Kutlu Doğum Bütün Aleme Kutlu Olsun

ON SEKİZ BİN ALEMLERİN SULTANI, EZEL İLE EBED ARASINDA YARATILANLAR ADEDİNCE SELAT VE SELAM ÜZERİNDE OLSUN

GAVS-I AZAM, ŞEYH-İ AZAM , SEYYİD, ŞERİF ,ABDULKADİR GEYLANİ HAZRETLERİMİZİN  ,EFENDİLER EFENDİSİ ,SULTANIMIZ, MEVLAMIZ,CEDDİMİZ ,MUHAMMED HABİBULLAH ALEYHİSSELAMULLAH İÇİN SÖYLEMİŞ OLDUĞU MUHTEŞEM SALAVATI ŞERİFE
……
EUZÜ BİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM, YA FETTAH YA AZİZ İFTAH KÜNUZ  BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
EY HERŞEYİ AÇAN ,EY YÜCELER YÜCESİ OLAN HAZİNELERİNİ AÇ
……

ESSALATU VESSELAMU ALEYKE YA HABİBELKULUB
SALAT VE SELAM KALBLERİN SEVGİLİSİNİN ÜZERİNE OLSUN.

ESSELATU VESSELAMU ALEYKE YA TABİBELKULUB
SALAT VE SELAM KALBLERİN DOKTORUNUN ÜZERİNE OLSUN.

