17 Aralık Safer Ayının Son Çarşamba Gecesi ve Gündüzü Yapılacak İbadetler

KUTBÜZZAMAN, SULTANÜLARİFİN ,ŞEYH ,EŞ-ŞERİF ES-SEYYİD MUHAMMED SIDDIK HAŞİMİ HAZRETLERİ SOHBETLERİNDE BUYURDULAR Kİ:

SAFER AYINDA, BİR SENE İÇERİSİNDE YERYÜZÜNE İNECEK BELALARDAN ALLAH’A CC SIĞINIP BU AYDA ÇOK İSTİĞFAR ETMELİYİZ (GÜNDE EN AZ 100 KERE).

.

SAFER AYINDA KILINACAK NAMAZ

SAFER AYININ İLK VE SON ÇARŞAMBA GÜNÜNÜN GECESİNDE, YANİ SALI GECESİNİ ÇARŞAMBAYA BAĞLAYAN GECE KILINACAK NAMAZDIR;

(İSLÂM’DA GECE GÜNDEN ÖNCE GELİR. YANİ CARSAMBA GÜNÜ, SALI GÜNÜ AKŞAM EZANI OKUNDUĞUNDA GİRİYOR)

1 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 KEVSER SÛRESİ

2 REKÂT : FATİHA’DAN SONDA; 7 İHLÂS SÛRESİ

3 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 FELÂK SÛRESİ

4 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 NÂS SÛRESİ

SAFER AYININ İLK VE SON ÇARŞAMBA GÜNÜ, ÖĞLEN VE İKİNDİ NAMAZI ARASINDA KILINACAK NAMAZDIR;

1 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 KEVSER, 7 İHLÂS SÛRESİ,

2 REKÂT : FATİHA’DAN SONDA; 7 FELAK , 7 NAS

BU NAMAZDAN SONRA 100 KERE ”YÂ DÂFİA’L-BELÂYÂ, İDFÂ ANNA’L-BELÂYÂ, FALLÂHÜ HAYRUN HÂFİZAN VE HÜVE ERHÂMÜ’R-RÂHİMİN, İNNEKE ALÂ KÜLLİ ŞEY’İN KADİR” OKUNMALI VE DUA EDİLMELİDİR.


BU AYDA, RABBİMİZİ ÇOK ZİKREDELİM VESSELAM.

ibadet kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , . Leave a Comment »

11. Mektubat

Kulluk babında en küçük Ahmed’den bir arzuhaldir.

Beni daha önce yerinde gördüğün bir makam vardı; mübarek emir icabı, mülâhazadan sonra, üç halifenin oradan geçişine nazar vaki oldu.

O makamda, benim için bir durak ve istikrar yoktu; bunun için, ilk vehlede onları orada görememiştim. Kaldı ki, orada: Ehl-i Beyt’in iki imamı (Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin) bir de İmam Zeynelabidin’den başkası için bir sebat yoktur. Allah onların cümlesinden razı olsun. Fakat, bunlar da buradan geçtiler. Dikkatle nazar edildiği takdirde, bunu idrâk mümkün olur.

Gelelim, nefsimi ilk önce oraya münasip görmemeye.. Bu münasebetin olmayışı, iki şekilde olmaktadır. Şöyleki:

BİRİNCİSİ: Yollardan herhangi bir yolun zuhur etmeyişidir. Şayet bana, orası için bir yol gösterilmiş olsaydı; bu münasebetsizlik ortadan kalkardı.

İKİNCİSİ: Mutlak surette burası ile münasebetin olamayışı.. Böyle bir durum ise., şekillerin hiç biri ile zeval kabul etmez.

Bu makama ulaştıran yol ikidir; bunların üçüncüsü yoktur. Demek istiyorum ki: Nazarda, bu iki yolun dışında bir başka yol zuhur etmez. Şöyleki:

BİRİNCİSİ: Nefsin noksanını ve kusurunu görmek; hayırlara dair niyetinde dahi onu kuvvetli cezbe ile ithamdan azade bırakmamak.

İKİNCİSİ: Sülûkünü tamamlayan mükemmel meczub zatın sohbeti.

Allah-ü Taâlâ, üstün inayetinizin bereketi ile, istidad kadar bana birinci yolu nasib eylesin..

Şöyle olmalıyım: Benden sudur eden her hayır işte, mutlaka nefsimi itham edeyim; hiç durup dinlenmeden, kalbim karar kılmadan o işte onu itham altına alayım.

Hattâ kendimi şöyle göstermeliyim: Sağ tarafımdaki meleğin yazabileceği hiç bir hayırlı amel benden çıkmadı.

Şöyle itikad etmeliyim: Sağımdaki kitabım, hayırlı amellerden yana boştur. Onun kâtipleri de yazmaktan yana atıl dururlar. Bu durumumla, Yüce Hakkın kabulüne nasıl müstahak olurum?.

Şöyle bilmeliyim: Bu âlemde bulunan Firenk kâfirleri, zındıklar, mülhidlerin cümlesi benden daha faziletlidir; hem de her yönü ile..

Tüm şerrin kaynağı benim.

***

Cezbe cihetine gelelim. Her ne kadar seyr-i ilellah yolunun tamam olması ile, sülük tamamlanmış olsa dahi; cezbenin gereği ve bölünmez parçalan sayılan cinsten bir şeyler kalmıştı. Şu anda, o bakiyeler dahi tamam oldu; ama fena zımnında.. Bu fena dahi, seyr-i fillah makamının merkezinde vaki olmuştu.

İşbu anlattığın; fena hallerini, daha önceki arzuhallerimde tamamı ile yazmıştım.

Burada vaki olan fenadan murad, Hace Ubeydüllah Ahrar’ın kelâmında belirttikleri olabilir. Ki o, büyük zatların bu manada dediklerini şöyle anlattı:

? Bu fena işinin nihayeti, öyle bir fena halidir ki; zatî tecelli ve seyr-i fillahta tahakkuk sonu gerçekleşir. İrade fenası ise., anlatılan fena hali şubeleri cümlesinden sayılır.

Bu manada bir şiir şöyledir:

O ki bulmaz, fena Mevlâsı sevgisinde;

Nasipsizdir, onun kibriyası izinde..

Bu makamla münasebeti olmayanlar, nazarda kalmışlardır; iki taife olarak anlatılır:

BİRİNCİ TAİFE: O makama teveccüh ederler; o makam yoluna talip olmuşlardır.

İKİNCİ TAİFE: O makama iltifatları olmadığı gibi; kendilerinde o yöne teveccüh de yoktur.

Ancak Yüce Hazret’in teveccühü; (İmam-ı Rabbani Hz. kendi şeyhi Muhamrned Bakibillah’ı kasd ediyor.) ikinci yolda daha şiddetli zuhur buluyor. Yani: O makama ulaştıran iki yolun ikincisinde.. Bu yola olan münasebet, daha açık oluyor.

Yüce Hazretinizden emir almış olduğumdandır ki; anlatılan misillu işleri yazıp beyan etmeye cesaret ettim. Bu da, emre imtisal sayılır. Yoksa, ben şu dünkü Ahmed’im; asla değişmedim.

*** İkinci Maruzat..

Bu makamı, ikinci kere mülahaza esnasında, bir başka makamlar peydah oldu; onlar birbiri üstündeydi.

inkisarla, iftikar izharı ile teveccühten sonra; bir evvelki makamın üstüne ulaştığım zaman bana ayan beyân belli oldu ki orası: Hazret-i Osman Zinnureyn’in makamıdır. Allah ondan razı olsun. Kalan Hülefa-i Raşidin bu makamdan geçip gitmiş.. Allah onlardan razı olsun.

İşbu makam, kemale erdirmek ve irşad makamıdır. Bu mertebede böyle olduğu gibi, bundan sonra anlatılacak iki mertebede dahi durum aynıdır. Yani: Onlar da irşad ve tekmil makamıdır.

Daha sonra, bunun üstündeki makama göz ilişti; oraya ulaştığım zaman bana belli oldu ki; Orası Hazret-i Ömer’ül-Faruk’un makamıdır. Allah ondan razı olsun.

Kalan iki halife dahi buradan öteye aşmıştır.

Sonra, Hazret i Sıddık-ı Ekber’in makamı zuhur etti. Allah ondan razı olsun. Oraya da vâsıl oldum. Hace Bahaeddin Nakşibend Hz. ni, meşayih arasında, bütün makamlarda bana arkadaş buldum. Kalan üç halife dahi buradan geçmiş.. Arada; ancak ağmak, makam, mürur ve sebattan başka fark yoktur.

Bu son ulaştığım makamın üstünde hiç bir makam görülmüyordu; ancak, Hatem’ün-Nebiyyin vel-Mürselin Resulüllah S.A. efendimizin makamı müstesna.. Salatların eksiksizi ona, saygıların en tamamı ona..

Hazret-i Ebu Bekir Sıddık’ın tam makamı hizasında bir başka makam zuhur etti. Allah ondan razı olsun. Hem nuranî, hem de cidden yüksek bir makamdı. Onun benzerini hiç görmedim. Bu makama nazaran, onun biraz yüksekliği vardı. Sofanın, yerden biraz yüksekliği gibi.. Bu arada bana belli oldu ki: Burası mahbubiyet makamıdır.

İşbu makam, pek süslü ve nakışlı bir makamdı. Onun bana yansımasından dolayı, kendimi dahi süslü ve nakışlı buldum.

Sonra, bu keyfiyet içinde kendimi lâtif bir şekilde buldum. Kendimi, hava misali, bir parça bulut misali ufuklara yayılmış buldum. O kadar ki: Yerin bazı yanlarını da kapladım.

Hazret-i Hace Nakşibend, Sıddık makamında idi; ben dahi kendimi, aynı hizada, keyfiyeti arz edilen makamda buldum.

***

Mektubat-ı Rabbabi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

64. Mektubat (İmam Rabbani)

Bu mektûb, yine nakîb seyyid şeyh Ferîde “kuddise sirruh” yazılmışdır. Cismin ve rûhun lezzet ve elemlerini bildirmekde ve cisme olan musîbet ve acılara, sabr tavsıye edilmekdedir:

Allahü teâlâ, sizi her sıkıntıdan korusun! Dünyâ ve âhıretin efendisinin ?aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât” hurmetine dünyâ ve âhıretin iyiliklerine kavuşdursun!

Dünyâ lezzetleri ve elemleri iki dürlüdür: Birisi cismin [ya’nî nefs-i emmârenin], ikincisi rûhun lezzetleri ve acılarıdır. Cisme lezzet veren herşey, rûha elem verir. Cismi inciten herşey, rûha tatlı gelir. Görülüyor ki, rûh ile cesed, birbirinin nakîzi, aksidir. Fekat, bu dünyâda rûh, cism derecesine düşmüş ve cismle birleşmiş, kendini cisme kapdırmışdır. Rûh, cism hâlini almış, ona lezzet veren şeylerden lezzet duymağa ve cisme acı gelen şeylerden elem duymağa başlamışdır. İşte avâm, ya’nî câhil halk böyledir. Vettîn sûresinin, (Onu [rûhu], sonra en aşağı dereceye indirdik) meâlindeki âyet-i kerîmesi bunların hâlini göstermekdedir. Bir kimsenin rûhu, eğer bu esîrlikden, bu bağlılıkdan kurtulmaz, kendi derecesine yükselmez, kendi vatanına kavuşmaz ise, ona yazıklar, binlerle yazıklar olsun! Fârisî iki beyt tercemesi:

Mahlûkların en yükseği insandır.
O makâmdan mahrûm kalan da, odur.

Bu yoldan, eğer geri dönmezse,
Ondan dahâ mahrûm, olmaz kimse.

İşte, rûhun hastalıklarından biri, elemini lezzet sanması, lezzetini elem anlamasıdır. Onun bu hâli, mi’desi hasta bir kimseye benzer ki, bu kimse safrası bozuk olduğundan, tatlıyı acı sanır. Bu kimseyi tedâvî etmek lâzım olduğu gibi, rûhu da, bu hastalıkdan kurtarmak, akl îcâbıdır. Rûhun tedâvî edilerek cismin elemlerinden, acılarından lezzet duyması, sevinmesi lâzımdır. Fârisî beyt tercemesi:

Kavuşmak için, bu lezzet ve sevince,
Can çıkıncaya dek, çalış, gündüz ve gece!

İyi düşünerek ve inceleyerek anlaşılıyor ki, dünyâda eğer, derd ve musîbetler olmasaydı, dünyânın hiç kıymeti olmazdı. Dünyânın zulmetini, sıkıntısını, hâdiseler, acı olaylar gidermekdedir. [Dünyâ dertleri, rûha elem verir. Bu elemi, inkisârı, ibâdet olur, derecesi yükselir.] Dertlerin, elemlerin acılıkları, bir hastalığı iyi edecek, fâideli ilâcın acılığı gibidir. Bu fakîr, anlıyorum ki, bozuk niyyet ile, gösteriş için, menfe’at için yapılan, ba’zı ziyâfetlerde, yemeğe kusûr bulmak veyâ başka sûretle, yapılan eziyyet ile, ziyâfet verenin kalbinin kırılması, yemekdeki zulmeti, niyyetin bozukluğu ile hâsıl olan günâhı gidermekde, kabûl olmasına sebeb olmakdadır. Eğer müsâfirlerin şikâyeti, hakâreti olmasaydı ve ziyâfet sâhibinin kalbi kırılmasaydı, yemek karanlık ve günâh olacak, kabûl edilmiyecekdi. Kalbin kırılması, kabûle sebeb oldu.

O hâlde, hep cism ve cesedimizin râhatını ve tadını düşünen ve hep bunun peşinde koşan bizler, çok zor durumda bulunuyoruz: Vezzâriyât sûresinde, ellialtıncı âyet-i kerîmede meâlen, (İnsanları ve cinni, yalnız ibâdet etmeleri için yaratdım) buyuruldu. İbâdet de, kalbin ve rûhun kırıklığı, kendini aşağı bilmesidir. İnsanın yaratılması, kendini hakîr bilmesi, aşağı görmesi içindir. Bu dünyâ, müslimânların âhıretlerine, Cennetdeki ni’metlerine göre, bir zindân gibidir. Müslimânların, bu zindânda zevk ve safâ aramaları, akla uygun olmaz. O hâlde, dünyâda eziyyet, sıkıntı çekmeğe alışmak lâzımdır. Burada mihnetlere katlanmakdan başka çâre yokdur. Allahü teâlâ, mubârek ceddiniz hurmetine ?aleyhi ve alâ âlihi minessalevâti etemmühâ ve minettehıyyâti eymenühâ”, biz za’îf kullarına bu yolda yürüyebilmek nasîb eylesin. Âmîn.

Mektubat-ı Rabbabi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mektubat-ı Rabbani (19. Mektubat)

Hizmette olanların en küçüğünden bir arzuhaldir.

Bir şahıs askerden geldi. Şöyle anlattı:

Dehlî ve Serhend dervişlerine, sonbahar faslı için toplanan meblağ; vazifeliler tarafından alınmış yüce dergâhınızda devamlı kalanlar için gönderilmiştir. Bunun, iyi bir tahkikten sonra, hakkı olanlara ulaştırılması arzu. edilmektedir.

Anlatılan durum dolayısı ile, bu mektubu yazmak cesaretinde bulundum.

Eğer bu haber doğru ise.. Bu arzuhali getiren kimseye; aşağıda yazılı mikdar, ismi belirtilen şahıslara verilmek üzere havale edilmelidir:

Şeyh Hafız Ebülhasan’a bin dirhem.. Bu zat, ilim ehlidlir.

Şeyh Hafız Şalı Muhammed’e bin dirhem. Bu zat, Şeyh Nevvab’ın vekil kıldığı kimselerdendir.

Anlatılan şahıslardan her ikisi de hayatta ve hizmette devamlıdırlar; kendilerinde, hiç bir şüpheli durum yoktur.

Her ikisi de, Serhend’de olup mutemed vekillerini göndermişlerdir.

Mektubat-ı Rabbabi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Safer Ayının İlk Çarşamba Gecesi ve Gündüzü Yapılacak İbadetler

KUTBÜZZAMAN, SULTANÜLARİFİN ,ŞEYH ,EŞ-ŞERİF ES-SEYYİD MUHAMMED SIDDIK HAŞİMİ HAZRETLERİ SOHBETLERİNDE BUYURDULAR Kİ:

SAFER AYINDA, BİR SENE İÇERİSİNDE YERYÜZÜNE İNECEK BELALARDAN ALLAH’A CC SIĞINIP BU AYDA ÇOK İSTİĞFAR ETMELİYİZ (GÜNDE EN AZ 100 KERE).

.

SAFER AYINDA KILINACAK NAMAZ

SAFER AYININ İLK VE SON ÇARŞAMBA GÜNÜNÜN GECESİNDE, YANİ SALI GECESİNİ ÇARŞAMBAYA BAĞLAYAN GECE KILINACAK NAMAZDIR;

(İSLÂM’DA GECE GÜNDEN ÖNCE GELİR. YANİ CARSAMBA GÜNÜ, SALI GÜNÜ AKŞAM EZANI OKUNDUĞUNDA GİRİYOR)

1 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 KEVSER SÛRESİ

2 REKÂT : FATİHA’DAN SONDA; 7 İHLÂS SÛRESİ

3 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 FELÂK SÛRESİ

4 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 NÂS SÛRESİ

SAFER AYININ İLK VE SON ÇARŞAMBA GÜNÜ, ÖĞLEN VE İKİNDİ NAMAZI ARASINDA KILINACAK NAMAZDIR;

1 REKÂT : FATİHA’DAN SONRA ; 7 KEVSER, 7 İHLÂS SÛRESİ,

2 REKÂT : FATİHA’DAN SONDA; 7 FELAK , 7 NAS

BU NAMAZDAN SONRA 100 KERE ”YÂ DÂFİA’L-BELÂYÂ, İDFÂ ANNA’L-BELÂYÂ, FALLÂHÜ HAYRUN HÂFİZAN VE HÜVE ERHÂMÜ’R-RÂHİMİN, İNNEKE ALÂ KÜLLİ ŞEY’İN KADİR” OKUNMALI VE DUA EDİLMELİDİR.


BU AYDA, RABBİMİZİ ÇOK ZİKREDELİM VESSELAM.

ibadet kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , , , , , , , , , , . Leave a Comment »

24.11 ile 22.12-Safer Ayında Yapılacak İbadetler (Belaların Yazılıp,Yeryüzüne İndiği Ay)

KUTBÜZZAMAN, SULTANÜLARİFİN ,ŞEYH ,EŞ-ŞERİF ES-SEYYİD MUHAMMED SIDDIK HAŞİMİ HAZRETLERİ SOHBETLERİNDE BUYURDULARKİ:

SAFER AYINDA, BİR SENE İÇERİSİNDE YERYÜZÜNE İNECEK BELALARDAN ALLAH’A CC SIĞINIP BU AYDA ÇOK İSTİĞFAR ETMELİYİZ (GÜNDE EN AZ 100 KERE).

BU AYDA FELAK VE NAS SURELERİNİ HER GÜN MÜMKÜNSE 80 DEFA OKUMALI VE NAFİLE NAMAZLARLA BU AYI İBADETLE GEÇİRMELİYİZ.

BU AY İÇERİSİNDE, SABAH VE AKŞAM NAMAZLARINDAN SONRA 7 DEFA SALATI MÜNCİYE(TÜNCİNA) VE SALATI TEFRİCİYE OKUNMALIDIR.

SALATI TEFRİCİYE

salati tefriciye

“ALLÂHUMME SALLİ SALÂTEN KÂMİLETEN VE SELLİM SELÂMEN TÂMMEN ALÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİNİLLEZÎ TENHALLÜ BİHİL UKADÜ VE TENFERİCU BİHİL-KÜREBÜ VE TUKDÂ BİHİL-HAVÂİCU VE TÜNÂLÜ BİHİR-REĞÂİBÜ VE HÜSNÜL-HAVÂTİMİ VE YUSTASKAL ĞAMÂMU BİVECHİHİL KERÎM VE ALÂ ÂLİHÎ VE SAHBİHİ FÎ KÜLLİ LEMHATİN VE NEFESİN Bİ ADEDİ KÜLLİ MA’LÛMİN LEK.”

DUANIN MANASI

“ALLAHIM! BİZİM EFENDİMİZ MUHAMMED’E (SAV) KUSURSUZ BİR SALÂT VE RAHMET, MÜKEMMEL BİR SELÂM VE SELÂMET VERMENİ DİLİYORUZ. O PEYGAMBER Kİ, ONUN HÜRMETİNE DÜĞÜMLER ÇÖZÜLÜR, SIKINTILAR VE BELALAR ONUN HÜRMETİNE AÇILIP DAĞILIR, HACET VE İHTİYAÇLAR ONUN HÜRMETİNE YERİNE GETİRİLİR. MAKSATLARA O’NUN HÜRMETİNE ULAŞILIR, GÜZEL SONUÇLAR O’NUN HÜRMETİNE ELDE EDİLİR. O’NUN ŞEREFLİ YÜZÜ HÜRMETİNE BULUTLARDAKİ YAĞMUR İSTENİLİR, ALLAH’IM, ONUN EHL-İ BEYTİNE, ASHABINA DA HER GÖZ KIRPACAK KADAR ZAMANDA (HER AN, SANİYE) HER NEFES ALACAK ZAMANDA SANA MALUM OLAN VARLIKLAR SAYISINCA SALÂT ET.”

SALATI MÜNCİYE(TÜNCİNA)

Salaten Tüncina

OKUNUŞU: “ALLÂHUMME SALLİ ALÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİN VE ALÂ ÂLİ SEYYİDİNA MUHAMMEDİN SALÂTEN TÜNCÎNÂ BİHÂ MİN-CEMÎ’İL-EHVÂLİ VEL ÂFAT. VE TAKDÎ LENÂ BİHÂ CEMÎAL HÂCÂT VE TUTAHHİRUNÂ BİHÂ MİN-CEMÎİ’S-SEYYİÂT VE TERFE’UNÂ BİHÂ A’LÂ’D-DERACÂT VE TUBELLİĞUNÂ BİHÂ AKSÂ’L-ĞAYÂT MİN CEMİÎL-HAYRÂTİ FÎ’L-HAYÂTİ VE BA’DEL-MEMÂT BİRAHMETİKE YÂ ERHAME’R-RAHİMÎN. HASBUNELLAHU VE Nİ’MEL VEKÎL, Nİ’MEL MEVLÂ VE Nİ’ME’N-NASÎR. ĞUFRANEKE RABBENÂ VE İLEYKE’L-MASÎR.”

ANLAMI: ALLAH’IM! EFENDİMİZ MUHAMMED’E (SAV) VE ONUN EHLİ BEYTİNE SALAT ET. BU SALAVAT O DERECE DEĞERLİ OLSUN Kİ: ONUN HÜRMETİNE BİZİ BÜTÜN KORKU VE BELALARDAN KURTARSIN. BİZİM İHTİYAÇLARIMIZI O SALAVAT HÜRMETİNE YERİNE GETİRSİN, BİZİ BÜTÜN GÜNAHLARDAN BU SALAVAT HÜRMETİNE TEMİZLERSİN, O SALAVAT HÜRMETİNE BİZİ DERECELERİN EN ÜSTÜNE YÜCELTİRSİN, O SALAVAT HÜRMETİNE HAYATTA VE ÖLDÜKTEN SONRA DÜŞÜNÜLEBİLECEK BÜTÜN HAYIRLAR KONUSUNDA GAYELERİN EN SONUNA KADAR ULAŞTIRSIN. EY MERHAMETLİLERİN MERHAMETLİSİ BİZE BUNLARI MERHAMETİNLE NASİP ET. ALLA TEALÂ BİZE KÂFİDİR VE NE İYİ BİR DOST, NE İYİ BİR VEKİLDİR. EY RABBİMİZ, SENİN MAĞFİRETİNİ DİLERİZ, DÖNÜŞ YALNIZ SANADIR.

BU AYDA OKUNMASI TAVSİYE EDİLMİŞ ZİKİRLER

SAFER AYINDA HER GÜN MUTLAKA 100 KERELA HÂVLE VELÂ KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİYM” DENİLMELİDİR. GÜNDE 100 KERE SÖYLEYENDEN, EN HAFİFİ FAKİRLİK OLMAK ÜZERE 70 ÇEŞİT BELA, MUSİBET KALDIRILIR.

AYRICA YİNE SAFER AYINDA (VE HER ZAMAN) HER GÜN MUTLAKA GÜNDE 100 KERE SALÂVAT GETİRMEK LAZIMDIR. SALÂVAT ÇOK BELA VE MUSİBETLERİ ÇEVİRİR, DÜNYA VE AHİRETTE KURTULUŞUNA SEBEP OLUR. EN EFDÂL SALÂVAT’I ŞERİFE: ”ELLAHÜMME SÂLLİ ÂLA SEYYİDİNA MUHAMMEDİN VE VE ÂLA ÂLİHİ VE SAHBİHİ EFDÂLE SALEVATİKE VE ADADE ME’LUMATİKE VE BÂRİK VE SELLİM”

ENES BİN MÂLİK’E RA PEYGAMBERİMİZİN SAV ÖĞRETTİĞİ ÇOK

TESİRLİ BİR DUA:

BU DUAYI SABAH (MÜMKÜNSE GÜNEŞ DOĞMADAN) 3 KERE VE AKŞAM GÜNEŞ BATTIKTAN HEMEN SONRA OKUYAN, KORKMAYA TEK LAYIK OLAN YALNIZ ALLAH’TAN C.C. KORKSUN . BAŞTA ZALİM DEVLET BAŞKANI , ŞEYTAN, CİN VE İNSANLARIN ŞERRİNDEN, BÜYÜ VE EFSUNLARDAN HİÇBİRİ ALLAH’IN C.C. İZNİYLE HİÇBİR ŞEKİLDE ZARAR VEREMEZ. HZ OSMAN’DAN RA BİLDİRİLDİĞİNE GÖRE ANİ BELALARDANDA KORUNUR. AYRICA ZEHİR VERİLSE TESİR ETMEZ ALLAH’IN İZNİYLE(HERGÜN OKUMAK LAZIMDIR):

“BİSMİLLAHİLLEZİ LÂ YEDURRÜ MEÂS MİHİ ŞEY-ÜN FİL-ERDİ VE LÂ FİSSEMAİ VE HÜVES SEMİÜL ÂLİYM”

BU AYDA, RABBİMİZİ ÇOK ZİKREDELİM VESSELAM.

ibadet kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Üstadımızın Vefatının 26. Sene-i Devri!

3

Bu gün, muhterem Üstadımız Muhammed Sıddık Haşimi Hazretlerinin vefatının 26. sene-i devriyesi (16 Kasım 1988, hicri 6 Rebiülahir 1409 tarihinde). Üstadımızı, hasret ve özlem ile yad ediyoruz.

Peygamber Efendimizin nezdinde 124 bin Peygamberin ruhlarına, onlar Ehli Beyti ve Ashablarının ruhlarına, 12 İmam ve 12 Tarikat Pirinin ruhlarına, evvelen Üstadımız Muhammed Sıddık Haşimi Hazretlerinin ve Ehlullahın mübarek pak ruhu şeriflerine 11 İhlas 1 Fatiha okuyalım.

taziye kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »
%d blogcu bunu beğendi: