı. Mekkeli Müşriklerin müttefiki olan Beni Bekir kabilesi bu antlaşmaya aykırı biçimde, Müslümanların himayesindeki Huzaa kabilesine saldırdı.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem
 Mekke’ye haber göndererek, öldürülenlerin kan bedellerinin ödenmesini veya Beni Bekir kabilesiyle olan ittifakın sonlandırılmasını, aksi halde Hudeybiye Antlaşması’nın bozulmuş sayılacağını ve savaşa mecbur kalacaklarını bildirdi. Mekkeliler, teklifleri reddettiler ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler.

Mekkeliler daha sonra fikir değiştirip Ebu Süfyan’ı Müslümanları bir barışa ikna etmesi için Medine’ye gönderdiler. Ancak görüşmelerden hiçbir netice alınamadı…

Hazırlıklar

Fetih

1 Ocak 630 sabahı İslam Ordusu savaş pozisyonu aldı. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellemorduyu 4 kola ayırdı ve orduya şu emri verdi:

“Size karşı konulmadıkça, size saldırılmadıkça, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz, hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz.”


Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem , hareket emri verdi ve Fetih Suresi’ni okuyarak Mekke’ye girdi. 3 kol herhangi bir direnişle karşılaşmazken Halid bin Velid’in komutasındaki 4. kol, İkrime bin Ebu Cehil önderliğinindeki küçük bir saldırıyı geri püskürttü.

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem
 , Mekke’ye girer girmez genel af ilan edildiğini bildirdi ve Ebu Süfyan’a bildirdiği şekilde, kimseye dokunulmayacağını ilan etti. Ardından içerisinde 360 put bulunan Kabe’ye yöneldi. İsra Suresi’nin 81. ayetini okuyarak putları birer birer devirdi. Daha sonra da beraberindeki Müslümanlarla Kabe’yi tavaf etti.

Fetih Sonrası

Fetih sonrasında Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem Kabe’de ilk hutbesini verdi. Mekkelilerin şüphelerini de gidermek adına hutbesinde şu sözlere de yer verdi:

Benim halimle sizin haliniz, Yusuf’un kardeşlerine dediğinin tıpkısı olacaktır. Yusuf’un kardeşlerine dediği gibi ben de diyorum: “Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok. Allah, sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhamaetlisidir(Yusuf Suresi 92).” Gidiniz; sizler serbestsiniz.

15-NURU ŞEMS kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

28.12.2011-Safer Ayının İlk Çarşambası Yapılacak İbadetler(Belaların Yazılıp,Yeryüzüne İndiği Ay)

KUTBÜZZAMAN, SULTANÜLARİFİN ,ŞEYH ,EŞ-ŞERİF ES-SEYYİD MUHAMMED SIDDIK HAŞİMİ HAZRETLERİ SOHBETLERİNDE BUYURDULARKİ:

SAFER AYINDA, BİR SENE İÇERİSİNDE YERYÜZÜNE İNECEK BELALARDAN ALLAH’A CC SIĞINIP BU AYDA ÇOK İSTİĞFAR ETMELİYİZ (GÜNDE EN AZ 100 KERE).

BU AYDA FELAK VE NAS SURELERİNİ HER GÜN MÜMKÜNSE 80 DEFA OKUMALI VE NAFİLE NAMAZLARLA BU AYI İBADETLE  GEÇİRMELİYİZ.

BU AY İÇERİSİNDE, SABAH VE AKŞAM NAMAZLARINDAN SONRA 7 DEFA  SALATI MÜNCİYE(TÜNCİNA) VE SALATI TEFRİCİYE OKUNMALIDIR.

SALATI TEFRİCİYE

salati tefriciye

“ALLÂHUMME SALLİ SALÂTEN KÂMİLETEN VE SELLİM SELÂMEN TÂMMEN ALÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİNİLLEZÎ TENHALLÜ BİHİL UKADÜ VE TENFERİCU BİHİL-KÜREBÜ VE TUKDÂ BİHİL-HAVÂİCU VE TÜNÂLÜ BİHİR-REĞÂİBÜ VE HÜSNÜL-HAVÂTİMİ VE YUSTASKAL ĞAMÂMU BİVECHİHİL KERÎM VE ALÂ ÂLİHÎ VE SAHBİHİ FÎ KÜLLİ LEMHATİN VE NEFESİN Bİ ADEDİ KÜLLİ MA’LÛMİN LEK.”

DUANIN MANASI

“ALLAHIM! BİZİM EFENDİMİZ MUHAMMED’E (SAV) KUSURSUZ BİR SALÂT VE RAHMET, MÜKEMMEL BİR SELÂM VE SELÂMET VERMENİ DİLİYORUZ. O PEYGAMBER Kİ, ONUN HÜRMETİNE DÜĞÜMLER ÇÖZÜLÜR, SIKINTILAR VE BELALAR ONUN HÜRMETİNE AÇILIP DAĞILIR, HACET VE İHTİYAÇLAR ONUN HÜRMETİNE YERİNE GETİRİLİR. MAKSATLARA O’NUN HÜRMETİNE ULAŞILIR, GÜZEL SONUÇLAR O’NUN HÜRMETİNE ELDE EDİLİR. O’NUN ŞEREFLİ YÜZÜ HÜRMETİNE BULUTLARDAKİ YAĞMUR İSTENİLİR, ALLAH’IM, ONUN EHL-İ BEYTİNE, ASHABINA DA HER GÖZ KIRPACAK KADAR ZAMANDA (HER AN, SANİYE) HER NEFES ALACAK ZAMANDA SANA MALUM OLAN VARLIKLAR SAYISINCA SALÂT ET.”

SALATI MÜNCİYE(TÜNCİNA)

Salaten Tüncina

OKUNUŞU: “ALLÂHUMME SALLİ ALÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİN VE ALÂ ÂLİ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SALÂTEN TÜNCÎNÂ BİHÂ MİN-CEMÎ’İL-EHVÂLİ VEL ÂFAT. VE TAKDÎ LENÂ BİHÂ CEMÎAL HÂCÂT VE TUTAHHİRUNÂ BİHÂ MİN-CEMÎİ’S-SEYYİÂT VE TERFE’UNÂ BİHÂ A’LÂ’D-DERACÂT VE TUBELLİĞUNÂ BİHÂ AKSÂ’L-ĞAYÂT MİN CEMİÎL-HAYRÂTİ FÎ’L-HAYÂTİ VE BA’DEL-MEMÂT BİRAHMETİKE YÂ ERHAME’R-RAHİMÎN. HASBUNELLAHU VE Nİ’MEL VEKÎL, Nİ’MEL MEVLÂ VE Nİ’ME’N-NASÎR. ĞUFRANEKE RABBENÂ VE İLEYKE’L-MASÎR.”

ANLAMI: ALLAH’IM! EFENDİMİZ MUHAMMED’E (SAV) VE ONUN EHLİ BEYTİNE SALAT ET. BU SALAVAT O DERECE DEĞERLİ OLSUN Kİ: ONUN HÜRMETİNE BİZİ BÜTÜN KORKU VE BELALARDAN KURTARSIN. BİZİM İHTİYAÇLARIMIZI O SALAVAT HÜRMETİNE YERİNE GETİRSİN, BİZİ BÜTÜN GÜNAHLARDAN BU SALAVAT HÜRMETİNE TEMİZLERSİN, O SALAVAT HÜRMETİNE BİZİ DERECELERİN EN ÜSTÜNE YÜCELTİRSİN, O SALAVAT HÜRMETİNE HAYATTA VE ÖLDÜKTEN SONRA DÜŞÜNÜLEBİLECEK BÜTÜN HAYIRLAR KONUSUNDA GAYELERİN EN SONUNA KADAR ULAŞTIRSIN. EY MERHAMETLİLERİN MERHAMETLİSİ BİZE BUNLARI MERHAMETİNLE NASİP ET. ALLA TEALÂ BİZE KÂFİDİR VE NE İYİ BİR DOST, NE İYİ BİR VEKİLDİR. EY RABBİMİZ, SENİN MAĞFİRETİNİ DİLERİZ, DÖNÜŞ YALNIZ SANADIR.

SAFER AYINDA KILINACAK NAMAZ

SAFER AYININ İLK  VE SON  ÇARŞAMBA GÜNÜNÜN GECESİNDE, YANİ SALI GECESİNİ ÇARŞAMBAYA BAĞLAYAN GECE KILINACAK NAMAZDIR;

(İSLÂM’DA GECE GÜNDEN ÖNCE GELİR. YANİ CUMA GÜNÜ, PERŞEMBE GÜNÜ AKŞAM EZANI OKUNDUĞUNDA GİRİYOR)

1 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 KEVSER SÛRESİ

2 REKÂT : FATİHA’DAN SONDA; 7 İHLÂS SÛRESİ

3 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 FELÂK SÛRESİ

4 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 NÂS SÛRESİ

SAFER AYININ İLK VE SON ÇARŞAMBA GÜNÜ, ÖĞLEN VE İKİNDİ NAMAZI ARASINDA KILINACAK NAMAZDIR;

1 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 KEVSER, 7 İHLÂS SÛRESİ,

2 REKÂT : FATİHA’DAN SONDA; 7 FELAK , 7 NAS

BU NAMAZDAN SONRA 100 KERE ”YÂ DÂFİA’L-BELÂYÂ, İDFÂ ANNA’L-BELÂYÂ, FALLÂHÜ HAYRUN HÂFİZAN VE HÜVE ERHÂMÜ’R-RÂHİMİN, İNNEKE ALÂ KÜLLİ ŞEY’İN KADİR” OKUNMALI VE DUA EDİLMELİDİR.


BU AYDA OKUNMASI TAVSİYE EDİLMİŞ ZİKİRLER

SAFER AYINDA HER GÜN MUTLAKA 100 KERE ”LA HÂVLE VELÂ KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİYM” DENİLMELİDİR. GÜNDE 100 KERE SÖYLEYENDEN, EN HAFİFİ FAKİRLİK OLMAK ÜZERE 70 ÇEŞİT BELA, MUSİBET KALDIRILIR.

AYRICA YİNE SAFER AYINDA (VE HER ZAMAN) HER GÜN MUTLAKA GÜNDE 100 KERE SALÂVAT GETİRMEK LAZIMDIR. SALÂVAT ÇOK BELA VE MUSİBETLERİ ÇEVİRİR, DÜNYA VE AHİRETTE KURTULUŞUNA SEBEP OLUR. EN EFDÂL SALÂVAT’I ŞERİFE: ”ELLAHÜMME SÂLLİ ÂLA SEYYİDİNA MUHAMMEDİN VE VE ÂLA ÂLİHİ VE SAHBİHİ EFDÂLE SALEVATİKE VE ADADE ME’LUMATİKE VE BÂRİK VE SELLİM”

ENES BİN MÂLİK’E RA PEYGAMBERİMİZİN SAV ÖĞRETTİĞİ ÇOK

TESİRLİ BİR DUA:

BU DUAYI SABAH (MÜMKÜNSE GÜNEŞ DOĞMADAN) 3 KERE VE AKŞAM GÜNEŞ BATTIKTAN HEMEN SONRA OKUYAN, KORKMAYA TEK LAYIK OLAN YALNIZ ALLAH’TAN C.C. KORKSUN . BAŞTA ZALİM DEVLET BAŞKANI , ŞEYTAN, CİN VE İNSANLARIN ŞERRİNDEN, BÜYÜ VE EFSUNLARDAN HİÇBİRİ ALLAH’IN C.C. İZNİYLE HİÇBİR ŞEKİLDE ZARAR VEREMEZ. HZ OSMAN’DAN RA BİLDİRİLDİĞİNE GÖRE ANİ BELALARDANDA KORUNUR. AYRICA ZEHİR VERİLSE TESİR ETMEZ ALLAH’IN İZNİYLE(HERGÜN OKUMAK LAZIMDIR):

“BİSMİLLAHİLLEZİ LÂ YEDURRÜ MEÂS MİHİ ŞEY-ÜN FİL-ERDİ VE LÂ FİSSEMAİ VE HÜVES SEMİÜL ÂLİYM”

BU AYDA, RABBİMİZİ ÇOK ZİKREDELİM VESSELAM.

. kategorisinde yayınlandı. 1 Yorum »
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.