ALLAH’IM! EFENDİMİZ MUHAMMED (ALEYHİSSELÂM)’A EZEL İLE EBED ARASINI DOLDURACAK ÖLÇÜDE SELÂMIN OLSUN ÖYLE Kİ, SELÂMIN SAYISIZ VE BELİRLİ BİR ZAMANA SIĞMASIN
EY RABBİMİZ, BİZDEN KABUL BUYUR! ŞÜPHESİZ Kİ SEN, HER ŞEYİ LÂYIKIYLA DUYAR VE BİLİRSİN TÖVBEMİZİ DE KABUL BUYUR MUHAKKAK Kİ SEN, TÖVBELERİ ÇOKÇA KABUL EDEN RAHÎMSİN
EY ALEMLERİN RABBİ, EY RAHMAN, EY RAHÎM! SENDEN PEYGAMBERİMİZ ALEYHİSSALÂTU VESSELLEM EFENDİMİZİN YÜZÜNÜ BİZE GÖSTERMENİ, RÜYADA BU DEVLETE BİZİ ERİŞTİRMENİ İSTİYORUZ VE ONUN ÜZERİNE SALÂT VE SELÂMINI, TÂ KIYAMETE KADAR İNDİRMENİ VE BİZİMLE BERABER BULUNMANI ARZU EDİYORUZ
ALLAH’IM, SALÂT VE SELÂMIN; KEMÂL GÜZELİ, CELÂL TACI, CEMÂL CAZİBESİ, KAVUŞMA GÜNEŞİ, İLAHİ YURDUN İZZET VE ŞEREFİ, VÜCUD LETÂFETİ, HER MEVCUDUN HAYATI, İLAHİ SALTANATIN EN YÜCESİ, İLAHİ KUDRETİN YÜCE SANATININ AÇIK MİSALİ, SEÇİLMİŞ KİŞİLERDEN SEÇİLİP BEĞENİLENİN AÇIK NİŞANESİ, İLAHİ YAKINLIĞA MAZHAR OLAN HAS KİŞİLERİN HÜLÂSASI, ALLAH’IN BÜYÜK SIRRI, O’NUN EN İYİ, EN GÜZEL, HAKİKİ VE MÜKERREM DOSTU EFENDİMİZ, MEVLÂMIZ MUHAMMED ALEYHİSSELÂM’A OLSUN
ALLAH’IM, BİZ MUHAMMED ALEYHİSSELÂM İLE SANA TEVESSÜL EDİYORUZ ONUN VASITASIYLA SENDEN ŞEFAAT ETME İHSANINI BEKLİYORUZ…
ALLAH’IM, MUHAMMED ALEYHİSSELÂM’IN MAKAM VE MERTEBESİ HÜRMETİNE SENDEN MAĞFİRET, HOŞNUTLUK VE TASTAMAM BİR KABUL OLUNMA İSTİYORUZ BİZİ BU HUSUSTA BİR AN OLSUN KENDİ NEFSİMİZLE BAŞBAŞA BIRAKMA EY KULLARININ İSTEĞİNE EN GÜZEL CEVAP VEREN! GERÇEKTEN SENİN RAHMETİNİN ESERİ OLARAK MUHAMMED ALEYHİSSELÂM GÜVENİLİR ARACI OLARAK VARLIK ALEMİNE GİRMİŞTİR
EY KEREM SAHİBİ! EY KIYAMET GÜNÜ MÜMİNLERE HAS RAHMETİYLE TECELLİ EDEN!
MUHAMMED ALEYHİSSELÂM’A VESİLE VE FAZİLET MAKAMLARINI VER, ŞEREF VE YÜCE DERECELER BAHŞEYLE ONU, VAADETTİĞİN MAKAM-I MAHMUD’A ERİŞTİR… ONUN SANCAĞI ALTINDA BİZİ TOPLA
“ALLAH’IM PEYGAMBERİNİ RÜSVA ETMEDİĞİN GÜNDE” PEYGAMBERİN İRFAN HAVUZUNDAN BİZE İÇİR ÖYLE BİR GÜNDE Kİ, RESULÜNE MÜJDEYLE ŞÖYLE BUYURURSUN:
“KONUŞ DİNLENİYORSUN; İSTE VERİLECEK; ŞEFAAT ET, ŞEFAATIN KABUL OLUNACAKTIR” ZİRA, SENİN BU HUSUSTAKİ MÜJDEN, ŞÖYLE ZUHUR ETMİŞTİR: “MUHAKKAK RABBİN SANA VERECEK DE, HOŞNUT OLACAKSIN”
ALLAH’IM, CELÂLİNİN İZZETİ VE İZZETİNİN CELÂLİYLE, SALTANATININ KUDRETİ VE KUDRETİNİN SALTANATIYLA, PEYGAMBERİN MUHAMMED ALEYHİSSELÂM’IN SEVGİ VE MUHABBETİYLE; MERHAMETSİZLİKTEN, KÖTÜ, ŞEHEVÎ SÖZ VE DAVRANIŞLARDAN SANA SIĞINIYORUZ
EY MUHTAÇLARA ARKA OLAN, EY GÜVEN İSTEYENLERE EMNİYET SAĞLAYAN! BİZİ NEFSANÎ HATIRALARDAN KURTAR, ŞEYTANÎ ŞEHVETLERDEN KORU, BEŞERÎ PİSLİKLERDEN TEMİZLE, MUHABBET-İ SIDDIKİYYE İLE BİZLERİ SADELEŞTİRİP ARINDIR
GAFLET SADASINDAN, BİLGİSİZLİK EVHAMINDAN UZAK BULUNDUR TA Kİ SENİN TOPLAYICI, BİR ARAYA GETİRİCİ VAHDETİNİN HUZURUNDA KESRETİN FENA BULMASI GİBİ ŞEKLİMİZ BENLİĞİMİZİN YOK OLMASIYLA KAYBOLUP GİTSİN; İNSANÎ HIRS VE ARZULARIMIZ ERİYİP BİTSİN, BİZİ İLAHİ AHADİYYET’İN ZİYNETİYLE SÜSLE SAMEDANÎ HAKİKATLARIN TECELLİSİNE MAZHAR KIL BÜTÜN BUNLARI VAHDANİYYET’İN MÜŞAHEDESİNDE GERÇEKLEŞTİR
YA RAB! YA ALLAH! YA ALLAH! YA ALLAH! RABBİM ALLAH’TIR BENİM BAŞARIM, ANCAK ALLAH İLEDİR BEN ANCAK O’NA DAYANIRIM VE ANCAK O’NA YÖNELİP İNAYETİNİ BEKLERİM
MAKSAT VE NİYETİMİZİ ASİL BİR ŞAN VE ŞEREF KATINDA, KEREM DORUĞUNUN EN YÜCESİNDE SAĞLAMLAŞTIR; RESULLERDEN BÜYÜK AZİM SAHİBİ OLANLARIN AZİM VE NİYETİNE YAKIN EYLE EY YAKARANLARA CEVAP VEREN, EY İMDAT İSTEYENLERİN İMDADINA KOŞAN! RAHMETİNİN LÜTUFLARIYLA, BİZİ SENDEN UZAKLAŞTIRAN SAPKINLIKTAN KURTAR
EY MERHAMET EDENLERİN EN ÇOK MERHAMET EDENİ, EY RABBİMİZ; BİZDEN KABUL BUYUR ŞÜPHESİZ Kİ SEN, EVET SEN, HER ŞEYİ HAKKIYLA İŞİTEN VE GEREĞİ GİBİ BİLENSİN TÖVBEMİZİ KABUL ET MUHAKKAK Kİ SEN, EVET SEN, TÖVBELERİ ÇOKÇA KABUL EDEN RAHÎMSİN
ALLAHIM, SALÂT VE SELÂMIN, EFENDİMİZ NEBİYYİ ÜMMÎ MUHAMMED ALEYHİSSELÂM’A, ONUN ZEVCELERİNE, SOYUNA, EHL-İ BEYT’İNE OLSUN İBRAHİM’E VE HANEDANINA SALÂVATINI İNDİRDİĞİN GİBİ, ONLARA DA İNDİR ŞÜPHESİZ Kİ SEN ÖVÜLMEYE LÂYIKSIN, ŞAN VE ŞEREF SAHİBİSİN
HAMDOLSUN KÂİNATIN RABBİ OLAN ALLAH’A (AMİN)

36. Meclis “Eğer iyilik ederseniz kendi nefsinize iyilik etmiş olursunuz, eğer kötülük ederseniz o da kendinizedir,… (İsra: 7)”

* * *
Her iyilik yarın meydana çıkar. Belki de sen, onlardan mahrum olursun.

Ey zehir yutan, yarın belirtisini vücudunda göreceksin. Haram yemek, din cesedine zehirdir. Nimetleri saklıda bırakmak, dinin için öldürücü zehir sayılır. Yakında Hak Teâlâ seni hesaba çekecek, nimetin kadrini bilmediğin için seni fakre düşürecek. Halk arasına dilenci yüzü ile çıkacaksın. Halkın kalbi sana acıma duygusu taşımayacak.

Ve sen, ey ameli bırakan âlim. Yakında ilim seni bir yana atacak. Kalbinde bilgi mutluluğunu bulamayacaksın.

Ve ey cahiller, eğer O’nun kudret ve kuvvetini bilseydiniz, he sap vermeyi de düşünür, hata işlemekten korkardınız.
* * *
Ey tek olan, bizi Senin için birliğe kavuştur. Bizi kulların şerrinden kurtar. Senin için hâlis kıl. Fazlın ve ihsanınla duamızı hâlis ey le. Rahmetinle kalbimizi temizle. İşlerimizi kolay et. Ülfetimiz Seninle olsun. Korkumuz varsa Zâtından başkasına gitmek hususun da olsun. Maksadlarımızı bir eyle, o da Zâtın, Senin yakınlığın ol sun. Dünyamız ve uhrâmız, hep yakınlığında devam etsin.

“Rabb’imiz, bize dünyada iyilik ver. Âhirette iyilik ver. Ve bizi ateş azabından koru.” (el-Bakara, 2/201) Âmin!
* * *

2. Meclis “Îman sahibinin ferasetinden sakının; çünkü o, Allah’ın verdiği nurla bakar.”


İyi görmekten mahrum olan, iyi olamaz. Sen bir hevesten ibaret sin, hevâ peşinde koşanlara sen de karışmaktasın.

Dertli bir şahıs, arkadaşına şöyle sordu:

“Bu körlük, ne zamana kadar gider?” Öbürü cevap verdi:

“Tabip bulununcaya kadar!”

Yılıp usanmadan bir tabip ara. Bulunca başını önüne koy ve yalvar. O tabip için iyi düşün; kötülük yapacağı aklına gelmesin. Onu töhmet altına almak isteme. Gözün hiç görmüyorsa, yavrunu yanına al. Beraberce tabip kapısına yönel. Bıkma, usanma; onun kapısında bekle. Vereceği her ilâcı itimatla kabul et. Acı gelirse de dayan. Böylece hâlin düzelir ve gözlerin açılır.
* * *

Allah için gönlünü engin kıl. Bütün işleri O’na bırak. Yapılan şeylerden kendin için bir pay çıkarma. Nefse haddi aştırma. Onu iflâs ayağıyla ez, halktan yana kapıları kapa.

O nefsin tek kapısı senin canibinde olsun. Her an nefsi yalnız bırakma. Her gün muhasebe et. Hatalara özür diletmeden bırakma. Her suçunu itiraf ettir. Sonra nefsi al, kendi varlığın varsa onu da bul, birlikte Hakk’a yönel. Fayda veya zarar, Hak’tan başkasından gelmez. Veren, alan, O’ndan gayrı değildir; buna inan. İnsan için en tatlı şey îmandır. Îmanın sonunda hayli iyi işler olur. Kalbin gör mez tarafı kalkar. Kalbin ve ruh basiretin, hareket hâline gelir.

* * *

Ey evlat! Kaba elbise giymek iş değildir. Yemek ve içmek işini bir yana atmakta da iş yoktur. Asıl önemli şey, kalbin kötü şeyleri kabul etmemesindedir. Doğru olan, sofu libasını önce içine giyer, son ra dışına… Bu libasını ruhuna sevdirir, iç âlemine teşmil eder, daha sonra bütün varlığına… Bu giyilen sofu libası, Hak yolcusunun içâle mini biraz sıkar; sabrı bulursa Hakk’ın rahmet eli onu kurtarır. Mevlâ’nın acıma ve esirgeme tecellisi onun bütün hâlini gülistana çevirir. Cümle sıkıntılı hâllerini giderir. Hak yolcusu, yolunu iyi seçince, sahibi onu, bu kara balçık elbiseden çabuk alır. Ferah libasını giydirir. Belâ nimete, darlık genişliğe, korku emniyete döner. Uzak olmaz; yakın olur. Fakirlik kaybolur, gönül ve ruh zenginliği onun yerini alır.

* * *

4 Nisan günü 1951- Mahsenli Ali Efendi’nin Vefatının 63 yıl dönümü

أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzunda olmazlar.

Yunus Suresi 62. Ayet

Vefatının 63. Sene-i Devriyesinde Üstadımız Evliyalar Sultanı Mahsenli Ali Efendiyi hasret ve özlem ile anıyoruz. Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa Habibullah ile Adem Safiyyullah arasında yaşamış 124 Bin Enbiya-i Kiram Hazeratının, onların Ehli Beytlerinin ve Ashablarının, Hamse-i Ali Aba halkının ve onların kıymetli evlatları 12 İmamın ve bu yüce kametlerin yollarından gitmiş Evliya-i Kiram Hazeratlarının, Silsile-i Aliyede bulunan Başta Kutbuzzaman Muhammed Sıddık Haşimi ve Mahsenli Ali Efendi Hazretlerinin mübarek pak ruhu şerifleri için 11 ihlas 1 Fatiha  okuyalım.

Nuru Şems Grubu

AŞIKLAR ÖLMEZ

Ya rab bu ne derttir derman bulunmaz
Benim garip gönlüm aşktan usanmaz
Aşık ki cana kaldı aşık olmaz
Canın terketmeyen, ma’şukun bulmaz
*** ***
Aşk pazarıdır bu canlar satılır
Satarım canımı kimseler almaz
Aşık, bir kişidir, Bu dünya malın
Ahiret korkusun bir pula saymaz
*** ***
Bu dünya ol ahiretten içeri
Aşıkın yeri var kimseler bilmez
Yunus öldü diye sela verirler
Ölen hayvan imiş, AŞIKLAR ÖLMEZ 

40. Meclis “Önce gözünü kapayan perdeyi arala, sonra yalvar”

Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur:

“Allah bir kulu hakkında hayır dilerse, onu din ilimlerinde anlayışlı kılar. Nefsinde mevcut ayıpları görmeyi kendisine nasip eder.”

Din işlerinde derin bilgiye sahip olmak, nefsin bilinmesini sağlar. Dolayısıyla Yaratan’ın kuvvet ve kudretini… O’nun yaratıcı ve besleyici kuvvetini bilen, bütün eşyayı olduğu gibi görür ve bilir. Kulluk bu bilgi ile olur. Başkalarının boyunduruğu altından bu bilgi ile çıkılır. Senin için ne kurtuluş, ne bir felah çaresi düşünülebilir; ancak yukarıda anlatılan bilgi ve görgüye sahip olup Hak Teâlâ’yı diğer var görünen cümle eşyaya tercih ettikten sonra…

Şehvet duygularını, din işlerinden sonraya bırak. Âhiret işlerini dünyadan önce düşün. Yaratılmışları, Yaratan’ın emrinden sonra düşün. Yıkılışın, şehevî duygularını din işlerine tercihle başlar, dünyayı âhiret işlerinden üstün tutunca ve Yaratan’ı yaratılmışlardan sonra anmanla olur. Sözlerimiz büyüktür. Bunlarla amel edersen, sana yeter.

Önce gözünü kapayan perdeyi arala, sonra yalvar. Sen Hak’tan böyle perdeli kaldıkça yaptığın duaya icabet olmaz. İcabet ancak yalvarana olur.

Hak Teâlâ’nın emrine uyarak iş görürsen, O da yaptığın duayı kabul eder, arzunu yerine getirir. Harman, ancak ekim işi yapıldık tan sonra beklenir. Ekini biçebilmek için bunu yapman gerekir. Bu durumu, Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle beyan eder: “Dünya âhiretin ekeneğidir.”

Bu dünyada bütün varlığınla ekim işine çalış. İman tohumunu kalbine ve bütün varlığına saç. Ona iyi işler suyunu dök, büyüt. Bu kalp yumuşak, merhamet ve şefkat dolu olursa bitki biter. Sert, haşin ve kuraksa, ondan bitki bitmez. Kayaların üstüne saçılan tohum, yokluğa daha yaklaşır. Bu ekim ilmini öğren, kendi reyinle yetinme. Peygamber (s.a.v) Efendimiz buyurur ki: “Her sanatı ehlinden öğreniniz.”

Sen yalnız dünya işleri ile olmaktasın, öbür âlemin işlerini bir yana atmaktasın. Âhiret işlerini istiyorsan, bu dünyanın işlerini kal bine sokma. Hak Teâlâ’yı arzu ediyorsan, âhireti kalbinden at. İyi sayılmayan bütün kötü hazları benliğinden çıkar. Bunları yapabilirsen dünya ve âhiret sana gelir. Çünkü, esas seninledir. Gelecekler ise ona uyar.

Akıllı ol. Aklına ve zekâna sahip çık. Aklın bir şeye ermiyor, seçme kabiliyetin çok az. Bütün hâlin halka yanaşık; onları Hak Teâlâ’ya ortak kabul etmektesin. Bu hâline tevbe edip dönmediğin takdirde ölürsün; mânevi yönden çürür, Allah yoluna girenlerden ayrılmış olursun. Onlara bu kötü hâlinle yakın olma. Onlara zahmet etme. Kapılarını bırak. Onlara kalbinle girersen olur. Kalbini onlar ney lesin? Nifaklı hâlin onları üzer. Bir takım geçici çağrı onları sıkıntı ya sokar. İçinde bulunduğun boş heves onlara ayan olur. Kalp ve sır hâlinle onlara gidersen iyi olur. Faydayı kalbinle alabilirsin. O zâtların kapısı tevekkül ve sabırlı kişileri içeri alır. Onların kapısı kıs metine razı olanlara açılır.

* * *

Ey evlat! Şeklini değiştirme. Hakk’ı sev. Üzerine çeşitli bela okları bile yağsa sesini çıkarma, sevgi ve muhabbet hâline devam et. Fırtına seni yerinden kaydırmasın. Yağan yağmur seni kaçırmasın. Atılan oklar seni incitmesin. İçini ve dışını halkın giremediği bir makama çıkar. Orada dünya olmasın… Orada âhiret olmasın… Mevhum hakları orada aramaya kalkma. Kötü nazlarını o yerde isteme, orda üzüntü duyma, şekil arama. Hakk’tan başka şeyin olacağını umma. Halkın zahirdeki halini görüp üzüntü duyma. Ailenin geçim sıkıntısı seni derde sokmasın. Eline dünya malı az geçince üzülme, şeklini değiştirme. Çok olursa hâlini çirkin etme. O makam büyük tür. Sakın o makama çıkarsan övülme bekleme. Kötüleyenlere darılma. Hepsini boş gör. Zaten oraya yerli olursan bu işler kendiliğinden olur. Ve sen tam bir yokluğa gömülürsün. Eğer elde edersen bulunduğun o hâle, insan ve cin, cümle yaratılmışlar içinden bir tanesi bile akıl erdiremez. Zaten akıl bunları idrâkten âcizdir.

Bazı büyükler şöyle der: “Doğruluğun tamsa bize yanaş, yoksa uzak ol.”

* * *

1. Meclis “Onun halimi bilmesi bana yeter”

Kader başa geldiği zaman gönderene kafa tutmak, inancı öldürür, tevhid -Allah’ı birleme- nurunu söndürür, tevekkül ve ihlâsı yok eder.

Îman sahibinin kalbi, “niçin ve neden oldu” gibi sözleri bilmez. Belki “şundan veya bundan oldu” gibi yersiz lafları da dile getir ez. Bildiği tek şey vardır, o da;

“Baş üstüne, hoş geldi, sefalar getirdi!” diye karşılamaktır.

* * *

Nefis, tümüyle muhalefet safında durur. Durmadan niza çıkarır, daima karışıklık ister. Onun ıslahını dileyen, cihad ehli olsun. Ta şerrinden emin oluncaya kadar. O nefis, şer içinde şerdir. Onunla cihad edersen emin olabilirsin. Neticede göreceksin ki, hayır için de hayır oluyor. Cihad devam ettiği müddetçe, onu her iyiliğe uyar bulursun. İbadetleri hoşlukla yapmaya koyulur. Ve bu uyarlık mü kâfatı olarak şu ilâhî hitap ona gelir:

“Ey mutmainne -sakin, Hakk’a uyar- nefis, Rabb’ine dön! O, senden razı; sen de O’ndan hoşnut olarak!” (el-Fecr, 89/27-29)

Bu cihad sonunda, nefse itimat caiz olur. Çünkü şerli yönü ıs lah olmuştur. Nefsi halkın eline bırakma! Ta ki, manevî pederi İb rahim’e (a.s) nispeti yerinde olsun.

O ki, nefsi bir yana atmıştı. Ve herkesten ayrı tutmuştu. Şahsî hevesini söndürmüştü. Boşlukta uçuyordu. Bütün varlığı ile sakin di. Her şey onu ateşten korumaya geliyordu. Ama onun bunlara al dırış ettiği yoktu. Allah’tan başka kimseden talebi yoktu.

“O’nun hâlimi bilmesi, bana yeter!” diyordu.

Çünkü tam teslim olmuştu. Hakkiyle tevekkül etmiş, Rabb’ın zatına sığınmıştı. İşte bu sığınmadır ki;

“Biz ateşe, ‘İbrahim’e yakıcı olma, serin ve selâmet üzere ol!’ dedik.” (el-Enbiyâ, 21/69) mealinde gelen ilâhî fermanın inzaline sebep oldu.

Sabırlı kullara, Allah’ın bu dünyada hesapsız yardımı olur. Âhirette ise sayısız nimetleri… Şu âyet-i kerime sözümüze şahittir:

“Sabırlı kulların mükâfatı bol ve hesapsız verilir.” (ez-Zümer, 39/10)

Sabırlı kulların bu âlemde çektiği cefa, O’nun gözünden kaçmaz.

Siz, bir an olsun O’nun uğruna sabır yolunu tutun; yıllarca ecrini alırsınız. Zaten ömür boyunca “Kahraman” lakabıyla gezen, onu, bir anlık cesaret sonunda almıştır.

“Allah sabırlı kişilerle olur.” (el-Bakara, 2/153) Bu oluş, maddî bir terim değildir, manevîdir. Sabırlıyı Allah zafere ulaştırır, yardımını bol eder. Siz sabra devam ettikçe her an yardımcınız O olur. Yeter ki, O’na bağlanmayı ve O’nun varlığına sığınmayı bilesiniz. O’nunla sabredin, O’nunla ayık olun; gaflet uykusundan uyanın.

Uyanmayı, ölüm anına bırakmayın; önceden uyanın. Biliniz ki, o anda uyanmanız sizi felâketin kucağından çeviremez. O’nun huzuruna varmadan uyanın. O’nun şedit emirlerini duymadan gözlerinizi açın. Sonra pişman olursunuz; ama ne çare ki, faydasız olur.

* * *

Kalplerinizi ıslâh etmeye çalışın. Çünkü onun salâh bulması, bütün varlığın salâha ermesi sayılır. Bu mevzuda, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in şu hadîs-i şerifini anlatmak yerinde olur:

“Ayık olun, insanda bir et parçası vardır. O iyi olunca, bütün duygular güzelleşir. O fesada uğrarsa bütün duygular iyiliğini kaybeder. İşte o et parçası ‘kalp’tir.”

Kalbin salâhı; takva, tevekkül ve bütün işlerde ihlâs sahibi olmakla mümkündür. Fesadı ise; bunların yokluğu ile olur.

Kalp, şu bünye kafesinde bir kuş gibidir. Ve bir şişe içinde saklı inciye benzer; hazinede gizli, muteber bir meta gibidir. Bakılacak şey, kafes değil, içindeki kuştur. İçindeki inciye bakılmalıdır, şi şeye değil. Hazinedeki muteber nesne dururken, duvarına, kerpicine bakmak neye yarar.

Allah’ım, duygularımızı itaatinde kullan. Kalplerimizi marifet nurunla doldur. Hayatımız boyunca yolunda kalmak için bizlere başarı ihsan eyle! Bizleri geçmişteki iyilere kat. Onlara verdiğini bi ze de nasip et. Onlara zatını vermiştin; bize de ver! Âmin!

* * *

Çanakkale

Çanakkale Şehidlerine

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”

Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun; Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela…
Hani tauna da zuldür bu rezil istila…

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı! hayasızcasına,

Maske yırtılmasa halâ bize affetti o yüz…
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman o orduyu seyret ki, bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;

Bu göğüslerse Huda’nın ebedi serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.

Asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab…
Seni ancak ebediyetler eder istiab.

“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın… Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat…

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

VATAN UĞRUNA CANLARINI VE GERİDE KALACAKLARI DÜŞÜNMEDEN YÜRÜYEN AZİZ ECDADIMIZIN MÜBAREK PAK RUH-U ŞERİFLERİ İÇİN 1 FATİHA 11 İHLAS

15-NURU ŞEMS kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , . Leave a Comment »
%d blogcu bunu beğendi: