Üstadımızın Vefatının 26. Sene-i Devri!

3

Bu gün, muhterem Üstadımız Muhammed Sıddık Haşimi Hazretlerinin vefatının 26. sene-i devriyesi (16 Kasım 1988, hicri 6 Rebiülahir 1409 tarihinde). Üstadımızı, hasret ve özlem ile yad ediyoruz.

Peygamber Efendimizin nezdinde 124 bin Peygamberin ruhlarına, onlar Ehli Beyti ve Ashablarının ruhlarına, 12 İmam ve 12 Tarikat Pirinin ruhlarına, evvelen Üstadımız Muhammed Sıddık Haşimi Hazretlerinin ve Ehlullahın mübarek pak ruhu şeriflerine 11 İhlas 1 Fatiha okuyalım.

taziye kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ey evlat! Nifak, gösteriş ve unutkanlıkla ibadet edersin, bu ibadetinde iyilik umarsın.

* * *

Ey evlat! Nifak, gösteriş ve unutkanlıkla ibadet edersin, bu iba detinde iyilik umarsın. Hata ile işlediğin şeylere lütuf beklersin. O uygunsuz hâllerinle iyi kulların yanında kalmak dilersin. Sen nerede, onları anmak nerede? Onlar gibi marifet dâvasına girmek sana çok ırak.

Ey sahibinden kaçan, dağınık ve perişan adam, hâlin nice olur? Şu büyük ümmetin ihlâs sahiplerinden de ayrıldın.

Sana ağlanması için ağla. Musibet işlerine otur ağla. Onları gi dermek için üzüntü duymazsan, yazık olur. Kötü işlerini öldür, son ra taziyeye otur. Başkaları da sana taziyeye gelir. Senin gözlerinde perde var; bundan haberin var mı? Bazı büyükler şöyle buyurmuşlar: “Hak nurundan perdelenmiş oldukları hâlde hâlini bilmeyenlere yazıklar olsun.”

Kalbin nerede? Aklın kime takıldı? Kime hâlini şekva ediyorsun? Kimden yardım istiyorsun? Kiminle bu kadar uyuyacaksın? Herhangi bir darlığa düştüğün zaman, kime dayanacaksın? Bu hâlinle hep yalnız kalacaksın. O büyükler, gafletin için, sana yardımcı olmayacaklar.

Ne dilersen söyle. Her sözünü bilirim. Onların yalanını, doğrusunu çıkarırım. Sen ve bütün yaratılmışlar, bana göre bir kurbağa kadar küçüktür.

Sizden doğru olanın, hizmetçisi ve kölesi olurum. O isterse, beni alır, çarşıda köle gibi satabilir. Beni kendine mal etmek isterse, çalışır kıymetini öderim. O doğru insan üzerimden elbisemi alsa, sesimi çıkarmam. Dilendirmek isterse yaparım. Tecrübesi kolay, arzu edi yorsa hemen yapsın.

Seni neylerim; doğruluğun yok. Sözünü tutman kabil değildir.

Tevhid ve imana yanaştığın yok. Oluk kapatan ot kadar kıymetsiz sin. Ayrık otuna benzersin. Kurumuşsun, yalnız yanmaya yararsın.

* * *

Ey cemaat! Dünya biter, ömür tükenir. Âhiret yakında gelir; ona karşı düşünceniz nedir? Ne gibi hazırlık yapmaktasınız? Onu düşünmediğinizi görüyorum; bütün gayretiniz dünyada.

Siz Allah’ın nimetine düşmansınız. O’ndan işinize gelmeyen bir iş gelirse, her tarafa yayarsınız. İyiliği gelecek olsa saklar kimseye göstermezsiniz. Allah’ın nimetini saklar kimseye vermez, şükrünü de edâ etmezseniz yakında elinizden alır. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “Allah, kullarına verdiği nimeti açıktan görmek diler.”

Allah yolcuları, bir gaye beslerler, kalplerine bir şey saklarlar, birçok şey değil. Onlar, ibadetlerini görsünler, işitsinler şüphesin den beri kılarlar. Siz nifakın kulu ve desinlerin kölesisiniz.

Onlar, yaptığı bütün kulluğu Rab’lerine verdiler. Kullara kulluk etmektesiniz, övülmek için iyilik yapmaktasınız. Tam kulluk yapacak kimse, içinizden çıkamaz. Ancak kul, Allah’ın dilediğini yapan dır.

İnsanlara bakıyorum; sanki bana şöyle bir şeyler deniliyor: “Şuna bak: Dünyaya ibadet ediyor; dünyada kalmak istiyor. Kıyamet kopmasından ödü kopuyor. Şuna bak: Kullara kulluk edi yor, onlardan yardım diliyor. Bir de dön şuna bak: Ateşe tapıyor, ce hennemden korkuyor. Şu da cennet için kulluk peşinde. O, ateşe ta parken Yaratan’ı düşünmüyor. Bu da cenneti isterken sahibini aklı na getirmiyor.”

Halk nedir ki? Cehennemin ne önemi var? Hakk’ın gayri neye yarar? Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onlar, yalnız Hakk’a kulluk ve O’nun uğrunda pâk, temiz ve ihlâsla ibadet yoluna girmeye emrolunmuşlardır.” (el-Beyyine, 98/5)

İrfan sahibi bilgin kişiler, yalnız Hakk’a kulluk ederler. Başkası nı bilmezler. Yaratan’ın hakkını verirler. Hakk’a yaptıkları kulluk, O’nu sevdikleri ve emrine uydukları içindir. Başka mânaya gelmez. İbadet eder, O’ndan yardım isterler.

Siz suretten ibaretsiniz. Yalnız dış görünüşte varlık sahibisiniz. İç âleminiz boş; ama o büyüklerin iç zenginliği vardır. Siz binanın dışı olabilirsiniz, onlar içi. İç yönü onlar istilâ etmişlerdir. Siz sadece bağırıp şamata edersiniz, onlar iç âlemlerine çekilir, dururlar. O yolcular, peygamberlerin sağında ve solunda yürürler. Peygamberlerin çevresini onlar sarmıştır. Peygamberlerin tattığı taamı onlar da ta dar. İçtiği şarabı onlar da içer. Peygamberlerden öğrendikleri bilgi ile amel ederler; bu yüzden onlara vâris olurlar. Peygamber (s.a.v) Efendimiz bu mânaya işaret olarak şöyle buyurur: “Âlimler, peygamberlerin vârisleridir.”

Bu veraset peygamberlerin yoluna giden ve ilmi ile âmil olan her iman sahibine nasib olur. Bu nasip sayesinde peygamberlerin vâ risleri olabilirler. Bu hâle ermek yalnız dış ilimle olmaz. Ona bir iç eklemek lazım olur. Senetsiz dâva ispat edilemez. Amelsiz ilmin yararı olmaz.

Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “İlim ameli çağırır; icabet ederse pekâlâ; aksi halde gider. Geriye yalnız ders zahmeti kalır.”

Yalnız kabuğu kalır, içi bozulur.

Ey ameli bırakanlar, hâlinize beliğ şairin süslü sözü ne fayda verebilir? Onun derin mânasına nüfuz etmedikten sonra neye yarar?

Kalbini temizlersen, bütün duyguların pâk olur. Kalp bütün duyguların şahıdır. Padişah iyi olursa, iyilik bütün halka geçer, ilim kabuk, amel onun özüdür. Kabuk özün saklanması için durur, iç de yağı alınması için saklanır, iç olmazsa kabuk neye yarar? Özün yağı olmayınca onu saklamak neden gerekli olsun ki?

İlim gitmiş sayılır. Amel olmadıktan sonra ilim de yok sayılır.

Bir şeyin varlığı ondan faydalanmaya bağlıdır. Faydası olmayan var, yok gibidir.

Ey bilgin kişi, bildiklerini iyiye kullan. Dünya ve âhirette hayır bekliyorsan, bilginin gereğini yapmaya bak. Bildiklerini insanlara belletmekten sakınma.

Ey zengin, dünya ve âhirette iyilik bekliyorsan, malından fakirlere dağıt. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “Hak katında insanlar bir aileden ibarettir; içlerinde hangisi fazla iyilik yapıyorsa o daha sevgilidir.”

İnsanların ihtiyacını insanlarla gören ve bu hususta hüküm veren Allah Sübhan’dır.

Ey zengin, benden kaçma, senden bir şey alıyorsam senin için dir. Ondan gelecek büyük hayır sanadır. Bana senin malından bir şey gelmez: Allah beni varlığı ile zengin kıldı ve sizin derdinizi görmek için gönderdi.

İbrahim Ethem, fakirlik hâli için nefsinde sabırsızlık sezer ve şöyle derdi: “Yâ Rabbi, bize bol dünyalık ver; ama kalbimizi koru. Bizi öte atıp dünyalığa rağbetimizi arttırma, onu ararken yıkılırız.”

* * *

Allah’ım, verdiğin hüküm ve kader işlerinde bize lütfünü bol eyle!

Peygamberlere Salat Getirmenin Adabı ve Fazileti

1 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE ADEM SAFİYULLAH
2 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE ŞİT KERİMULLAH
3 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE İDRSİ NEBİYULLAH
4 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE NUH NECİYULLAH
5 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE HUD GAMİRULLAH
6 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE SALİH KARİBULLAH
7 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE ZÜLKARNEYN VARİSULLAH
8 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE İBRAHİM HALİLULLAH
9 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE LUT SELİMULLAH
10 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE İSMAİL ZEBİHULLAH
11 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE İSHAK HİBETULLAH
12 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE YAKUP HAZİNULLAH
13 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE YUSUF CEMİLULLAH
14 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE EYYÜP SABRULLAH
15 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE ŞUAYB NASİHULLAH
16 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE MUSA KELİMULLAH
17 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE HARUN MUİNULLAH
18 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE HIZIR VEHBULLAH
19 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE İLYAS HİKMETULLAH
20 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE ELYASA NEBİYULLAH
21 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE ZÜLKİFL ZEKİYULLAH
22 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE DAVUD HALİFETULLAH
23 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE SÜLEYMAN TACULLAH
24 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE YUNUS NASIRULLAH
25 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE ÜZEYR TABİBULLAH
26 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE LOKMAN CAHİDULLAH
27 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE ZEKERİYA HATİULLAH
28 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE YAHYA ZAKİRULLAH
29 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE İSA MESİH RUHULLAH
30 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE MUHAMMED HABİBULLAH

31 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE MEHDİ SAHİBUZZAMAN
32 ESSELATU VE SELAMÜ ALEYKE VESELAMUN ALEL MÜRSELİN VELHAMDÜLİLLAHİ RABBİL ALEMİN

İnnallahe ve mekaiketehu yusallune alen nebiyyi ya eyyuhallezine amenu sallu aleyhi ve sellimu teslima. Ahzap 33/56

(Muhakkak ki Allah ve melekleri nebiye Salat ederler, ey amenu olanlar “ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler” sizde O’na salat edin ve “O’na” teslim olarak salat edin.)

Fazileti;
Ne dil anlatmaya güç yetirebilir. Ne denizler mürekkep olsa yedi denizde ona katılsa ağaçlarda kalem olsa melekler ve cinler bir araya gelse sevabı yazmaya kadir olamazlar.

12. Meclis “Ona benzeyen şey yoktur. O, bizzat işitir ve görür.” (eş-Şûrâ, 42/11)

Ey evlat! Hak Teâlâ hem yüce, hem de celallidir. O’nu iyi iste. İyi dilemeyi bilmiyorsun. İraden, O’na karşı sıhhatini yitirmiş. Hakk’ı arayan başka davayı bırakmalı. İki davayı bir arada yürütmek kolay olmaz. “Hakk’ı istiyorum” deyip başkasının peşinden koşan, isteğini iptal etmiş olur.

Halk arasında dünyayı isteyen çoğaldı. Bu âlemin ötesini isteyen azdır. Tam ve doğru olarak Hakk’ı talep eden azdan daha azdır. On ların azlığı pahalı cevherin azlığından da ileridir. Her şey parçalanır ve tahlil edilirse, onların içinden belki bir tane çıkar. Her kabile o zatı kendine mal etmek ister. Onlar yer derinliğinde saklı olan değer li madene benzerler. Yeryüzünde onlar sultandır. Kulları ve bölgeleri onlar kucaklar. Onların hürmetine bela kullara gelmez. Onların gönlü hoş olsun diye yağmur yağar. Sema onlar için bereket yağdırır. Yer onlar için nebat bitirir.

Onlar bir çağlayan gibidir. İlk devirlerinde, bir dağdan öbürüne geçerler. Yerlerinde oturamazlar; coşar, taşarlar. Bir diyardan öbü rüne; ondan da başka yana. Her nerede tanınacak olurlarsa hemen orayı bırakıp giderler. Bu durum onların devamlı hâlidir. Tabii, se bepsiz değildir; bu yaptıkları işle kötü şeylerin kendilerinden uzak durmasını temin ederler. Kalpleri çağlayan olur.

Hak katından gelen askerler, onları muhafazası altına alır. On ların her biri Hak tarafından esirgenir. Her çeşit ikramı görür; kö tü şeylerden esirgenirler. Sonunda da halka gönderilirler.

Halk onların emri altındadır. O büyüklerin her biri kendi çapın da bir idarecidir. Bunlar, aklın ötesinden gelen emirle olur. Akıl bu rada yol bulamaz. Akıl ve mantık burada biraz durgun gözükür. As lında hem akıl çalışır, hem de mantık; ama yolun aslına ermeyenler için böyle denir.

O büyükler halk için birer doktor sayılır. Zaten hakikî varlığı sezemeyen herkes birer hastadır. Kendini az hasta sayan onların peşi ne koşmalıdır.

Yazık sana! Onlardan olduğunu iddia ediyorsun. Göster ala metini? Bilelim. Laf çokluğu burada iş görmez. Hakk’a yakın oldu ğuna delil göster. Onlar, hem Hakk’a yakın, hem de lütfe ermiş kişilerdir. Sende bunlar var mı? Ne arasın? Hak katında hangi derece ye sahipsin? Makamın nedir? O yüce divanda ismin ne? Nasıl lakap almışsın?

* * *

Ey evlat! Her gece yemekten sonra kapın kapanmalı. Mubah ye, bu helâldir. Dünya ve âhiret yatağını bırak. Hakk’a yakın ol. İşte Hak yakınlığının alameti budur.

Yalnız kaldığın zaman ülfetin kiminle? Tek olduğun zaman kim yoldaşın? Bunları iyi tanı, bilmiyorsan öğren. Yalan deme, sonra yü züne vururlar.

Yalancı, senin birlikte oturduğun kimse şeytandır. Şeytanlıktan başka ne düşünebiliyorsun? Şahsî ve tabiî, sefil arzularından başka neyi biliyorsun ki? Düşündüğün dünyalık. Konuştukların hep in sancıl şeytanlar ve kötü arkadaşlar. Dedikodudan başka ne yapar sınız? Hep sağa sola söz atmakla meşgulsünüz.

Bizim davamızın bir temeli vardır, yükseldikçe birçok esaslara dayanır. Mücerret dava ve hezeyanla olmaz. Bu bapta konuştuğun bir hevesten ibaret, sana yararı dokunmaz. Hak önünde sakin ol. Ken dini iç âleme ver. Yanlış edebi bırak. Hele anlattığımız mesele üzerin de hiç konuşma. Konuşman gerektiği zaman teberrüken bu yolun yolcularını ve hâllerini anlat. Kendinden bahsetme, iç âlemin karan lık olduğu hâlde dıştan mamur görünmek olmaz. Bir söz ki, iç hâle uymaz, dıştan konuşulur, işte o hezeyandır. Bu durumu Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in, “İnsanların etini yiyerek gölgelenen oruç tutmadı.” hadîs-i şerifi güzel anlatır. Sonra Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in şu hadîs-i şerifi de önemlidir: “Oruç tutmak yalnız yemeyi, içmeyi terk değildir.” Yalnız bu yetmez. Buna yanlış hareketleri, iç hâlle işlenen hata ların terkini de eklemek gerektir. “Gıybetten sakınınız, o odunu kül eden ateş gibi, bütün iyi liklerinizi kül eder.” hadîs-i şerifleri, iç âleme yapılacak ihtimamı pekâlâ anlatır.

Gıybeti âdet edinen, iflah olmaz. Bir kimse, bu kötü huyla meş hur olsa, kimse yüzüne bakmaz. Kötü niyetle kimseye bakmayınız. Hele şehevî bir arzu olunca. O bakışlar, kalbinize, isyan tohumu eker. Elbette ki, sonu iyi olmaz. Dünya ve âhirette saadet getirmez.

Yalan yere yemin etmekten kendinizi koruyunuz. Bu âdet, ülke leri yıkar, harabeye çevirir. Malın bereketini götürür. Bunu âdet edi nen, davasızlar ve dinsizler gibi olur.

Yazık sana, yalan yeminle mal satmaktasın. İmanın çürüyor, haberin yok. Aklın bu durumu çabuk kavramıyor. Allah ismi üzerine yemin ediyorsun. Üzerine yemin ettiğin şeyin değeri var mı ki? Şu ülken ve cümle cihan, o yüce isme nasıl karşılık olabilir? Bütün söy lediklerin hata ile dolu. “Şu, şundan iyidir” derken bir de yalancı şahitlik yükleniyorsun.

Bu, doğruca iflastır. Hâlbuki kendini doğru sanıyorsun. Yakında gözlerine körlük gelir. Yerinden kalkamaz, kötürüm olursun.

Allah’ın rahmeti üzerinize olsun, edepli olunuz. Hak katında edepli ve terbiyeli olanlar kurtulur. Hakikî terbiyeyi bu âlemde bu lunuz, öbür âlemde ateşe atıldıktan sonra her şey faydasız olur. Say makta olduğumuz şeyler, ahlâk kaidelerinin çok azıdır. Bunların en az beşte birini yapmaya hazırlanmayan için ne oruç fayda verir, ne de öbürleri. Haddizatında oruç ve namazın aslı bozulmaz, fakat ecri ve mükâfatı olmaz, esas gaye ele geçmez.

* * *

Ey evlat! Belki de yarın yeryüzünden ismin silinir, cismin ze mine geçer. Ve sen, eli boş olursun. Bu bir an meselesidir. Belki he men, belki de biraz sonra olur, yarına kalmaz. O hâlde bu gaflet niye? Niçin bu gaflet uykusu? Kalpleriniz nasıl böyle kararmış? Sanki birer taş kesilmişsiniz.

Ben sizi kurtarmak için konuşuyorum. Aynı nasihatleri başkala rı da yapıyor. Fakat siz aynı şey üzerinde durmaktasınız. Kur’an si ze okunuyor. Peygamber Efendimiz’in sözleri ve geçmişteki büyüklerin âdetleri size anlatılıyor. Fakat sizde bir vurdum duymazlık devam edip gidiyor. Hiçbirinden ibret almıyorsunuz. Yaptığınız hatalardan uzak durmak aklınıza gelmiyor. İşleriniz şeklini değiştirmiyor. Vaaz yapılan her ülke mübarektir; fakat öğüt tutmayan halkı en kötü insanlardır.

* * *

MEVLANA ŞEYH ES-SEYYİD EŞ-ŞERİF KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA TANDOĞAN HAZRETLERİ ANISINA

MEVLANA ŞEYH ES-SEYYİD EŞ-ŞERİF KÖPRÜCÜ HACI MUSTAFA TANDOĞAN HAZRETLERİ, MİLADİ 5 KASIM 1986 YILINDA ALLAHÜ TEALA HAZRETLERİNE KAVUŞTULAR. 11 İHLAS 1 FATİHA OKUYALIM.

taziye kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

21. Meclis “Hasan-ı Basrî (Allah ondan razı olsun) şöyle der: “İnsanlara sözünle ve işinle öğüt ver.”

Dünya âhirete perdedir. Âhirete dalmaksa dünya ve öbür âlemin sahibine perdedir. Yaratılmışlara dalmak, Yaratan’dan ayırır. Hangi yaratılmışa gönül kaptırırsan, ruh pencerene perde çekmiş olursun. Halka (yaratıklara) bakma. Dünyaya, kalpten sevgi gösterme. Hak’tan gayri şeylere iltifat etme, O’nun kapısına varıncaya kadar böyle devam et. Sır adımlarını aç. Zühd hâlini geliştir. Her kötü histen soyun. O’nun varlığında hayran ol. O’ndan yardım iste. O’na sığın. O’na bak. Geçmişteki ilâhî bilginin hükmünü gözet. Kalbini O’na vardırmaya çabala. Sırrını O’na ilet, bunu gerçekleştirdiğin an, O’nun yakınlık eli seni tutar, kendine çeker. Yeni hayatla tevhid verir ve kalpler üzerine sultan olursun. Kalp âlemi tüm emrini senden alır. Hastalığı olursa şifasını sen verirsin, işte bundan sonra dünyaya bakman caiz olur. Bu üstün hâlleri benliğinde topla, sonra dünyaya dön.

İnsanlara bakmak ve iç âlemlerine yön vermek senin için bir nimet sayılır. Bunun faydası senden çok onlaradır. Onlarla yaptığın alış verişle fakirlere yaptığın iyilik, özüne has aldığın ve yediğin kısmet, bir ibadet vesilesi olur. Hakk’ı bilerek aldığın için sana selâmet getirir. Ve O’na tâat olur. Artık dünyanın güçlüğü sana dokunmaz. Ve sana gelen her çeşit şey, kir kokusundan temizdir.

* * *

Velayet hâlinin işareti vardır, o işaretler velîlerin yüzlerinden okunur. Onu anlayış sahipleri sezer. O işaretler velayet hâlini anlatmaya yeteri dile ne hacet.

Ruh esenliği dileyen, nefsini atsın. Malını kalbine koymasın. Neyi varsa Hak uğruna harcasın. Hamurdan ve sütten kıl alırcasına dünyayı iç âleminden atsın. Âhireti de aynı şekilde yapsın. Hakk’ın gayri şeylerden üryan olsun. İşte o zaman her şeyin hakkı verilir. Dünya ve âhiretten gelecek şeyler gelir. Sen onların peşine koşmazsın. Dünya, yerinde otururken yanaşma, onu ayağa kaldır. Tepsiyi başı üstüne aldır, sonra al ye! Hakk’ın kapısına durana böyle hizmet edilir; çünkü büyüktür. Nefis, önünde el pençe divan duranı zelil eder, perişan eder. Nefse hâkim olanların hemen hepsi, istiğna sahibidir. Nefse ihtiyaç arz etmekten beridirler.

İman yolcuları dünyayı yitirmeye gönüllüdür. Allah’tan her zaman hoşnut olurlar. Allah onlardan razı olduktan sonra âhiret onlara göre hiçtir. Onlar Allah’tan, Allah’ı talep ederler. Dünyalık şeylerin taksimli olduğunu bilirler; bu sebeple ona kalplerini kaptırmaktan vareste olurlar, öbür âlemde vaat olunan cennet ve nimetlerin, sahipleri için ayrılmış olduğunu bildiklerinden onun da peşine düşmezler. İşleri O’nun içindir; O’nun zatından öteye bir talep sahibi değillerdir.

Faraza onlar bir gün cennete girseler, Hak nurunu göremeyince hiç bir yere bakmazlar.

Kalbinde maddî varlıklar besleyen, yalnız kalmayı ve huzura dalmayı elde edebilir mi? Halkı ve sebepleri tesirsiz görmeyen, Peygamber kervanına katılamaz. O büyük zincire halka olamaz, olmak dileyen azla yetinmeli. Çoğu, kader eline bırakmalı. Dünyalığın azı da yeter. Çok malın olsa, çok mu yiyeceğini sanıyorsun? Rahat mı bulacağını ümit ediyorsun?

Çok şeyleri bulmak için taarruza geçme, yıkılırsın. Çok mal istenmeden gelirse iyi olur. Onun saklanması da kolaydır. Giderse üzülmezsin. Gece sabahlara kadar mal hesap edip uykunu kaçırmazsın, rahatın bozulmaz.

* * *

Hasan-ı Basrî (Allah ondan razı olsun) şöyle der: “İnsanlara sözünle ve işinle öğüt ver.”

* * *

Ey vaiz, iç âlemin temizliği ile insanlara öğüt ver. Kalbini nurlandır. Ve onun nuru ile halka nasihat et. İçin kirli olduğu zaman dışın süsü ile onlara öğüt vermeye kalkma.

İman sahiplerinin kalbi yaratılmadan imanları yazıldı. Bu geçmişin bilgisidir. Bunun üzerinde durmak caiz değildir. Ona dayanarak hüküm yürütmek doğru olmaz. Çalışmak, bütün gayreti iman yoluna harcamak iktiza eder. Bu yola girmeyi dileyen, iman ve ikan -tam iman- tahsili için gayret sarf eder. Hakk’ın nur ışığına varlığını atar. O’nun kapısından uzak duran, iman sahibi değildir.

Kalplerimiz iman nuruna ermek için gayretli olursa, Rabbimiz bize onu verir. Dilerse, çalışmadan da. O bizim çalışma ve yorulma hâlimize acır ve nurunu nasip eder.

Utanmaz mısınız, nasıl tevil eder, tebdile uğraşırsınız? Mevlâ, zâtını vasfetmiş; O’nu başkası ile değiştirmek sizin ne haddinize? Sizden önce gelen Sahâbe’ye ve onlara uyanlara yeten bir din, size nasıl yetmiyor? Aziz ve Celil olan Rabbimiz, yaratıcılık sıfatını Arş’ta yerleştirmiştir. Bunun şekli ve benzeri yoktur; yokluğu da iddia edilemez.

* * *

Allah’ım, bize başarı ver, icat edilen uygunsuz şeylerden bizi uzak eyle.

“Bize dünyada iyilik ver, âhirette iyilik ver ve bizi ateşten koru.” (el-Bakara, 2/201) Âmin!

18 Bin Alemin Muharrem Ayı Mübarek olsun

KUTBÜZZAMAN SEYYİD MUHAMMED SIDDIK HAŞİMİ HAZRETLERİ BUYURDU Kİ: ALLAH’IN MELEKLERİN VE 18 BİN ALEMİN MÜMİNLERİN GALİBİYETİ, ŞEYTANIN VE ONA TABİ OLANLARIN MAĞLUBİYETİDİR MUHARREM AYI.

MUHARREM AYININ ILK 10 GÜNÜ BOYUNCA BU NAMAZA DEVAM ETMENIN BÜYÜK ECRININ OLDUGU SILSILEMIZ BÜYÜKLERINCE RIVAYET EDILMISTIR.

NAMAZA ŞU NIYETLE BAŞLANIR:

„YÂ RABBÎ, BIZI YETIŞTIRMIŞ OLDUĞUN BU SENEYI, HAKKIMIZDA MÜBÂREK KILMAN; AFV-I ILÂHÎNE, FEYZ-I ILÂHÎNE MAZHAR KILMAN, DÜNYEVÎ VE UHREVÎ SAADETLERE NÂIL EYLEMEN IÇIN; ALLÂHÜ EKBER“

HER GÜN 2 REKAT NAMAZ KILINIR; 1. REK’ATTE: 1 FÂTIHA-I ŞERÎFE,12 İHLAS, 2. REK’ATTE 1 FÂTIHA-I ŞERÎFE,11 İHLAS OKUNUR.

MUHARREM AYI BOYUNCA 40 TANE İHLAS VE 40 TANE AYETEL KÜRSİ OKUNMALIDIR 1 AY BOYUNCA BU ŞEKİLDE ÇEKİLDİĞİ TAKDİRDE İHLAS VE AYETEL KÜRSİ HATMİ YAPMIŞ OLUNUR. (1100 İHLAS BİR HATİMDİR) AYNI ŞEKİLDE (1100 AYETEL KÜRSİ 1 HATİM SAYILIR )

Muharrem ayı, hicrî senenin birinci ayıdır. Bu ayın birinci gecesi, akşam ile yatsı arasında (yâni Zilhicce’nin son gününü, Muharrem’in birinci gününe bağlayan gece) Allah rızası için 2 rek’at namaz kılınır. Muharrem ayinin ilk 10 günü boyunca bu namaza devam etmenin büyük ecrinin olduğu silsilemiz büyüklerince rivayet edilmistir.

Namaza şu niyetle başlanır:

„Yâ Rabbî, bizi yetiştirmiş olduğun bu seneyi, hakkımızda mübârek kılman; afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar kılman, dünyevî ve uhrevî saadetlere nâil eylemen için; Allâhü Ekber“

İlk rek’atte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 12 İhlas. İkinci rek’atta 1 Fâtiha-i şerîfe, 11 İhlas okunur. Namazdan sonra:

12 defa:

لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihil-hayr. Ve hüve alâ külli şey’in kadîr

12 İstiğfâr-ı şerîf

(Subhanallahi vebi hamdihi. Subhanallahilazim estagfurullah) ,

12 Salevât-ı şerîfe

(Ya habibel kulub,ya tabibel kulub. Minel ezeli ilel ebedi adede ma fi ilmillah)

okunup duâ yapılır. Duâda, geçmiş senenin günahlarının afvı ve yeni seneye günahsız girmek için ilticâ edilir.

bu namazi kilalim

Muharrem Ilk 10 Gün Oruç Tutmak

Muharrem ayının birinden onuna kadar 10 gün oruç tutmak ve 10′uncu gün aşûre pişirmek fazîletli ibâdetlerdendir. Bu ibadetleri yerine getirenlerin. Cenab-i Hakkın rızasına, Peygamberler güneşi Muhammed Mustafa Habibullah ve onun kutlu neslinin sevgisine mazhar olacağı rivayet edilmektedir.

Bu 10 günlük orucu tutamayanlar, mümkünse 8, 9 ve 10′uncu günleri oruç tutmalıdırlar.

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz 9′uncu günü seferde bulunuyorlardı. O bakımdan yalnız 10′uncu günü oruç tutmuşlar ve sağ olursak gelecek sene 9′uncu günü de tutarız“ buyurmuşlardır.

Muharrem’in 9 ve 10′uncu geceleri birer tesbih namazı kılmalıdır.

TESBİH NAMAZIN KILINIŞINI ÖĞRENMEK İÇİN TIKLAYIN

Bugüne “Âşura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

%d blogcu bunu beğendi: